ALMAN AJANLARININ

LAZLAR ÜZERİNE OYUNLARI


  

        Almanya’nın, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu'da menfaatlerinin çatışması sebebiyle rakip gördüğü Türkiye üzerinde, çeşitli hesapları olduğu bilinmektedir. Bu hesaplar bazen diplomasi ile götürülürken, bazen de Türkiye’nin yumuşak karnı olarak görülen hususlar istismar edilmektedir. Şimdiye kadar istismar edilen veya edilmeye çalışılan Kürtler ve Aleviler gibi unsurların yanında Lazların da uzun süredir istismar edilmeye çalışıldığı ortaya çıktı.

        Hemen belirtmek gerekir ki, dış güçlerin kışkırtmak üzere büyük çabalar harcamalarına karşılık Lazları oyuna getiremedikleri, Türkiye’nin çimentosu olmakla övünen bu necip insanların ülkeye sadakatten bir an olsun ayrılmadıkları açıktır. Ancak onların bu temiz ve asil davranışı istismarcıların çalışmalarına engel olamamış ve ajanlar tarafından faaliyetler ileriye götürülmeye çalışılmıştır. Her kesim içerisinde fanatik kişiler veya küçük gruplar bulmak elbette mümkündür. Bu durum o topluluğa bir eksiklik getirmez, ancak bunları da küçümsememek ve istismarlarına engel olmak gerekir.

        Alman Ajanının Faaliyetleri

        Şimdi sizlere Dr. Necip Hablemitoğlu’nun bir çalışmasından konumuzla ilgili bölümü aynen sunuyoruz:

“1960’lı yıllarda, Türkiye’den Almanya’ya giden işçilerimiz arasında, “Kürt”, “Çerkez”, “Pomak”, “Boşnak”, “Arnavut”, “Laz” vb. kökenli vatandaşlarımızla, Marksist - Siyasal İslamcı - Ümmetçi - Tarikatçı ve de Mezhepçi vatandaşlarımız arasında “çengel” atılanların sayısı hiç de az değildir. Kamuoyumuz tarafından hiç bilinmeyen bir örnek vermek gerekirse, BND (Bundesnachrıchtendıenst: Alman İstihbarat Örgütü) ilişkili bir akademisyen olan Dr. Wolfgang Feurstein, 1960’lı yılların başından itibaren Lazların ayrı bir ulus olduğu gerekçesiyle BND bünyesinde bir birim oluşturmuştur. Bu birim, önce masum bir biçimde, Karadenizli işçilerimiz arasından “Kaçkar Kültür Halkası” teorisine taraftar bulmaya çalışmıştır. Sıra, Lazca alfabenin hazırlanmasına, sonra da bu alfabe ile yazılmış ders kitaplarının basımına ve dağıtımına gelmiştir. Lazcanın bağımsız ve yeterli bir dil haline dönüştürülmesi için akademik nitelikli çalışmalar yapılmış ve tüm yayınlar, folklorik nitelikteki periyodikler dahil, başlangıçta gazeteci, akademisyen ve turist kimlikli BND elemanlarının valizlerinde Türkiye’ye sokularak hedef bölgeye ulaştırılmıştır. Ancak, Feurstein’in yaklaşık 20 yıl öncesinde Türk makamları tarafından şüpheyle yakalanarak sorgulanması ve bir süre gözaltında tutulmasından sonra, bu iş Almanya’da Laz bilinciyle yetiştirilen ikinci jenerasyon işçi çocuklarına havale edilmiştir. BND, sırf güvenlik gerekçesiyle ve Türkiye’yi uyandırmamak amacıyla, uzun yıllar bu tür yayınları posta yerine güvenilir kuryelerle bölgeye göndermeyi yeğlemektedir. BND’nin finansesi ile Türkiye’de 1994’ün ilk aylarında çıkarılan Türkçe-Lazca OGNİ adlı gazetenin mahkeme kararı ile kapatılması ve editörünün gözaltına alınması olayı ile 1992’de İstanbul Üniversitesi’nde aşırı sol örgütlere mensup öğrencilerin bir boykot eyleminde lazca yazılmış afiş asılması olayı, Alman medyasında Türkiye aleyhine defalarca kullanılmıştır. Bugün Alman üniversitelerinde laz kürsüleri mevcuttur. Nitekim, Yunanistan’da da Laz kimliğini kabul eden yaklaşık 300 Türk vatandaşının burslu olarak üniversite eğitimi aldığına ilişkin duyumlar gelmektedir.” (Dr. Necip Hablemitoğlu, Bundesnachrichtendienst Ve Kosova Sorunu, Yeni Hayat Dergisi 55. sayısından)

        Faaliyetler Doğrulanıyor

        Alman ajanı Feurstein’i tanıdığını itiraf eden Ö.Soysal adlı Türkiye düşmanı şahıs, bu kişinin yazdıkları doğrultusunda Lazları yönlendirmek için büyük gayretlere girişmiştir. Almanya’da öğretmenlik yapan ve kendisini Gümüşhaneli olarak tanıtan Soysal, bir süre önce “ihanet haritası“ yayınlayan bir Forumun ve ilgili web sayfalarının kurulmasında Cengiz Kibaroğlu’na en büyük teknik desteği veren kişidir. Kendisinin de Feurstein gibi kişiler vasıtasıyla Alman istihbaratı ile ilişkide olma ihtimali kuvvetlidir. Çünkü kendisi şu ifadeleri yazabilmiştir: "Türkiye`de her türlü siyasi eğilimleri temsil edenler bir yerlerin ajanı değil midir? TKP Moskova'nın, Halkın sülalesi Tiran`in, Generaller pentagonun... Halkımızın gözünde ajanlık utanılacak bir şey değil, tersine becerikli insan sayılıp saygı görür ve bir gün işimiz düşer diye de iyi davranırlar." Ajanlığı böylesine meşrulaştırabilen bir kişiden şüphe etmek gerekmez mi?

        Bu kişinin sürekli tekrarladığı “Türkiye Cumhuriyeti yıkılmalıdır“ vs gibi herzeleri yanında Mustafa Kemal Atatürk’e de ağır ithamları ve hakaretleri sözkonusudur. Şöyle ki; „... Bu arada bir sıradan katil diktatör çıkıp, içki sofrasında uydurduğu ve o ülkenin hiç bir halkının dili, dini, genel olarak kültürü ve tarihi ile hiç bir alakası olmayan bir uydurma ulus tasarlasın. Bu ulusa gerçek dışı bir tarih uydursun. Bir dil uydursun. Yemek kültüründen, müzik kültürüne kadar her alanda Avrupa`da veya bir yerlerden aparttığı şeyleri “Gerçek Türk Kültürü“ adı ile bu halklara ve sopa ile dayatsın. ... İçki sofrasında uydurulan bu ulus zırvasına dayanan proje önce Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin yükseldiği 1984 sonrası dönemde yerle yeksan oldu.“

        İşte Atatürk’ü “içki sofrasında ulus yaratmak“la suçlayan kişinin, 1984’te başlayan PKK terörüne övgü cümlesi hemen paragrafın sonunda kendini gösterdi.

Ö. Soysal’ın “değerli bilim adamı“ dediği Feurstein’e yer veren Ascherson adlı şahsın kitabı ile ilgili sözleri ise şöyle:

“1995 yılında Black Sea adı ile Londra`da yayınlanan Neal Ascherson`un kitabı 1998`de Almanya`da Schwarzes Meer adı ile yayınlandı. Geçenlerde bir tanıdığım kitabı bana hediye etti. Kitap hakkında izlenimlerini anlattı. Kitap özetle Karadeniz kıyısındaki halkların kapsamlı bir araştırmasını bir edebiyat ve tarih yazımı karışımı teknikle okuyucularına sunuyor. Kitabı henüz okumadım. Tanıdık bana kitapta Wolfgang Feurstein`i tanıtan ilgili bir kaç sayfa bilgi verildiğini söyledi. Bilim adamı Feurstein`i tanıdığımı biliyor. Kendisini sanıyorum en azından 30 yıldan fazla Laz kültürü ile ilgili araştırmalar yapmaktadır. Gerçekte Wolfgang`ın 30 yıllık araştırma yolundaki macerası bizim sefaletimizin de bir aynası olması bakımından ibret vericidir.

Türkiye`de milliyetçi ve İslamcı diye adlandırılan eğilimi faşist eğilim olarak kabul edersek, son 40 yılda sol hareketin de pek onlardan aşağı kalmadığını Feurstein`in macerasından anlamak da mümkündür. Bu değerli bilim adamının çalışmalarına 35 yıldan beri MIT masası görevlilerinden başka kimsenin ilgi duymadığı açık. Kitabın Feurstein`i tanıtan sayfalarından aktarmalar yapmak istiyorum.”

Bir Sorun Yaratmak

Ascherson şöyle yazıyor:

Bilim adamı Wolfgang Feurstein Schwartzwald`de Schopfloch adlı sevimli bir köyün ortasından geçen yol üzerinde eski ağaç yapımı bir evde sarışın çocuklar, kitaplar, kağıtlar ve yabancı posta pullarıyla donanmış zarflar arasında yaşamaktadır. Feurstein sarı sakalları ve çok açık mavi gözlere sahip ve zengin birisi de değil. Alman entelektüelleri için alışılmamış bir şekilde hiç bir üniversitede öğretim görevlisi değil. Profesör olmadığı gibi, doktor bile değil. Fakat kendisi çok meşgul birisi. Schopfloch`ta evinde bir ulus yaratmaya çalışmaktadır.“

Profesör ve doktor bile olmayan bu kişinin 30 yıldan fazla bir zamandır Lazlarla ilgili araştırma yapmasının sebebi, Alman istihbaratının kendisine verdiği görevle izah edilmektedir. Hele hedefine bir bakınız; “bir ulus yaratmak“. Tabii Türkiye’yi sıkıntıya sokmak için, Alman dış politikasına yeni bir alet sunmak için zemin oluşturmaya çalıştığını gizliyor. Çalışmalarını Schopfloch adlı köyde sürdürmesinin sebebi ise, kendisinin Türk güvenlik kuvvetlerince tespit edilerek yakalanması ve bu sebeple Türkiye’ye girememesi olmalı. Bu kişinin Türkiye’deki çalışmaları ve yakalanışı Ascherson`un kitabında şöyle geçiyormuş:

“Feurstein, ilk olarak 60`lı yıllarda Laz ülkesinin köylerine seyahat eder. Lazca konuşmayı ve anlamayı öğrenir. O zengin bir sözlü kültür bulur orada, müzikler ve melodiler, masallar ve merasimler, bir dil, ki; kendisinden önce bu dilde araştırma yapan dilbilimcileri hayran bırakan bir lisan. Orada bir toplum bulmuştu ki, belki 15 yy da Türklerin Pontusu işgali öncesi yaşayan kültürün bilinmeden ve tarihi arkaplanı bilinmeden yaşanan bir kültür. Bu toplumun yazılı bir dili olmamıştı. Kitlesel haberleşme selinin ve sosyal dönüşüm dalgasının Pontus`un bu sapa kösesine de ulaşmaya başladığını gören Feurstein bir kaç on yıl içinde Laz kimliğinin yeşerip serpileceğini de tespit edebilmişti.

Lazların bir halk olduğu (Kendine özgü milli bir toplum, ayakta kalması, yaşaması ve mutluluğu insanlığın mirasının çok değerli bir parçası (komponent) olarak) o zamanların genç insanına sanki bir dinsel vahiy gibi inmişti. Hiç bir şey yapılmadığı taktirde, bu küçücük halk kendini savunmaktan aciz olarak ve tam da gelişmesinin imkanlarının önünün açıldığı bir aşamada bir daha geri dönülmez bir biçimde kaybolup gidecekti.

Feurstein kurtarma çalışmalarına başlama kararı alıyordu. Fakat onun başı işin başında belaya girdi. Onun neler yaptığına ve nerelere ziyaret ettiğine dair haberler Türk yetkili makamlarına ulaşıyordu. Emniyet güçleri yasak sınır bölgesine yasadışı girdiği gerekçesi ile tutukladı ve dayaktan geçirdi. Ölümle tehdit edildi. Kısa bir tutukluluk döneminden sonra sınırdışı edildi. Bu olaydan sonraki 15 yılda çalışmalarını hep Almanya`dan yönetti. O ve Almanya`da yaşayan Lazlardan katılan bir küçük gurup ile “Kaçkar Kültür Grubu” adlı bir birlik kurdu. Ve Lazlar için bir yazılı milli kültür inşasına girişti.

İlk olarak bir alfabe. O başlangıç olmak zorunda idi. Daha sonra ilkokul için Lazca küçük hikaye kitapları Schopfloch`tan gizli yollarla Türkiye`ye giriyordu. Bir süre sanki hiç bir etkisi olmuyormuşçasına bir hareket gözlemlenmedi. Muhtemelen giden materyaller gitmesi gereken bölgelere ve kesimlere ulaşmamıştı daha. Belki de Laz aileleri bu materyalleri son derece tehlikeli bulmuş korkmuşlardı. Belki bir çokları kitapları bu yüzden imha etmişlerdi. Fakat daha sonra peyderpey yankılar Almaya`ya geri gelmeye başladı. Okuma kitapları sayfa sayfa kopyalanmış ve çoğaltılmaya başlanmıştı. Laz öğrencilerin okuldan sonra gayri resmi şekilde Lazca eğitimde bu kitapları kullandıklarına dair haberler gelmeye başlamıştı. Türkiye`de burada veya şurada bir kaç öğretmenin risk alarak Laz öğrencilere Lazca eğitim başlattıklarına dair haberler geldi. Bu küçük bir adımdı. Fakat başlangıç yapılmıştı.

Su sıralar Schopfloch`ta ilk Lazca Sözlük hazırlanmaktadır. Bu aynı şekilde bir çalışmanın ilk cildi için de geçerlidir. Bu çalışma bir tarih kitabı olmayacaktır. Bu iş için henüz erkendir. Bu Lazların geçmişi ile ilgili kaynak toplama ve bibliyografi çalışması olacaktır.”

        Burada bahsedilen alfabe ve sözlük de hazırlanmış ve yayınlanmıştır. Bütün bunların arkasında Alman ajanı Feurstein’in gizli elini görmek, saf ve temiz duygularla kültür çalışması yaptığını düşünen insanlarımız için üzücü olsa gerektir. Fakat maalesef durum budur.

        “Kaçkar Kültür Çevresi“

L. Forum’da Ö. Soysal şöyle diyor:

“Ayrıca uzun süren toplantıda, Wolfgang`ın Lazların mimari kültürü hakkında da ayrıntılı malzemeler ve bilgiler topladığını biliyorum. Kiliselerin mimari özelliklerini teferruatı ile anlatırken, Lazlara özgü farklılıkları da ayrıntıları ile incelemiş ve bir dia gösterisinde anlatmıştı. Yemekler, giyim kuşam, masallar, fıkralar gibi sözlü birikimlerle ilgili çok sayıda malzeme toplamıştı. O vakitler Kaçkar Kültür Çevresi dediğiniz grup bu toplantıda, "Dernek Kuralım,Yönetim Kurulu olsun" vs. diyerek zaten bir avuç olan insanın enerjisini boşa çıkaralım anlamına gelecek tutum içinde iken, Wolfgang toplantıya katılan her bir Laza, malzeme toplayın, şöyle yapın böyle araştırın diye çırpınıyordu. Bir tek Lazca kelimeye bile büyük değer veriyor ve etimolojik kökenleri ile derinden ilgileniyordu. Lazların dünyası başka idi. Onlar için kim yönetim olacak, kim başkan seçilecek vs. gibi konular önemli idi. Daha o vakitler kendi kendime "Vah Wolfgang`ın solcuların elinde düşeceği hallere"diye hayıflanmıştım. Wolfgang`ı çalışkan ve üretici olarak hatırlıyorum. Etrafında toplanmış Lazları ise tersine...

Toplantı dışında verilen aralarda çok değerli genç bir Pontuslu Heleni hatırlıyorum. Çok canlı tartışmalara sebep oluyordu. Kendilerine yanlışlıkla Laz denildiğinden, gerçekte Müslüman Helen olduklarından bahsederek, 1974 yılındaki Kıbrıs çıkartmasında Karadeniz Müslüman Helenlerinden Rumca bilen genç askerlerin Kıbrıslı Hıristiyan Rumlara kurulan komplolarda nasıl kullandıklarını ayrıntıları ile anlatıyordu.“

        Kiliselerdeki Laz kültür unsurlarını ortaya koyan Alman ajanının herhalde Lazları nasıl Hıristiyan’laştıracağının ilk adımları olarak bu şekilde hareket edebileceğini düşünmek gerekir. Almanya’daki “Kaçkar Kültür Çevresi“ adlı grubun Alman istihbaratı tarafından kurulup yönlendirildiği de böylece ortaya çıkmış olmaktadır.

        Aksamaz, Feurstein ve Ascherson

        Feurstein konusu L. Forum’da da tartışma konusu oldu ve insanlarda önemli bir rahatsızlık meydana getirdi. Kimisi tepki gösterdi kimisi ise konuyu kapatarak tartışmamaya gayret etti. Buradaki bir yazıda şöyle deniliyor: “Uzun bir Zamandır Sn. Soysal tarafından anılan şahsın adını duyuyoruz. Ancak bu konuda bir takım çelişkiler olduğu da açık. Bu konuda bilgilenmeye ihtiyacımız olduğu kanısındayım. Ali İhsan Aksamaz son kitabını (daha doğrusu bir önceki derleme çalışmasının özeti niteliğindeki yeni kitabı) adadığı kişilerden biri de Sn Wolfgang'dı. Anlaşılıyor ki Sn. Wofgan'ın ciddi katkıları olmuş ve olmaktadır.“

        Ali İhsan Aksamaz, "Dil-Tarih-Kültür-Gelenekleriyle Lazlar" adlı kitabını diğer üç kişiyle birlikte Wolfgang Feurstein'e adamış. İthaf yazısında aynen şöyle diyor: "Bu çalışmayı, Laz aydını Hopalı Faik Efendi'ye; Sovyetler Birliği Laz Okulları Direktörü İskender £itaşi'ye; Fransız dilbilimci profesör Georhges Dumezil'e ve Alman halkbilimci Wolfgang Feuerstein'e adıyorum.

Demek ki kitabında diğer adananlar gibi bu alman ajanının da önemli katkıları sözkonusudur. Kitabı ona ithaf ettiğine göre, bu kitapta Alman istihbaratının sağladığı bilgilerin de yayınlandığını kabul etmek gerekiyor.

        Ayrıca, Ali İhsan Aksamaz, ilk kitabı olan "Kafkasya'dan Karadeniz'e Lazların Tarihsel Yolculuğu"nun sunuş kısmında Feurstein'i doğrudan görüşerek veya bir şekilde temas kurarak yardım aldığı kaynak kişilerden biri olarak gösteriyor. Aynı kitapta kaynak kişiler arasında sayılan bir başkası daha var. İsmi size yabancı gelmeyecek sanıyorum; Neal Ascherson. Yukarıda Ö. Soysal'ın bahsettiği ve alıntılar verdiği kitabın yazarı.

        L. Forum’da bir başka arkadaş şöyle yazıyor: “Bir Laz olarak senelerdir Laz kültürü ve tarihi ilgili bütün yayınları izlerim. Feurstein bir söyleşisinde 15 Laz kralının isimleriyle bilindiğini açıklamıştı. Aksamaz da bütün kitaplarında ve makalelerinde aynı ifadeyi tekrarlayıp "15 Laz kralının isimleriyle bilindiğini" söylüyor. Ancak her ne hikmetse Laz tarihi konusunda en fazla bilgi sahibi olan bu araştırmacılar bir türlü bu kralların isimlerini açıklamıyorlar.” Bu son ifadeler de Ali İhsan Aksamaz’ın referanslarının Feurstein ve Ascherson'a dayandığını ortaya koymaktadır.

        İstihbaratın işi saptırmak ve istediği kanala insanları yönlendirmektir. Gerçekler onlar için bir şey ifade etmeyebilir. Ama yalanlar üzerinde hiç bir gerçek bina edilemez. Sanırız bu kadar bilgi de, insanlarımız üzerinde oynanmak istenen oyunlar konusunda yeterince ikaz edici olmuştur.

Ali Rıza SAKLI

Not: Yukarıdaki yazıda Neal Ascherson'un "Karadeniz" isimli kitabından yapılan alıntıları O.Soysal adlı kişinin forumdaki tercüme yazılarından aktarmıştım. Bu kitap Türkçe'ye çevrildi ve İş Bankası yayınları tarafından yayınlandı. Kitabı okudum ve hakkında yazdığım yazıyı sitemizde yayınladım. Kitapta Ascherson, W. Feurstein'in kışkırtıcı tavrını eleştiren çok önemli kuşkular dile getirmiştir. Bahsettiğimiz yazımızın, kitabın Lazlarla ilgili bölümü hakkında olan kısmını aşağıya alıyorum:

"Kitabın daha önce başka kaynaklardan alıntılar yaparak bir yazımızda eleştirdiğimiz bölümüne geldik... Yazar, 1960'tan beri Lazca ile ilgilenen ve Doç. Necip Hablemitoğlu'nun bir araştırmasında "Alman ajanı" olarak teşhis edilen Wolfgang Feurstein'i anlatıyor: "Schopfloch köyünde Wolfgang Feurstein adlı bir Alman bilim adamı yaşıyor....Herr profesor hatta Herr Doktor da değil. Ama çok meşgul biri. Schoploch'daki ahşap evde bir ulus yaratıyor."

Türkiye'nin çimentosu olmakla övünen, Türk Ulusunun bir parçası olan Lazları ayırarak onlardan "bir ulus yaratmak" peşine düşen kişi ile kitabın yazarı Ascherson, Lazların Müslüman olmadan önce Hıristiyan olduklarını unutmalarını da üzüntüyle kaydediyor.

Batılıların Doğu üzerine yaptıkları çalışmalara "Oryantalizm" (doğubilim) denir. Edward Said'in meşhur eserinde (Oryantalizm) Batılıların doğu üzerine yaptıkları bilimsel (!) çalışmaların nasıl "sömürgeciliğini keşif kolu" olarak iş gördüğünü anlatılıyor. Feurstein'den aldığım Almanca iki satırlık mesajda; Alman ajanı olmadığını ve Ascherson'un kendisi için "bir ulus yaratıyor" deyişini kastederek, onun ne yazacağını belirleyemeyeceğini söylese de kendisini samimi bulmadım.

Almanya'daki "Kaçkar Kültür Merkezi" ile işbirliği halinde, kendisinin Lazların ilk alfabesini geliştirdiğini, ilk sözlüklerini hazırlamakta olduğunu Ascherson'a anlatmış. Ancak bundan sonra ortaya çıkan Lazca Alfabe'yi sanki Fahri Lazoğlu takma adlı kişi hazırlamış gibi takdim ediyorlar. Yine bundan sonra iki sözlük yayınlandı, ama hiç birinin üzerinde Feurstein adı yoktur. Kendisi bu çalışmalarını ne yapmıştır?

Kendileri gizli ilkokul kitapçıkları hazırlayıp, gizli yollarla bölgeye göndermişler ve kandırabildikleri öğretmenler vasıtasıyla ilkokullarda veya okul sonrasında insanlara eğitim vermeye başlamışlar. Bu tür faaliyetler de bir istihbarat teşkilatının işi gibi görünmektedir.

Ascherson Feurstein'in yaptıklarını naklettikten sonra, onun girdiği yolun Avrupa'nın uluslaşma tarihinden (18.yy) çok sonra ve dünya ulus-devletten çok ulusluluğa geçerken yanlış bir adı olduğunu da ifade ediyor: "Eğer söylenecek başka söz kalmadıysa, Wolfgang Feurstein anakronizmden (tarih yanılgısı) başka bir şey olamaz. O ancak son Herderci, bir ulus inşa eden son Avrupalı entelektuel olabilir." Ayrıca Ascherson Feurstein'a batılı akademisyenlerden eleştiri geldiğini de söylüyor. Onlara göre; "Feurstein'in yaptığı ahlaki ve bilimsel olarak yanlış"tır. Çünkü, "bir başka toplum üzerine araştırma yapan kişi, araştırma yapmanın ötesine gitmemek zorundadır. Yabancı bir araştırmacının varlığının bile bir dereceye kadar inceleme konusu olan toplumda etki ve davranışlarda değişiklik yaratması kaçınılmaz olabilir, fakat bu toplumun tartışmalarında taraf olmak, dahası geri dönülmez biçimde onun yaklaşımlarını değiştirmeye kalkışmak, canavarca bir tutumdur ve bilimsel sorumluluk anlayışının kötüye kullanılmasıdır."(s.261-262)

Feurstein bu eleştirileri umursamıyor bile... Ona göre, Karadeniz'e gönderdiği alfabe ve yayınların yerine ulaşmış olması onun haklı olduğunu gösteriyor. Tabii bilimsel ahlakı tamamen bir tarafa bırakmış... Zaten bir bilim adamı sıfatı ve görevi olmayan ve istihbaratçı olduğu iddiaları ciddi olan birisidir o.

Yazar Feurstein'in yaptıklarını olumlu-olumsuz iki anlamda da değerlendirmeye çalıştıktan sonra son söz olarak şöyle diyor: "Kadmos, Thebai'nin ilk kralı, Yunanistan'a alfabeyi sokmuştu. Ama aynı zamanda silahlı insanların filizlendiği ejderha dişlerini toprağa diken de oydu."