ALMAN AJANLARININ
LAZLAR ÜZERİNE OYUNLARI
|
|
Almanya’nın, Balkanlar, Kafkasya ve
Orta Doğu'da menfaatlerinin çatışması sebebiyle rakip gördüğü Türkiye
üzerinde, çeşitli hesapları olduğu bilinmektedir. Bu hesaplar bazen diplomasi
ile götürülürken, bazen de Türkiye’nin yumuşak karnı olarak görülen hususlar
istismar edilmektedir. Şimdiye kadar istismar edilen veya edilmeye çalışılan
Kürtler ve Aleviler gibi unsurların yanında Lazların da uzun süredir istismar
edilmeye çalışıldığı ortaya çıktı. Hemen belirtmek gerekir ki, dış
güçlerin kışkırtmak üzere büyük çabalar harcamalarına karşılık Lazları oyuna
getiremedikleri, Türkiye’nin çimentosu olmakla övünen bu necip insanların
ülkeye sadakatten bir an olsun ayrılmadıkları açıktır. Ancak onların bu temiz
ve asil davranışı istismarcıların çalışmalarına engel olamamış ve ajanlar
tarafından faaliyetler ileriye götürülmeye çalışılmıştır. Her kesim
içerisinde fanatik kişiler veya küçük gruplar bulmak elbette mümkündür. Bu
durum o topluluğa bir eksiklik getirmez, ancak bunları da küçümsememek ve
istismarlarına engel olmak gerekir. Alman Ajanının Faaliyetleri Şimdi sizlere Dr. Necip
Hablemitoğlu’nun bir çalışmasından konumuzla ilgili bölümü aynen sunuyoruz: “1960’lı
yıllarda, Türkiye’den Almanya’ya giden işçilerimiz arasında, “Kürt”,
“Çerkez”, “Pomak”, “Boşnak”, “Arnavut”, “Laz” vb. kökenli vatandaşlarımızla,
Marksist - Siyasal İslamcı - Ümmetçi - Tarikatçı ve de Mezhepçi
vatandaşlarımız arasında “çengel” atılanların sayısı hiç de az değildir.
Kamuoyumuz tarafından hiç bilinmeyen bir örnek vermek gerekirse, BND (Bundesnachrıchtendıenst:
Alman İstihbarat Örgütü) ilişkili bir akademisyen olan Dr. Wolfgang
Feurstein, 1960’lı yılların başından itibaren Lazların ayrı bir ulus olduğu
gerekçesiyle BND bünyesinde bir birim oluşturmuştur. Bu birim, önce masum bir
biçimde, Karadenizli işçilerimiz arasından “Kaçkar Kültür Halkası” teorisine
taraftar bulmaya çalışmıştır. Sıra, Lazca alfabenin hazırlanmasına, sonra da
bu alfabe ile yazılmış ders kitaplarının basımına ve dağıtımına gelmiştir.
Lazcanın bağımsız ve yeterli bir dil haline dönüştürülmesi için akademik
nitelikli çalışmalar yapılmış ve tüm yayınlar, folklorik nitelikteki
periyodikler dahil, başlangıçta gazeteci, akademisyen ve turist kimlikli BND
elemanlarının valizlerinde Türkiye’ye sokularak hedef bölgeye ulaştırılmıştır.
Ancak, Feurstein’in yaklaşık 20 yıl öncesinde Türk makamları tarafından
şüpheyle yakalanarak sorgulanması ve bir süre gözaltında tutulmasından sonra,
bu iş Almanya’da Laz bilinciyle yetiştirilen ikinci jenerasyon işçi
çocuklarına havale edilmiştir. BND, sırf güvenlik gerekçesiyle ve Türkiye’yi
uyandırmamak amacıyla, uzun yıllar bu tür yayınları posta yerine güvenilir
kuryelerle bölgeye göndermeyi yeğlemektedir. BND’nin finansesi ile Türkiye’de
1994’ün ilk aylarında çıkarılan Türkçe-Lazca OGNİ adlı gazetenin mahkeme
kararı ile kapatılması ve editörünün gözaltına alınması olayı ile 1992’de
İstanbul Üniversitesi’nde aşırı sol örgütlere mensup öğrencilerin bir boykot
eyleminde lazca yazılmış afiş asılması olayı, Alman medyasında Türkiye
aleyhine defalarca kullanılmıştır. Bugün Alman üniversitelerinde laz
kürsüleri mevcuttur. Nitekim, Yunanistan’da da Laz kimliğini kabul eden
yaklaşık 300 Türk vatandaşının burslu olarak üniversite eğitimi aldığına
ilişkin duyumlar gelmektedir.” (Dr. Necip
Hablemitoğlu, Bundesnachrichtendienst Ve Kosova Sorunu, Yeni Hayat Dergisi
55. sayısından) Faaliyetler Doğrulanıyor Alman ajanı Feurstein’i tanıdığını
itiraf eden Ö.Soysal adlı Türkiye düşmanı şahıs, bu kişinin yazdıkları
doğrultusunda Lazları yönlendirmek için büyük gayretlere girişmiştir.
Almanya’da öğretmenlik yapan ve kendisini Gümüşhaneli olarak tanıtan Soysal,
bir süre önce “ihanet haritası“ yayınlayan bir Forumun ve ilgili web
sayfalarının kurulmasında Cengiz Kibaroğlu’na en büyük teknik desteği veren
kişidir. Kendisinin de Feurstein gibi kişiler vasıtasıyla Alman istihbaratı
ile ilişkide olma ihtimali kuvvetlidir. Çünkü kendisi şu ifadeleri
yazabilmiştir: "Türkiye`de her türlü siyasi eğilimleri temsil edenler
bir yerlerin ajanı değil midir? TKP Moskova'nın, Halkın sülalesi Tiran`in,
Generaller pentagonun... Halkımızın gözünde ajanlık utanılacak bir şey değil,
tersine becerikli insan sayılıp saygı görür ve bir gün işimiz düşer diye de
iyi davranırlar." Ajanlığı böylesine meşrulaştırabilen bir kişiden
şüphe etmek gerekmez mi? Bu kişinin sürekli tekrarladığı
“Türkiye Cumhuriyeti yıkılmalıdır“ vs gibi herzeleri yanında Mustafa Kemal
Atatürk’e de ağır ithamları ve hakaretleri sözkonusudur. Şöyle ki; „... Bu
arada bir sıradan katil diktatör çıkıp, içki sofrasında uydurduğu ve o
ülkenin hiç bir halkının dili, dini, genel olarak kültürü ve tarihi ile hiç
bir alakası olmayan bir uydurma ulus tasarlasın. Bu ulusa gerçek dışı bir
tarih uydursun. Bir dil uydursun. Yemek kültüründen, müzik kültürüne kadar
her alanda Avrupa`da veya bir yerlerden aparttığı şeyleri “Gerçek Türk
Kültürü“ adı ile bu halklara ve sopa ile dayatsın. ... İçki sofrasında
uydurulan bu ulus zırvasına dayanan proje önce Kürt ulusal kurtuluş
mücadelesinin yükseldiği 1984 sonrası dönemde yerle yeksan oldu.“ İşte Atatürk’ü “içki sofrasında ulus
yaratmak“la suçlayan kişinin, 1984’te başlayan PKK terörüne övgü cümlesi
hemen paragrafın sonunda kendini gösterdi. Ö.
Soysal’ın “değerli bilim adamı“ dediği Feurstein’e yer veren Ascherson adlı
şahsın kitabı ile ilgili sözleri ise şöyle: “1995 yılında Black Sea adı ile Londra`da yayınlanan Neal
Ascherson`un kitabı 1998`de Almanya`da Schwarzes Meer adı ile yayınlandı.
Geçenlerde bir tanıdığım kitabı bana hediye etti. Kitap hakkında
izlenimlerini anlattı. Kitap özetle Karadeniz kıyısındaki halkların kapsamlı
bir araştırmasını bir edebiyat ve tarih yazımı karışımı teknikle
okuyucularına sunuyor. Kitabı henüz okumadım. Tanıdık bana kitapta Wolfgang
Feurstein`i tanıtan ilgili bir kaç sayfa bilgi verildiğini söyledi. Bilim
adamı Feurstein`i tanıdığımı biliyor. Kendisini sanıyorum en azından 30
yıldan fazla Laz kültürü ile ilgili araştırmalar yapmaktadır. Gerçekte
Wolfgang`ın 30 yıllık araştırma yolundaki macerası bizim sefaletimizin de bir
aynası olması bakımından ibret vericidir. Türkiye`de milliyetçi ve İslamcı diye adlandırılan eğilimi faşist
eğilim olarak kabul edersek, son 40 yılda sol hareketin de pek onlardan aşağı
kalmadığını Feurstein`in macerasından anlamak da mümkündür. Bu değerli bilim
adamının çalışmalarına 35 yıldan beri MIT masası görevlilerinden başka
kimsenin ilgi duymadığı açık. Kitabın Feurstein`i tanıtan sayfalarından
aktarmalar yapmak istiyorum.” Bir Sorun Yaratmak Ascherson
şöyle yazıyor: ”Bilim
adamı Wolfgang Feurstein Schwartzwald`de Schopfloch adlı sevimli bir köyün
ortasından geçen yol üzerinde eski ağaç yapımı bir evde sarışın çocuklar,
kitaplar, kağıtlar ve yabancı posta pullarıyla donanmış zarflar arasında
yaşamaktadır. Feurstein sarı sakalları ve çok açık mavi gözlere sahip ve
zengin birisi de değil. Alman entelektüelleri için alışılmamış bir şekilde
hiç bir üniversitede öğretim görevlisi değil. Profesör olmadığı gibi, doktor
bile değil. Fakat kendisi çok meşgul birisi. Schopfloch`ta evinde bir ulus
yaratmaya çalışmaktadır.“ Profesör
ve doktor bile olmayan bu kişinin 30 yıldan fazla bir zamandır Lazlarla
ilgili araştırma yapmasının sebebi, Alman istihbaratının kendisine verdiği
görevle izah edilmektedir. Hele hedefine bir bakınız; “bir ulus yaratmak“.
Tabii Türkiye’yi sıkıntıya sokmak için, Alman dış politikasına yeni bir alet
sunmak için zemin oluşturmaya çalıştığını gizliyor. Çalışmalarını Schopfloch
adlı köyde sürdürmesinin sebebi ise, kendisinin Türk güvenlik kuvvetlerince
tespit edilerek yakalanması ve bu sebeple Türkiye’ye girememesi olmalı. Bu
kişinin Türkiye’deki çalışmaları ve yakalanışı Ascherson`un kitabında şöyle
geçiyormuş: “Feurstein, ilk olarak 60`lı yıllarda Laz ülkesinin köylerine
seyahat eder. Lazca konuşmayı ve anlamayı öğrenir. O zengin bir sözlü kültür
bulur orada, müzikler ve melodiler, masallar ve merasimler, bir dil, ki;
kendisinden önce bu dilde araştırma yapan dilbilimcileri hayran bırakan bir
lisan. Orada bir toplum bulmuştu ki, belki 15 yy da Türklerin Pontusu işgali
öncesi yaşayan kültürün bilinmeden ve tarihi arkaplanı bilinmeden yaşanan bir
kültür. Bu toplumun yazılı bir dili olmamıştı. Kitlesel haberleşme selinin ve
sosyal dönüşüm dalgasının Pontus`un bu sapa kösesine de ulaşmaya başladığını
gören Feurstein bir kaç on yıl içinde Laz kimliğinin yeşerip serpileceğini de
tespit edebilmişti. Lazların bir halk olduğu (Kendine özgü milli bir toplum, ayakta
kalması, yaşaması ve mutluluğu insanlığın mirasının çok değerli bir parçası
(komponent) olarak) o zamanların genç insanına sanki bir dinsel vahiy gibi
inmişti. Hiç bir şey yapılmadığı taktirde, bu küçücük halk kendini
savunmaktan aciz olarak ve tam da gelişmesinin imkanlarının önünün açıldığı
bir aşamada bir daha geri dönülmez bir biçimde kaybolup gidecekti. Feurstein kurtarma çalışmalarına başlama kararı alıyordu. Fakat
onun başı işin başında belaya girdi. Onun neler yaptığına ve nerelere ziyaret
ettiğine dair haberler Türk yetkili makamlarına ulaşıyordu. Emniyet güçleri
yasak sınır bölgesine yasadışı girdiği gerekçesi ile tutukladı ve dayaktan
geçirdi. Ölümle tehdit edildi. Kısa bir tutukluluk döneminden sonra sınırdışı
edildi. Bu olaydan sonraki 15 yılda çalışmalarını hep Almanya`dan yönetti. O
ve Almanya`da yaşayan Lazlardan katılan bir küçük gurup ile “Kaçkar Kültür
Grubu” adlı bir birlik kurdu. Ve Lazlar için bir yazılı milli kültür inşasına
girişti. İlk olarak bir alfabe. O başlangıç olmak zorunda idi. Daha sonra
ilkokul için Lazca küçük hikaye kitapları Schopfloch`tan gizli yollarla
Türkiye`ye giriyordu. Bir süre sanki hiç bir etkisi olmuyormuşçasına bir
hareket gözlemlenmedi. Muhtemelen giden materyaller gitmesi gereken bölgelere
ve kesimlere ulaşmamıştı daha. Belki de Laz aileleri bu materyalleri son
derece tehlikeli bulmuş korkmuşlardı. Belki bir çokları kitapları bu yüzden
imha etmişlerdi. Fakat daha sonra peyderpey yankılar Almaya`ya geri gelmeye
başladı. Okuma kitapları sayfa sayfa kopyalanmış ve çoğaltılmaya başlanmıştı.
Laz öğrencilerin okuldan sonra gayri resmi şekilde Lazca eğitimde bu
kitapları kullandıklarına dair haberler gelmeye başlamıştı. Türkiye`de burada
veya şurada bir kaç öğretmenin risk alarak Laz öğrencilere Lazca eğitim
başlattıklarına dair haberler geldi. Bu küçük bir adımdı. Fakat başlangıç
yapılmıştı. Su sıralar Schopfloch`ta ilk Lazca Sözlük hazırlanmaktadır. Bu
aynı şekilde bir çalışmanın ilk cildi için de geçerlidir. Bu çalışma bir
tarih kitabı olmayacaktır. Bu iş için henüz erkendir. Bu Lazların geçmişi ile
ilgili kaynak toplama ve bibliyografi çalışması olacaktır.” Burada bahsedilen alfabe ve sözlük de
hazırlanmış ve yayınlanmıştır. Bütün bunların arkasında Alman ajanı
Feurstein’in gizli elini görmek, saf ve temiz duygularla kültür çalışması
yaptığını düşünen insanlarımız için üzücü olsa gerektir. Fakat maalesef durum
budur. “Kaçkar Kültür Çevresi“ L.
Forum’da Ö. Soysal şöyle diyor: “Ayrıca uzun süren toplantıda, Wolfgang`ın Lazların mimari
kültürü hakkında da ayrıntılı malzemeler ve bilgiler topladığını biliyorum.
Kiliselerin mimari özelliklerini teferruatı ile anlatırken, Lazlara özgü
farklılıkları da ayrıntıları ile incelemiş ve bir dia gösterisinde
anlatmıştı. Yemekler, giyim kuşam, masallar, fıkralar gibi sözlü birikimlerle
ilgili çok sayıda malzeme toplamıştı. O vakitler Kaçkar Kültür Çevresi
dediğiniz grup bu toplantıda, "Dernek Kuralım,Yönetim Kurulu olsun"
vs. diyerek zaten bir avuç olan insanın enerjisini boşa çıkaralım anlamına
gelecek tutum içinde iken, Wolfgang toplantıya katılan her bir Laza, malzeme
toplayın, şöyle yapın böyle araştırın diye çırpınıyordu. Bir tek Lazca kelimeye
bile büyük değer veriyor ve etimolojik kökenleri ile derinden ilgileniyordu.
Lazların dünyası başka idi. Onlar için kim yönetim olacak, kim başkan
seçilecek vs. gibi konular önemli idi. Daha o vakitler kendi kendime
"Vah Wolfgang`ın solcuların elinde düşeceği hallere"diye
hayıflanmıştım. Wolfgang`ı çalışkan ve üretici olarak hatırlıyorum. Etrafında
toplanmış Lazları ise tersine... Toplantı dışında verilen aralarda çok değerli genç bir Pontuslu
Heleni hatırlıyorum. Çok canlı tartışmalara sebep oluyordu. Kendilerine
yanlışlıkla Laz denildiğinden, gerçekte Müslüman Helen olduklarından
bahsederek, 1974 yılındaki Kıbrıs çıkartmasında Karadeniz Müslüman
Helenlerinden Rumca bilen genç askerlerin Kıbrıslı Hıristiyan Rumlara kurulan
komplolarda nasıl kullandıklarını ayrıntıları ile anlatıyordu.“ Kiliselerdeki Laz kültür unsurlarını
ortaya koyan Alman ajanının herhalde Lazları nasıl Hıristiyan’laştıracağının
ilk adımları olarak bu şekilde hareket edebileceğini düşünmek gerekir.
Almanya’daki “Kaçkar Kültür Çevresi“ adlı grubun Alman istihbaratı tarafından
kurulup yönlendirildiği de böylece ortaya çıkmış olmaktadır. Aksamaz, Feurstein ve Ascherson Feurstein konusu L. Forum’da da
tartışma konusu oldu ve insanlarda önemli bir rahatsızlık meydana getirdi.
Kimisi tepki gösterdi kimisi ise konuyu kapatarak tartışmamaya gayret etti.
Buradaki bir yazıda şöyle deniliyor: “Uzun bir Zamandır Sn. Soysal
tarafından anılan şahsın adını duyuyoruz. Ancak bu konuda bir takım
çelişkiler olduğu da açık. Bu konuda bilgilenmeye ihtiyacımız olduğu
kanısındayım. Ali İhsan Aksamaz son kitabını (daha doğrusu bir önceki derleme
çalışmasının özeti niteliğindeki yeni kitabı) adadığı kişilerden biri de Sn
Wolfgang'dı. Anlaşılıyor ki Sn. Wofgan'ın ciddi katkıları olmuş ve
olmaktadır.“ Ali İhsan Aksamaz,
"Dil-Tarih-Kültür-Gelenekleriyle Lazlar" adlı kitabını diğer üç
kişiyle birlikte Wolfgang Feurstein'e adamış. İthaf yazısında aynen şöyle
diyor: "Bu çalışmayı, Laz aydını Hopalı Faik Efendi'ye; Sovyetler
Birliği Laz Okulları Direktörü İskender £itaşi'ye; Fransız dilbilimci
profesör Georhges Dumezil'e ve Alman halkbilimci Wolfgang Feuerstein'e
adıyorum. Demek
ki kitabında diğer adananlar gibi bu alman ajanının da önemli katkıları
sözkonusudur. Kitabı ona ithaf ettiğine göre, bu kitapta Alman istihbaratının
sağladığı bilgilerin de yayınlandığını kabul etmek gerekiyor. Ayrıca, Ali İhsan Aksamaz, ilk kitabı
olan "Kafkasya'dan Karadeniz'e Lazların Tarihsel Yolculuğu"nun
sunuş kısmında Feurstein'i doğrudan görüşerek veya bir şekilde temas kurarak yardım
aldığı kaynak kişilerden biri olarak gösteriyor. Aynı kitapta kaynak kişiler
arasında sayılan bir başkası daha var. İsmi size yabancı gelmeyecek
sanıyorum; Neal Ascherson. Yukarıda Ö. Soysal'ın bahsettiği ve alıntılar
verdiği kitabın yazarı. L. Forum’da bir başka arkadaş şöyle
yazıyor: “Bir Laz olarak senelerdir Laz kültürü ve tarihi ilgili bütün
yayınları izlerim. Feurstein bir söyleşisinde 15 Laz kralının isimleriyle
bilindiğini açıklamıştı. Aksamaz da bütün kitaplarında ve makalelerinde aynı
ifadeyi tekrarlayıp "15 Laz kralının isimleriyle bilindiğini"
söylüyor. Ancak her ne hikmetse Laz tarihi konusunda en fazla bilgi sahibi
olan bu araştırmacılar bir türlü bu kralların isimlerini açıklamıyorlar.”
Bu son ifadeler de Ali İhsan Aksamaz’ın referanslarının Feurstein ve
Ascherson'a dayandığını ortaya koymaktadır. İstihbaratın işi saptırmak ve istediği
kanala insanları yönlendirmektir. Gerçekler onlar için bir şey ifade
etmeyebilir. Ama yalanlar üzerinde hiç bir gerçek bina edilemez. Sanırız bu
kadar bilgi de, insanlarımız üzerinde oynanmak istenen oyunlar konusunda
yeterince ikaz edici olmuştur. Ali Rıza SAKLI Not: Yukarıdaki yazıda Neal Ascherson'un "Karadeniz"
isimli kitabından yapılan alıntıları O.Soysal adlı kişinin forumdaki tercüme
yazılarından aktarmıştım. Bu kitap Türkçe'ye çevrildi ve İş Bankası yayınları
tarafından yayınlandı. Kitabı okudum ve hakkında yazdığım yazıyı sitemizde yayınladım. Kitapta
Ascherson, W. Feurstein'in kışkırtıcı tavrını eleştiren çok önemli kuşkular
dile getirmiştir. Bahsettiğimiz yazımızın, kitabın Lazlarla ilgili bölümü
hakkında olan kısmını aşağıya alıyorum: "Kitabın
daha önce başka kaynaklardan alıntılar yaparak bir yazımızda eleştirdiğimiz
bölümüne geldik... Yazar, 1960'tan beri Lazca ile ilgilenen ve Doç. Necip
Hablemitoğlu'nun bir araştırmasında "Alman ajanı" olarak teşhis
edilen Wolfgang Feurstein'i anlatıyor: "Schopfloch köyünde Wolfgang
Feurstein adlı bir Alman bilim adamı yaşıyor....Herr profesor hatta Herr
Doktor da değil. Ama çok meşgul biri. Schoploch'daki ahşap evde bir ulus
yaratıyor." Türkiye'nin
çimentosu olmakla övünen, Türk Ulusunun bir parçası olan Lazları ayırarak
onlardan "bir ulus yaratmak" peşine düşen kişi ile kitabın yazarı
Ascherson, Lazların Müslüman olmadan önce Hıristiyan olduklarını unutmalarını
da üzüntüyle kaydediyor. Batılıların
Doğu üzerine yaptıkları çalışmalara "Oryantalizm" (doğubilim)
denir. Edward Said'in meşhur eserinde (Oryantalizm) Batılıların doğu üzerine
yaptıkları bilimsel (!) çalışmaların nasıl "sömürgeciliğini keşif
kolu" olarak iş gördüğünü anlatılıyor. Feurstein'den aldığım Almanca iki
satırlık mesajda; Alman ajanı olmadığını ve Ascherson'un kendisi için
"bir ulus yaratıyor" deyişini kastederek, onun ne yazacağını
belirleyemeyeceğini söylese de kendisini samimi bulmadım. Almanya'daki
"Kaçkar Kültür Merkezi" ile işbirliği halinde, kendisinin Lazların
ilk alfabesini geliştirdiğini, ilk sözlüklerini hazırlamakta olduğunu
Ascherson'a anlatmış. Ancak bundan sonra ortaya çıkan Lazca Alfabe'yi sanki
Fahri Lazoğlu takma adlı kişi hazırlamış gibi takdim ediyorlar. Yine bundan
sonra iki sözlük yayınlandı, ama hiç birinin üzerinde Feurstein adı yoktur.
Kendisi bu çalışmalarını ne yapmıştır? Kendileri
gizli ilkokul kitapçıkları hazırlayıp, gizli yollarla bölgeye göndermişler ve
kandırabildikleri öğretmenler vasıtasıyla ilkokullarda veya okul sonrasında
insanlara eğitim vermeye başlamışlar. Bu tür faaliyetler de bir istihbarat
teşkilatının işi gibi görünmektedir. Ascherson
Feurstein'in yaptıklarını naklettikten sonra, onun girdiği yolun Avrupa'nın
uluslaşma tarihinden (18.yy) çok sonra ve dünya ulus-devletten çok ulusluluğa
geçerken yanlış bir adı olduğunu da ifade ediyor: "Eğer söylenecek başka
söz kalmadıysa, Wolfgang Feurstein anakronizmden (tarih yanılgısı) başka bir
şey olamaz. O ancak son Herderci, bir ulus inşa eden son Avrupalı entelektuel
olabilir." Ayrıca Ascherson Feurstein'a batılı akademisyenlerden
eleştiri geldiğini de söylüyor. Onlara göre; "Feurstein'in yaptığı
ahlaki ve bilimsel olarak yanlış"tır. Çünkü, "bir başka toplum
üzerine araştırma yapan kişi, araştırma yapmanın ötesine gitmemek zorundadır.
Yabancı bir araştırmacının varlığının bile bir dereceye kadar inceleme konusu
olan toplumda etki ve davranışlarda değişiklik yaratması kaçınılmaz olabilir,
fakat bu toplumun tartışmalarında taraf olmak, dahası geri dönülmez biçimde
onun yaklaşımlarını değiştirmeye kalkışmak, canavarca bir tutumdur ve
bilimsel sorumluluk anlayışının kötüye kullanılmasıdır."(s.261-262) Feurstein
bu eleştirileri umursamıyor bile... Ona göre, Karadeniz'e gönderdiği alfabe
ve yayınların yerine ulaşmış olması onun haklı olduğunu gösteriyor. Tabii
bilimsel ahlakı tamamen bir tarafa bırakmış... Zaten bir bilim adamı sıfatı
ve görevi olmayan ve istihbaratçı olduğu iddiaları ciddi olan birisidir o. Yazar
Feurstein'in yaptıklarını olumlu-olumsuz iki anlamda da değerlendirmeye
çalıştıktan sonra son söz olarak şöyle diyor: "Kadmos, Thebai'nin ilk
kralı, Yunanistan'a alfabeyi sokmuştu. Ama aynı zamanda silahlı insanların
filizlendiği ejderha dişlerini toprağa diken de oydu." |
|
|
|