|
Zaruri bir cevap: |
Yunus ZEYREK |
|
|
"Çveneburi
Yazarlar" başlığı altında dil yanlışlarıyla dolu, bilgi ve nezaketten
mahrum bir yazı çıktı. Bu yazıda naçiz şahsımı hedef alındığından, cevap
verme zarureti hâsıl olmuştur. Bu cevabî yazımızda, gerekli bilgi
yanlışlarını düzelttikten sonra, muhatabımızı da düştüğü çukurdan çıkarmaya
çalışacağız. Dil ve imlâ hatalarına karışmayacağız! Verdiğimiz bunca kaynağa
bakmadan saldırıldığı için bu yazımızda kaynak da vermeyeceğiz! "Gürcistan
hiçbir komşu ülkeye karşı toprak talebinde bulunmadı. 13000 yıllık yazılı
tarihi boyunca Gürcistan hiçbir zaman saldırgan olmadı, hiç kimsenin
topraklarına göz dikmedi." diyen Ramaz, şunları da söylüyor:
"Sovyet hükümeti, Kars antlaşmasına dayanarak daha da böldü Gürcistan'ı.
1921'de Anlaşılıyor
ki Gürcistan'da bazı kafalar, hâlâ o eski hastalıkla mâlûl! O zaman, buyurun
alın, derler! Yunus
Zeyrek, sıradan bir Türk vatandaşıdır. Onun, sizin vehmettiğiniz gibi
"Gürcistan'a karşı korkunç kampanya" başlatma niyeti yoktur. Esasen
bir insanın böyle uluslar arası faaliyete kudreti de yetmez! Korku ve dehşete
kapılmanıza gerek yok. Onun yazdıklarını anlayarak okursanız, aynı coğrafyada
dostça yaşamaktan başka bir niyetinin ve mesajının olmadığını görürsünüz. Şunu
da ifade etmeli ki, Yunus Zeyrek, sizin yaptığınız gibi onun bunun
milliyetini sorgulamıyor. O, "Herkes kendini nasıl hissediyorsa öyle
kabul edilmeli; kimse kimseye yeni bir milliyet giydirmeye
kalkmamalıdır!" diyor. Siz buna karşı mı çıkıyorsunuz? Çveneburi
dergisi ve Ahmet Özkan meselesi, Gürcistan vatandaşlarını nasıl
ilgilendiriyor, anlamak zor! Onların bu ülkede sevenleri ve sevmeyenleri
olabilir ve bir münakaşa varsa bunlar arasında cereyan eder! Bundan size ne
Ramaz? Özkan'ın niçin öldürüldüğünü bilmiyorum. Ama bu hadisenin Gürcülükle
ilgisi yok. Zira o zamanlar Türkiye bir kaosu yaşıyordu. Her gün insanlar öldürülüyordu.
Ben Ermenilerden ve terörden yana nasıl olurum? Lütfen biraz insanca
düşününüz. Kolhlarla
ilgili efsanelerin bir kısmını biz de biliyoruz. Siz başka efsaneler de
naklediyorsunuz. Neticede bunlar birer efsane! Pozitif kaynaklarda yer
almayan masallarla tarih yazılmaz. Biz, onların Turanî oldukları hakkında
birtakım tarih haberlerinin olduğunu zikretmişiz, o kadar. Bundan niçin
rahatsız oluyorsunuz? Tarih, bazen birtakım hipotezlerin çarpışmasıyla
gerçeğe ulaşıyor. Bu da bir tartışma konusudur. Acar'ın
Eger'den geldiği tezi daha akla yatkın değil mi? Eger kavminin tarihi,
Kartvellerle birlik arz etmiyor. Kartlis Çhovreba'da da böyle bir haber yok!
Dolayısıyla Kartvel efsanelerine de ihtiyaç yok. Bizim yazılarımızda şovenlik
yapmıyoruz. Ne yazmışsak kaynaklarını vermişiz. Lütfen yeniden okuyunuz ve
kabul etmiyorsanız verdiğimiz kaynakları yalanlayınız. Acara
halkının muhacereti konusunda da yanılıyorsunuz. Muhaceretin Rus provakasyonu
ve Hristiyan baskısıyla gerçekleştiğini defalarca yazdım. Yazdıklarımdan
habersiz olduğunuz anlaşılıyor. Birtakım duygusal ifadelerle terbiye
sınırlarını zorluyorsunuz. Bu göçlerle yalnız Müslümanlar gelmiştir
Türkiye'ye; Kahet, Megrel, İmeret'ten toplu göç olmamıştır. Gelenler de Türk
halkıyla aynı kültürü paylaştığı için herhangi bir etnik problem
yaşanmamıştır. Aksine bu muhacir ailelerin çok değerli evlâtları, her sahada,
geldikleri ülkenin hizmetinde olmuşlardır. Onların kimseyle bir derdi yok.
Onların derdi, Kartvel Hristiyanlardan bazı şovenlerin, bir zamanlar Ruslarla
el ele yaptıkları baskı ve zulüm yetmiyormuş gibi, yine aynı hayallerle yeni
senaryolar peşinde koşmalarıdır. Bagratlıların
Oğuz, Ermeni ve Gürcü menşeli olduğu söylenmektedir. Biz, yaptığımız
araştırma ve incelemelerden, bu hanedanın Hristiyan Oğuz oldukları yolundaki
tarih haberlerini dikkatlere sunuyoruz. Bunda alınacak ne var? Tarih, bağırıp
çağırmakla yazılmıyor; bilgi ve belgeyle yazılıyor. Sizin elinizde bir belge
varsa açıklayınız, öğrenelim. Bagratlıların Gürcü asıllı olduğunun delili
nedir? Türklüğün en önemli tarihî destanlarından biri olan Dede Korkut
Destanları coğrafyasında tarih sahnesine çıkmış olmaları, onların Türk
olabilecekleri tezini kuvvetlendirmektedir. Sonraki asırlarda Kıpçaklarla
akrabalık da kurarak onları getirip Kür ve Çoruh ırmakları boylarına
yerleştirmeleri de kayda değer bir husustur. 40.000 Kıpçak ailesinin
geldiğini kabul ediyorsunuz, fakat bu sayının o devirde nasıl bir kudreti
temsil ettiğini hesaba katmadan, bu kadar insanın bir avuç Kartvel içinde
tamamen eriyip gittiğini söylüyorsunuz! İdrakin bu kadar dibe vurması, dehşet
bir şey! İşte
Atabekler de, Bagratlı hanedanının davetiyle bölgeye gelen Kıpçaklardan
çıkmıştır. Özbeöz Türk dili ve Türk geleneğine ait olan "Atabek"
terimini, "Atabagi" yapmanızı yadırgamıyoruz. Zira Türk kültürünün
Gürcistan kültürünün her sahasında unutulmaz izleri ve etkileri vardır. Bütün
kaynakların ittifakla belirttiği bir aileyi alıp Gürcü yapmanızı bilim
ciddiyetiyle bağdaştıramıyoruz. Biz Gürcülerin eristav ve tavat gibi
terimlerine sahip çıkıyor muyuz? Kartlis
Çhovreba'daki Bun-Türk ve Kıpçak bahislerini niçin zikretmiyorsunuz. Bu
kaynağa göre, Kıpçakların bölgedeki mevcudiyeti, Kral David zamanında
gelenlerden çok öncelere dayanıyor. Bunu nasıl açıklayacaksınız? İşte size
Kartlis Çhovreba! Cakeliler
asla ve asla Kıpçak değillerdi." diyorsunuz. Şeceresi elimizde olan ve
Gürcü bilim adamları tarafından da açıkça bilinen Caklı ailesine niçin Gürcü
kimliği yakıştırıyorsunuz? Neden böyle bir ihtiyaç duyuyorsunuz? Önce
Hristiyan, XIII. Yüzyıldan beri de Müslüman olarak bölgede ve Osmanlı
Devleti'nin genelinde hizmetler veren birçok Caklı Atabek bulunmaktadır. Bu
ailenin en son mensuplarından biri olan Ahıskalı Mühendis-Hukukçu Osman
Server ATABEK, 1919-1920 savaşlarında Ahıska'da Gürcülere karşı savaşmadı mı?
O, Ardahan Mebusu iken TBMM'de kendi eliyle yazdığı biyografisinde,
"Elviye-i Selâsede (Kars, Ardahan ve Batum) millî teşkilât kurdum ve
Gürcülerle Ermenilere karşı mücadele ettim." demektedir. Eğer
bu ailenin Osmanlılar tarafından Türkleştirildiğini iddia ediyorsanız, şu
soruya da cevap bulmalısınız: Madem Osmanlı, milleti Türkleştiriyordu da,
sizi niçin Türkleştirmedi Ramaz? Gücü mü yetmedi? Kaldı ki Osmanlı'nın
Türkleştirme politikası olmamıştır. O bir dünya devletiydi. Caklılar Hristiyan
fakat Türk'tü. Bu aile mensupları, Osmanlı zamanında büyük Türk kitlesine
uyarak Müslüman olmuştur. Bu
ne derece asabiyetçilik böyle? Uçan kuşa, yüzen balığa, kaçan tavşana
Kartvellik giydiriyorsunuz! Selçuklularla
yapılan Pasinler/Basian savaşını Kartveller değil, komutanından erine kadar
Kıpçak olan Hristiyan Türkler kazandı. Bölgede
"Tamar" adının önemli bir yeri olduğunu herkes kabul eder. Zira o,
Bagratlı bir babadan ve Kıpçak bir anadan gelen güzelliğe sahipti. Devrinde
devlet ve ordu yönetimi tamamen Kıpçakların elindeydi. Macar bilgini L.
Rasonyı, "Gürcistan'ın parlak çağının büyük başbuğu Kubasar,
Kıpçaklıdır. Kraliçe Tamar'ın damarlarında da Kıpçak kanı vardır."
diyor. Gürcistan, Tamar devrinde biraz ayağa kalktı. Dolayısıyla, her kaleye,
kiliseye veya güzel bir yapıya bağlı efsaneler, "Tamar Dodopal"
adıyla birlikte anlatıldı. Yüzyıllarca aynı coğrafyada yaşayan insanların
böyle güzel bir kraliçenin adını ortak kullanmalarından daha tabii ne
olabilir? Sizin bahsettiğiniz "Tamar'ın Köprüsü" de bunlardan
biridir. Bu köprü Tamar tarafından yaptırılmış olsa da olmasa da önemli
değil. "Gürcülerin şurada burada bulunan her yapıyı Kraliçe Tamar'a
bağlama hastalığı var." diyen Rus araştırmacı V. Devitskiy'nin sözünü
yabana atamazsınız! Ama siz hiçbir bilgiyi ve belgeyi dikkate almıyorsunuz
ki... Bulgarların,
Türk menşeli değil, Fars menşeli olduğunu iddia ediyorsunuz. Yazdıklarımızı
okumayan, okuduğu birkaç satırı anlamayan ve muhtemelen kendisine sufle
edilmiş birtakım sivri sözleri bağıran birine ne söylemeli ki... Şimdi önceki
verdiklerimizden başka bir kaynak zikrediyoruz: Prof. Ebrar Kerimullin,
TATARLAR-İsmimiz ve Kimliğimiz. Bu kitap diyor ki, "Altın Orda devrinde
Bulgar kültürü önceki dönemin yerli kültürünün temelinde meydana gelmiştir. Kazan
Tatarlarının kültürünün temeli Bulgar kültürüdür. Tatarlar, Bulgarların
varisleridir. Tatar etnonimi tarihî bir hatadır. Altın Orda halkının asıl
bölümü Kıpçaklardan, yani Bulgarlara yakın kardeş halktan oluşuyordu. Ruslar,
Kazan Hanlığını Bulgar Hanlığının devamı olarak görmüşler, halkını da Tatar
değil Bulgar saymışlardır." Bulgarlarla
Kıpçakları, bir milletin türlü kavimleri olarak değerlendiren Kazanlı bilgin
kitabında, "Proishojdeniye Kazanski Tatar, Voljskiye Bulgarı" ve
daha birçok Rus kaynağını da zikrediyor. Bunların tamamını siz de okuyup
anlayasınız diye veriyorum! Coğrafî
adlar (toponomi) üzerine döktürdüğünüz incileri değerlendirmeye gerek
görmüyoruz. Bunların bir kısmını önceki kitaplarımda yazdım. Bir kısmını da
yakında çıkacak olan Posof'un Çizgileri adlı kitabımda görebilirsiniz. Rustaveli'nin
kitabının orijinalini görmedim, çevirisini okudum. Bu kitabın orijinalinin
kapağında Genceli Nizamî'yle ilgili bir ifade bulunduğu, fakat gösterilmediği
haberi, bir tarihte, muhtemelen 1976'da, Tiflis Müzesini gezen
bilgin/bürokrat rahmetli Prof. Emin Bilgiç'e aittir. Bu kadar
patırdanacağınıza böyle bir şeyin olup olmadığını adam gibi yazsanız daha iyi
olmaz mı! Var veya yok! Varsa ayıp değil, kusur değil! Ama kapatılmışsa,
bunun sebebini açıklamanız gerekir. Eğer yoksa da yok deyiniz! Biz sadece
sormuştuk! Kaç senedir, Şengelia da dahil olmak üzere, sadece kızıyorsunuz! S.
Cikia, size bir ibret olsun: Cikia, 1947 yılında Tiflis'te neşrettiği Ahıska
Mufassal Defteri'nin adını değiştirdi! Yakında bu değişikliği belgeleyeceğiz.
Bu
yazdıklarımdan bir şey anlamayıp da yeniden kalemi elinize alırsanız, lütfen
"Sözünde nezaket ve hükmünde isabet" kaidesine uyunuz. Aksi
takdirde cevaba değer görülmeyecektir. |
|
|
|