Zaruri bir cevap:
RAMAZ SURMANİDZE NELER SÖYLÜYOR?

 

Yunus ZEYREK


  

"Çveneburi Yazarlar" başlığı altında dil yanlışlarıyla dolu, bilgi ve nezaketten mahrum bir yazı çıktı. Bu yazıda naçiz şahsımı hedef alındığından, cevap verme zarureti hâsıl olmuştur. Bu cevabî yazımızda, gerekli bilgi yanlışlarını düzelttikten sonra, muhatabımızı da düştüğü çukurdan çıkarmaya çalışacağız. Dil ve imlâ hatalarına karışmayacağız! Verdiğimiz bunca kaynağa bakmadan saldırıldığı için bu yazımızda kaynak da vermeyeceğiz!

"Gürcistan hiçbir komşu ülkeye karşı toprak talebinde bulunmadı. 13000 yıllık yazılı tarihi boyunca Gürcistan hiçbir zaman saldırgan olmadı, hiç kimsenin topraklarına göz dikmedi." diyen Ramaz, şunları da söylüyor: "Sovyet hükümeti, Kars antlaşmasına dayanarak daha da böldü Gürcistan'ı. 1921'de 9970 km Türkiye'ye verildi." Bu hayal mahsulü iki cümledeki tutarsızlığı biraz açalım: Ramaz, birinci cümlede Gürcistan'ın kimseden toprak istemediğini söylerken ikinci cümlede Moskova ve Kars Antlaşmalarıyla, Rusların 1878'de kopardığı Kars, Ardahan, Artvin ve Batum'dan, Batum hariç diğerleri Türkiye'ye iade edildi. Şimdi Ramaz bunu, Gürcistan'ın bir kısım topraklarının Türkiye'ye verilmesi olarak değerlendiriyor! Bu bir toprak talebi ve saldırganlık değil mi? Tıpkı, 1945 yılında Canaşia ve Berdzenişvili adlı iki Kızıl Gürcü profesörün yayımlamış oldukları, "Türkiye'den Haklı Taleplerimiz" başlıklı yazıda olduğu gibi! Onlar Kars, Ardahan ve Artvin'le yetinmemiş, Tortum, Bayburt ve Trabzon'u da istemişlerdi.

Anlaşılıyor ki Gürcistan'da bazı kafalar, hâlâ o eski hastalıkla mâlûl! O zaman, buyurun alın, derler!

Yunus Zeyrek, sıradan bir Türk vatandaşıdır. Onun, sizin vehmettiğiniz gibi "Gürcistan'a karşı korkunç kampanya" başlatma niyeti yoktur. Esasen bir insanın böyle uluslar arası faaliyete kudreti de yetmez! Korku ve dehşete kapılmanıza gerek yok. Onun yazdıklarını anlayarak okursanız, aynı coğrafyada dostça yaşamaktan başka bir niyetinin ve mesajının olmadığını görürsünüz.

Şunu da ifade etmeli ki, Yunus Zeyrek, sizin yaptığınız gibi onun bunun milliyetini sorgulamıyor. O, "Herkes kendini nasıl hissediyorsa öyle kabul edilmeli; kimse kimseye yeni bir milliyet giydirmeye kalkmamalıdır!" diyor. Siz buna karşı mı çıkıyorsunuz?

Çveneburi dergisi ve Ahmet Özkan meselesi, Gürcistan vatandaşlarını nasıl ilgilendiriyor, anlamak zor! Onların bu ülkede sevenleri ve sevmeyenleri olabilir ve bir münakaşa varsa bunlar arasında cereyan eder! Bundan size ne Ramaz? Özkan'ın niçin öldürüldüğünü bilmiyorum. Ama bu hadisenin Gürcülükle ilgisi yok. Zira o zamanlar Türkiye bir kaosu yaşıyordu. Her gün insanlar öldürülüyordu. Ben Ermenilerden ve terörden yana nasıl olurum? Lütfen biraz insanca düşününüz.

Kolhlarla ilgili efsanelerin bir kısmını biz de biliyoruz. Siz başka efsaneler de naklediyorsunuz. Neticede bunlar birer efsane! Pozitif kaynaklarda yer almayan masallarla tarih yazılmaz. Biz, onların Turanî oldukları hakkında birtakım tarih haberlerinin olduğunu zikretmişiz, o kadar. Bundan niçin rahatsız oluyorsunuz? Tarih, bazen birtakım hipotezlerin çarpışmasıyla gerçeğe ulaşıyor. Bu da bir tartışma konusudur.

Acar'ın Eger'den geldiği tezi daha akla yatkın değil mi? Eger kavminin tarihi, Kartvellerle birlik arz etmiyor. Kartlis Çhovreba'da da böyle bir haber yok! Dolayısıyla Kartvel efsanelerine de ihtiyaç yok. Bizim yazılarımızda şovenlik yapmıyoruz. Ne yazmışsak kaynaklarını vermişiz. Lütfen yeniden okuyunuz ve kabul etmiyorsanız verdiğimiz kaynakları yalanlayınız.

Acara halkının muhacereti konusunda da yanılıyorsunuz. Muhaceretin Rus provakasyonu ve Hristiyan baskısıyla gerçekleştiğini defalarca yazdım. Yazdıklarımdan habersiz olduğunuz anlaşılıyor. Birtakım duygusal ifadelerle terbiye sınırlarını zorluyorsunuz. Bu göçlerle yalnız Müslümanlar gelmiştir Türkiye'ye; Kahet, Megrel, İmeret'ten toplu göç olmamıştır. Gelenler de Türk halkıyla aynı kültürü paylaştığı için herhangi bir etnik problem yaşanmamıştır. Aksine bu muhacir ailelerin çok değerli evlâtları, her sahada, geldikleri ülkenin hizmetinde olmuşlardır. Onların kimseyle bir derdi yok. Onların derdi, Kartvel Hristiyanlardan bazı şovenlerin, bir zamanlar Ruslarla el ele yaptıkları baskı ve zulüm yetmiyormuş gibi, yine aynı hayallerle yeni senaryolar peşinde koşmalarıdır.

Bagratlıların Oğuz, Ermeni ve Gürcü menşeli olduğu söylenmektedir. Biz, yaptığımız araştırma ve incelemelerden, bu hanedanın Hristiyan Oğuz oldukları yolundaki tarih haberlerini dikkatlere sunuyoruz. Bunda alınacak ne var? Tarih, bağırıp çağırmakla yazılmıyor; bilgi ve belgeyle yazılıyor. Sizin elinizde bir belge varsa açıklayınız, öğrenelim. Bagratlıların Gürcü asıllı olduğunun delili nedir? Türklüğün en önemli tarihî destanlarından biri olan Dede Korkut Destanları coğrafyasında tarih sahnesine çıkmış olmaları, onların Türk olabilecekleri tezini kuvvetlendirmektedir. Sonraki asırlarda Kıpçaklarla akrabalık da kurarak onları getirip Kür ve Çoruh ırmakları boylarına yerleştirmeleri de kayda değer bir husustur. 40.000 Kıpçak ailesinin geldiğini kabul ediyorsunuz, fakat bu sayının o devirde nasıl bir kudreti temsil ettiğini hesaba katmadan, bu kadar insanın bir avuç Kartvel içinde tamamen eriyip gittiğini söylüyorsunuz! İdrakin bu kadar dibe vurması, dehşet bir şey!

İşte Atabekler de, Bagratlı hanedanının davetiyle bölgeye gelen Kıpçaklardan çıkmıştır. Özbeöz Türk dili ve Türk geleneğine ait olan "Atabek" terimini, "Atabagi" yapmanızı yadırgamıyoruz. Zira Türk kültürünün Gürcistan kültürünün her sahasında unutulmaz izleri ve etkileri vardır. Bütün kaynakların ittifakla belirttiği bir aileyi alıp Gürcü yapmanızı bilim ciddiyetiyle bağdaştıramıyoruz. Biz Gürcülerin eristav ve tavat gibi terimlerine sahip çıkıyor muyuz?

Kartlis Çhovreba'daki Bun-Türk ve Kıpçak bahislerini niçin zikretmiyorsunuz. Bu kaynağa göre, Kıpçakların bölgedeki mevcudiyeti, Kral David zamanında gelenlerden çok öncelere dayanıyor. Bunu nasıl açıklayacaksınız? İşte size Kartlis Çhovreba!

Cakeliler asla ve asla Kıpçak değillerdi." diyorsunuz. Şeceresi elimizde olan ve Gürcü bilim adamları tarafından da açıkça bilinen Caklı ailesine niçin Gürcü kimliği yakıştırıyorsunuz? Neden böyle bir ihtiyaç duyuyorsunuz? Önce Hristiyan, XIII. Yüzyıldan beri de Müslüman olarak bölgede ve Osmanlı Devleti'nin genelinde hizmetler veren birçok Caklı Atabek bulunmaktadır. Bu ailenin en son mensuplarından biri olan Ahıskalı Mühendis-Hukukçu Osman Server ATABEK, 1919-1920 savaşlarında Ahıska'da Gürcülere karşı savaşmadı mı? O, Ardahan Mebusu iken TBMM'de kendi eliyle yazdığı biyografisinde, "Elviye-i Selâsede (Kars, Ardahan ve Batum) millî teşkilât kurdum ve Gürcülerle Ermenilere karşı mücadele ettim." demektedir.

Eğer bu ailenin Osmanlılar tarafından Türkleştirildiğini iddia ediyorsanız, şu soruya da cevap bulmalısınız: Madem Osmanlı, milleti Türkleştiriyordu da, sizi niçin Türkleştirmedi Ramaz? Gücü mü yetmedi? Kaldı ki Osmanlı'nın Türkleştirme politikası olmamıştır. O bir dünya devletiydi. Caklılar Hristiyan fakat Türk'tü. Bu aile mensupları, Osmanlı zamanında büyük Türk kitlesine uyarak Müslüman olmuştur.

Bu ne derece asabiyetçilik böyle? Uçan kuşa, yüzen balığa, kaçan tavşana Kartvellik giydiriyorsunuz!

Selçuklularla yapılan Pasinler/Basian savaşını Kartveller değil, komutanından erine kadar Kıpçak olan Hristiyan Türkler kazandı.

Bölgede "Tamar" adının önemli bir yeri olduğunu herkes kabul eder. Zira o, Bagratlı bir babadan ve Kıpçak bir anadan gelen güzelliğe sahipti. Devrinde devlet ve ordu yönetimi tamamen Kıpçakların elindeydi. Macar bilgini L. Rasonyı, "Gürcistan'ın parlak çağının büyük başbuğu Kubasar, Kıpçaklıdır. Kraliçe Tamar'ın damarlarında da Kıpçak kanı vardır." diyor. Gürcistan, Tamar devrinde biraz ayağa kalktı. Dolayısıyla, her kaleye, kiliseye veya güzel bir yapıya bağlı efsaneler, "Tamar Dodopal" adıyla birlikte anlatıldı. Yüzyıllarca aynı coğrafyada yaşayan insanların böyle güzel bir kraliçenin adını ortak kullanmalarından daha tabii ne olabilir? Sizin bahsettiğiniz "Tamar'ın Köprüsü" de bunlardan biridir. Bu köprü Tamar tarafından yaptırılmış olsa da olmasa da önemli değil. "Gürcülerin şurada burada bulunan her yapıyı Kraliçe Tamar'a bağlama hastalığı var." diyen Rus araştırmacı V. Devitskiy'nin sözünü yabana atamazsınız! Ama siz hiçbir bilgiyi ve belgeyi dikkate almıyorsunuz ki...

Bulgarların, Türk menşeli değil, Fars menşeli olduğunu iddia ediyorsunuz. Yazdıklarımızı okumayan, okuduğu birkaç satırı anlamayan ve muhtemelen kendisine sufle edilmiş birtakım sivri sözleri bağıran birine ne söylemeli ki... Şimdi önceki verdiklerimizden başka bir kaynak zikrediyoruz: Prof. Ebrar Kerimullin, TATARLAR-İsmimiz ve Kimliğimiz. Bu kitap diyor ki, "Altın Orda devrinde Bulgar kültürü önceki dönemin yerli kültürünün temelinde meydana gelmiştir. Kazan Tatarlarının kültürünün temeli Bulgar kültürüdür. Tatarlar, Bulgarların varisleridir. Tatar etnonimi tarihî bir hatadır. Altın Orda halkının asıl bölümü Kıpçaklardan, yani Bulgarlara yakın kardeş halktan oluşuyordu. Ruslar, Kazan Hanlığını Bulgar Hanlığının devamı olarak görmüşler, halkını da Tatar değil Bulgar saymışlardır."

Bulgarlarla Kıpçakları, bir milletin türlü kavimleri olarak değerlendiren Kazanlı bilgin kitabında, "Proishojdeniye Kazanski Tatar, Voljskiye Bulgarı" ve daha birçok Rus kaynağını da zikrediyor. Bunların tamamını siz de okuyup anlayasınız diye veriyorum!

Coğrafî adlar (toponomi) üzerine döktürdüğünüz incileri değerlendirmeye gerek görmüyoruz. Bunların bir kısmını önceki kitaplarımda yazdım. Bir kısmını da yakında çıkacak olan Posof'un Çizgileri adlı kitabımda görebilirsiniz.
"İsmini ve tarihini söylemediğim bir gazeteden alıntı" yaptığım iddiası, iftiraya yeltenmekten başka bir şey değildir. Kitabımı adam gibi okumuş olsaydınız, dipnotta her şeyi görürdünüz. Ama sayfalarca dipnotsuz yazılar yazan biri, dipnota bakar mı?!

Rustaveli'nin kitabının orijinalini görmedim, çevirisini okudum. Bu kitabın orijinalinin kapağında Genceli Nizamî'yle ilgili bir ifade bulunduğu, fakat gösterilmediği haberi, bir tarihte, muhtemelen 1976'da, Tiflis Müzesini gezen bilgin/bürokrat rahmetli Prof. Emin Bilgiç'e aittir. Bu kadar patırdanacağınıza böyle bir şeyin olup olmadığını adam gibi yazsanız daha iyi olmaz mı! Var veya yok! Varsa ayıp değil, kusur değil! Ama kapatılmışsa, bunun sebebini açıklamanız gerekir. Eğer yoksa da yok deyiniz! Biz sadece sormuştuk! Kaç senedir, Şengelia da dahil olmak üzere, sadece kızıyorsunuz!

S. Cikia, size bir ibret olsun: Cikia, 1947 yılında Tiflis'te neşrettiği Ahıska Mufassal Defteri'nin adını değiştirdi! Yakında bu değişikliği belgeleyeceğiz.
Görüyorsunuz ki tarih belge istiyor, bilgi istiyor; öfkenin yeri yok Ramaz!
Sonuç: Biz, Gürcü halkına düşmanlıktan yana değiliz. Ne var ki elindeki toprakların hakkını veremeyen bazı şoven tipler, gerçekleri bırakıp hayal âleminde yüzerek, Türk milletine iftira ederek bir kısım Türk toprağının hâlâ kendilerine ait olduğu rüyasını yüksek perdeden dile getiriyorlar. Bu da bizi rahatsız ediyor. Bizim bilimsel çalışmalarımızı çığırından çıkararak "düşmanlık" gösteriyorlar. Aynı bölgede dostça yaşamak ve mevcut ortak kelimelerin sayısını çoğaltmak daha iyi değil mi Ramaz?

Bu yazdıklarımdan bir şey anlamayıp da yeniden kalemi elinize alırsanız, lütfen "Sözünde nezaket ve hükmünde isabet" kaidesine uyunuz. Aksi takdirde cevaba değer görülmeyecektir.