Dil-Tarih-Kültür-Gelenekleriyle LAZLAR


 

         Ali İhsan Aksamaz tarafından kaleme alınan kitap Sorun yayınları tarafından Haziran 2000'de yayınlanmış, Hopalı Faik Efendi, İskender Sitaşi, George Dumezil ve Wolfgang Feuerstein'e adanmış. Bunlardan sonuncusu olan Alman Wolfgang Feuerstein ile ilgili, Alman istihbarat teşkilatını elemanı olduğu yönündeki iddialar bu kitaba da dikkatli yaklaşmamızı gerektiriyor.

        Bu kitabın başlıca iki önemli artısı mevcuttur. Biri, Gürcistanlı iki yazarın kaleme aldığı "Lazların Tarihi" adlı kitapta ortaya atılan "Lazların Gürcü olduğu" şeklindeki iddiayı reddetmesidir. Esasen ilmi bir temeli olmayan bu iddia salt Gürcistan politikasını gütmekten ileri gitmiyordu.

        İkinci artısı ise, Lazlara ve Doğu Karadeniz Bölgesi'ne yönelik "Pontus" iddialarına gerekli cevabı vermiş olmasıdır. Yazarın kitabında yer verdiği ve Mahmut Goloğlu'nun Löba'dan naklettiği şu alıntı, Pontus meselesinde ve yerli (otokton) halkların Türklüğü konusunda yeterince açıklayıcıdır:

        "Löba diyor ki; 'Mitridat Pont ülkesine geldiği zaman, bu bölgede oturmakta olan halk üç bölümdü. Birincisi İranlılar ki, bir takım tapınak kahinleriyle soylu kişilerden ibaretti. İkincisi Yunanlılar ki, kıyı illerinin şehirlerinde oturuyorlardı. Üçüncüsü Turanlılar ki, çok eskiden beri burayı vatanları yapmış olan bölgenin asıl ahalisi idiler.' Löba, Pontos halkının genel durumunu böylece özetledikten sonra, Turanlı dediği yerli halkın ünlü uluslarını da sıralamakta ve bunların (Alazonlar, Amazonlar, Beşirler, Busirler, Tibarenler, Tirallar, Halibler, Sanlar, Katagonlar, Marlar, Makronlar, Mosinekler) olduğunu söylemektedir.'"

        Nakledilen bu metin ile Doğu Karadeniz yerli halklarının "Turanlı" yani Türk olduklarını ifade etmiş oluyorlar. Burada geçen "San" halkının Lazların Gürcüce adı olan "Çan" adından başkası olmadığı anlaşılıyor.

        Lazlar ve Megreller

        Lazlşarın Gürcü yahut Elen (Rum) olmadıklarını tespit ederek sağlıklı bir yola giren Ali İhsan Aksamaz, "Lazlar (=Megreller)" ifadesi ile yanlış bir yola girmekten kurtulamamıştır. Lazca ile Megrelce'nin Güney Kafkasya dil grubunda olmaları, Lazların Megrel olmasını gerektirmez. Nasıl ki, Güney Kafkasa dil grubunda Gürcüce ve Svanca varken, Lazlar Gürcü yahut Svan değillerse, Megrel de değildirler.

        Yazar, Lazca ve megrelce'deki benzer kelimeleri alt alta sıralayarak karşılarına Türkçe karşılıklarını yazmış ve bu suretle lazca'nın Türkçe'ye uzak ama Megrelce'ye yakın olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. (s.116) Halbuki Lazca ile Türkçe'deki müşterek kelimeleri alt alta sıralayıp, yanına Megrelce karşılıklarını yazsanız, bu defa Lazca'nın Türkçe'ye ne kadar yakın olduğunu ortaya koymak mümkündür. Çünkü Lazca'da Türkçe, Megrelce, Gürcüce, Abhazca, Rusça, Farsça ve Arapça pek çok kelime mevcuttur. Ama yine de Lazca'nın Megrelce ve diğer diyalektlerden ayrı; kendi başına bir diyalekt olduğunu kabul etmek gerekir.

        Bugün toplumların kimliği, onların kültürü ile tespit edilmektedir. Lazlar, Müslüman bir toplum olarak, ahlak, gelenek ve estetik bakımdan Megrellerle özdeşlik göstermezler. Ama bütün bu kültürel değerler bakımından Türk toplumu ile tamamen özdeştirler. Üstelik "millet" olmanın temel vasıflarından biri olan "tarih birliği" noktasında Lazlar Osmanlı-Türk tarihi ile ve ortak gelecek anlayışı bakımından da Türkiye ile özdeşleşmişlerdir.

        Buna karşılık Megreller de din, tarih ve kültür bakımından Lazlarla tamamen ayrıdırlar. İşte bir Megrel olan Zviad Gamsahurdia, Gürcistan milliyetçiliğinin liderliğini yapmış, Megrellerin Gürcü olduklarını savunmuş ve bu fikirleri uğrunda ölmüştür. (s.107)

        Bizim tespitlerimize göre, Sovyetler yıkılmadan önce Marksist eğilimlere sahip olanlar, o dönemden edindikleri Türkiye karşıtlığını bir başka biçimde devam ettirmenin yolunu Lazları Türkiye'den ayrı (Megrel, Gürcü vb) göstererek bulduklarını düşünüyorlar. Ali İhsan Aksamaz'ın Lazlarla ilgili bazı yazılarını Özgür Gündem adlı Marksist-Kürtçü-Bölücü gazetede yayınlaması bu bakımdan ipucu verici niteliktedir.

        Ayrıca, Ali İhsan Aksamaz'ın kitabının sonunda, Türk basınında Lazlarla ilgili ne yazılmışsa hemen hepsinin okunabilecek şekilde kupürüne yer verildiği halde, Ardeşen'li yazar Sayın Sebahattin Önkibar'ın "Lazistan Safsatası" başlıklı makalesine ne hikmetse yer verilmemiştir. Bu durum da kitabın ve yazarın tarafsız olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

        Osmanlı ve İslam

        Kitap, Wolfgang Feuerstein'e dayanarak Lazların 1461 Osmanlı Fethinden sonra Müslümanlıkla tanıştıklarını yazmakta ve yanılmaktadır. Çünkü 1486 tarihli Osmanlı Tapu Tahrir Defterinde bazı Laz köyleri için "kadim (eski) Müslüman" tabiri kullanılmaktadır. Bununla birlikte,Lazların Osmanlı tarafından zorla Müslüman'laştırıldıkları iddialarını reddetmekle doğru bir yaklaşım benimsemiştir.

        Ruşen Çakır'a atfedilen şu paragraf ise  gerçekten üzücüdür: "Lazların kendi dillerini konuşan Megrel -Lazlarla kucaklaşmaları ve aynı değerleri paylaştıkları Gürcülerle tanışmaları 'kültürel gelişme' açısından olumluluklar göstermektedir. Gürcistan'a yüksek öğrenime giden Laz gençlerinden bazılarının, atalarının eski dini olan 'Hıristiyanlığı' yeniden seçmeleri ise gözlenen olgulardandır."

        Buradaki vahim ifade Gürcistan'a öğrenim için giden bazı Laz gençlerin Hıristiyanlığa girdikleri iddiasıdır. Üstelik yazar Hıristiyanlığı "atalarının eski dini" ifadesiyle sevimli göstermeye çalışmaktadır. Bu ifadeler ve bu bilgiler bizleri derinden üzmüştür. Bir bilginimizin dediği gibi; 'Hıristiyanın alimi islamı seçer, Müslüman'ın ise ancak cahili Hıristiyan olur." Buna göre İslamı bilen bir Müslüman'ın asla Hıristiyanlığa veya bir başka dine girmeyeceği açıktır.

        Yukarıdaki paragraftaki bir başka saçma ifade de; 'aynı değerleri paylaştıkları Gürcüler' şeklindeki ifadedir. Bilindiği gibi Gürcüler Hıristiyan'dır ve ahlaken de Lazlarla hiç bir ortak hususiyetleri yoktur. Acaba "aynı değerleri paylaştıkları" bilgisi nereden çıkarılmaktadır. Lazca ve Megrelce'nin iki farklı dil olduğunu daha önce ifade ettiğimiz için yukarıdaki paragrafta geçen ifadenin cevaplandırılmış olduğunu varsayıyoruz.

        Lazca Alfabe ve Wolfgang Feuerstein

        Bir kısım kaynaklarda Arhavi'li Fahri Lazoğlu tarafından hazırlanan Lazca Alfabeden bahsedilmektedir. Başka bazı kaynaklarda ise, Alman Wolfgang Feuerstein'in uzun süredir Lazca Alfabe üzerinde çalıştığı bildirilmektedir. Aksamaz'ın kitabı bu alfabe çalışmasına bir ara başlık ayırarak vermektedir. Ara başlık şu şekildedir; "1984 Lazuri Alfabe ve Fahri Lazoğlu/Wolfgang Feuerstein"

        1984'te Feuersein ve Fahri Lazoğlu adıyla ve "Lazuri Alfabe" adı altında yapılan yayın, Aksamaz tarafından; "Lazca'yı yazı dili hakline getirme çabaları" olarak ifade edilmektedir. Ancak bilinmektedir ki, Feuerstein adlı kişi, "Alman İstihbaratının Lazlar Üzerine Oyunları" başlıklı yazımızda ortaya konulduğu üzere, Alman istihbaratı tarafından Lazları yönlendirmekle görevlendirilmiş tehlikeli bir kişidir. Aslında sözkonusu alfabe onun bir çalışmasıdır. Fakat Lazlardan tepki almamak için Arhavi'li bir Lazla birlikte hazırlanmış izlenimi verilerek yayınlanmıştır.

        Kitapta Feuerstein hakkında ayrıca şu bilgi verilmektedir: "1992'de Almanya'da bir grup Laz aydını tarafından kurulan ve başkanlığını Lazolog Wolfgang Feuerstein'in sürdürdüğü Güney Kafkasya Dilleri ve Kültürleri Derneği ve başkanlığını Selma Koçiva'nın yaptığı Laz Dili ve Kültürünü Yaşatma ve koruma Birliği de önemli kurumlardır."(s.26)

        Kitabın Bilimselliği; Alıntıları

        Ali İhsan Aksamaz'ın yazdığı kitap çok önemli bir bilimsel hata yapmıştır. İlmi araştırmalarda, başka yayınlardan aynen alınan ifadelerin muhakkak "tırnak içinde" verilmesi gerekir. Halbuki Ali İhsan Aksamaz, yaptığı uzun alıntıları tırnak içinde vermeyerek sanki kendisi yazmış gibi okuyucuya aktarmıştır.

        Mesela kitabın "Kültürel Yaşam" başlıklı bölümündeki "Lazlarda Yapıcılık", "Doğum" ve "Ölüm" bölümleri, tamamen Muhammed Vanilişi & Ali Tandilava'nın "Lazların Tarihi" kitabından alınmıştır. Toplam 17 paragraf olan bu alıntılardan hiç biri "tırnak içinde" verilmediği gibi, sadece birinde alıntı yapılan kitaba dipnot verilmiştir.

Şimdi yapılan alıntıları örneklemek istiyoruz:

 

 

Lazlar'ın Tarihi (M. Vanilişi&A.Tandilava): Alıntı yapılan kısımlar kalın yazılmıştır.

Dil-Tarih-Kültür-Gelenekleriyle Lazlar (A.İ.Aksamaz): Alıntı yapılan kısımlar kalın yazılmıştır.

 

         Lazlarda Yapıcılık

         19.yüzyıla kadar, Laz yapıları genellikle yontulmamış, yuvarlak kereste ile yapılırdı. Bina temeli taşla örülür, toprak yüzeyinde yeteri kadar yükseltildikten sonra, kereste ile duvarlar oluşturulurdu. Bu duvarlar üzerine, tam ortadan boydan boya kalas uzatılırdı. Çatı, bu kalasın iki tarafında oluşturulurdu. Yapıların üstünün örtülmesi sırasında konu komşunun yardımına başvurulurdu. El birlikte binanın üstü kapatılır, yemekler yenirdi. Yapı ustaları iş bittiğinde keserlerini ağaçlara tıklatır bahşiş istediklerini sezdirirlerdi.

         Yeni bitirilen bir evde, ocağını ilk tutuşturma işi büyük anlam ve önem taşırdı. İlk ateşi tutuşturanın annesi babası sağ bir kız çocuğu olması uğurlu sayılırdı.

         Bugünkü Lazistan'daki kentsel yerleşim birimlerinde yapılar artık betondan, taştan demirden yapılmaktadır. Köy ünitelerinde ise ağaç yapılara bugünde raslamak mümkündür.

         Laz konutlarının boyutları: Yaklaşık olarak 42 karış uzunluk, 36 karış genişlik, 12 karış da yüksekliktir. Lazistan'a İslam dininin girmesiyle bazı değişik alışkılarda girmiştir. Örneğin: Yeni yapılan yuvaya yerleşecek aile Mevlid okutmalı, dua yaptırmalıdır. Bundan sonra oraya yerleşmelidir. Mevlid ve dua merasimi sırasında bolca şerbetler içilir, tatlılar yenilir.

         Laz evleri çok zarif, ince el oymacılığı örnekleriyle bezenirdi. Bunlar kabartma ve çukurtma biçiminde olurdu. İşlenen motifler arasında üzüm çubuğu motifi çok tutulurdu. Taşlar üzerine bile çeşitli bitki ve hayvan motifleri işlemek Lazlar arasında binlerce yıllık gelenekti.

            Laz ustalarınca bu tür oryantal el sanatlarıyla bezenmiş yapılara Gürcistan'ın diğer bölgelerinde de rastlamak güç değildir. Acara, Guria, Samegrelo, İmereti bu bölgeler arasındadır. Laz ustalar yaptıkları binaların bir duvarına tarih düşmeyi unutmazlardı. İmereti'de bir köyde rastlanan Laz yapısı bir evde Gürcüce ve Türkçe kitabeye rastlanmıştır.

         G.Çitaia (Laz ornamenti hayat ağacı motifi) adlı yazısında, Hanis-Tsakali vadisinde ün yapmış, Ömer, Ahmed ve Mustafa adlı üç Laz kardeşten söz etmektedir. Bunlar o denli tanınmış kişilermiş ki bu vadide yerel Gürcü ustalar bile onlardan çok şey bellemiş, yararlanmışlardır. Sayısız ölümsüz eserlerin yapımında onların yolundan sapmamışlardır.

        Lazlarda Yapıcılık

Lazların çoğu yapı ustasıdır. Esas olarak yarı kagir tipte yaptıkları evler birer sanat esridir. Sekize kadar varan direkler üzerine kurulan erzak depoları hemen göze çarpar.

19.yüzyıla kadar, Laz yapıları genellikle yontulmamış, yuvarlak kereste ile yapılırdı. Bina temeli taşla örülür, toprak yüzeyinde yeteri kadar yükseltildikten sonra, kereste ile duvarlar oluşturulurdu. Bu duvarlar üzerine, tam ortadan boydan boya kalas uzatılırdı. Çatı, bu kalasın iki tarafında oluşturulurdu.

Yeni bitirilen bir evde, ocağını ilk tutuşturma işi büyük anlam ve önem taşırdı. İlk ateşi tutuşturanın annesi babası sağ bir kız çocuğu olması uğurlu sayılırdı.

Eski Laz evleri, çok zarif, ince el oymacılığı örnekleriyle bezenlidir. İşlenen motifler arasında üzüm çubuğu motifi oldukça yaygındır.. Taşlar üzerine bile çeşitli bitki ve hayvan motifleri işlemek Lazlar arasında binlerce yıllık geleneklerindendir.

Laz ustalar tarafından yapılan ve geleneksel motiflerle bezenmiş evlere, . Acara, Gurya, Megrelya ve İmeretya'da günümüzde bile sıklıkla rastlamak mümkündür.

 

Görüldüğü üzere, Aksamaz'ın kitabındaki "Lazlarda Yapıcılık" bölümünün ilk paragrafı hariç tamamı "Lazların Tarihi" adlı kitaptan alıntıdır. Aynen yapılan alıntılar tırnak içinde verilmeyip, okuyucuda alıntı olmadıkları zannı verilmektedir. Sondan önceki paragrafın sonunda bir dipnot verildiği halde, bu dipnottan sonraki paragrafın da aynı kitaptan alıntı olduğu görülmektedir.

Her iki kitaptaki tez, Lazlardaki yapı kültürünün Gürcistan'ın bazı bölgeleri ile ortak karakter taşıdığı yönündedir. Ancak, "Lazların Tarihi" kitabının bu bölümle ilgili son paragrafında, Laz ustaların Gürcistan'a çalışmaya giderek oralarda kendi usullerince evler yaptıkları anlaşılmaktadır. Demek ki, yapı tarzındaki benzeyiş ortak tarihi kültürden değil, çalışma amacıyla buralara gelip evler yapan ustalardan kaynaklanmaktadır.

        Bu hatalı alıntı metodu, "Doğum" ve "Ölüm" bölümlerinde de aynen devam etmektedir. "Lazların tarihi" kitabında daha uzun olan kısımlardan istene bölümler alınarak arka arkaya getirilip yazılmaktadır. Üstelik bu kısımlardaki hiç bir dipnotunda alıntı yapılan kitaba atıf yapılmamaktadır.

        Şimdi de "Ölüm" bahsinde yapılan alıntıları aynı şekilde karşılaştırmalı olarak vermek istiyoruz:

 

         Ölen bir kimsenin baş ucunda dostlarından birkaç kişi nöbet tutar. Bunun yararı ise: Ölünün vücuduna kötü ruhların gizlice girip yerleşmemeleridir. Ölenin ruhu bedeninden çıkar çıkmaz gövdenin, elleri, gözleri, ayakları düzeltilir. Vücuduna da dosdoğru bir biçim verilir. Kadınlar odaya doluşur, feryada başlarlar. Feryadları duyan köy halkı birinin evinde ölü olduğunu anlamakta gecikmezler. Hemen ölü evine koşarlar. Sahiplerine başsağlığı derken, ölü için de dua okurlar. Onun iyi insan olduğunu, iyilik gördüklerini söylerler.

            Ölü, Lazlarda 24 saat misafir alıkonmaktadır. Eğer uzaktan gelecek yakınlar bekleniyorsa bu süre daha da uzatılabilir. Ölü orta odada genişçe ve sertçe bir divana konur. Üstü beyaz çarşafla örtülür. varsa, annesi babası başı ucunda oturtulur. Kardeşleri ve yakın akrabaları çevresine dizilirler. Uzaktan beklenen akrabalar acı çığlıklarla ölü evine dalarlar. Önce evdekilerle sarmaş dolaş olurlar. Gözyaşları akıtırlar. Ardından ölünün yüzünü açar bakarlar. Başı ucuna geçer otururlar. Bazen de üzerine kapanır ağlamalarını sürdürürler.

         Komşular bu türlü acılı günlerde üzerlerine düşen insanlık görevini unutmazlar. Kimi mezar tahtalarını hazırlamaya koyulur, kimi mezar kazmaya koşar, kimi de tabut yapımına girişir.

Ölüm

Ölen kişinin başında akrabaları nöbet tutar. Bunun nedeni, ölenin vücuduna kötü ruhların girip yerleşmelerini önlemektir. Ölenin ruhu bedeninden çıkar çıkmaz vücudu, elleri, ayakları ve gözü düzeltilir. Kadınlar odaya doluşarak, feryada başlar. Feryaları duyan köy halkı, birinin evinde ölüm olduğunu anlar ve ölü evine koşar.

Ölen kişi, 24 saat misafir alıkonur. Eğer uzaktan gelecek akrabalar bekleniyorsa bu süre uzatılabilir. Ölü orta odada geniş ve sert bir divan üzerine konulur ve üstü beyaz çarşafla örtülür. Varsa, anne ve babası başı ucunda oturur. Kardeş ve yakın akrabaları çevresine dizilir. Uzaktan beklenen akrabalar feryatla ölü evine girer. Önce evdekilerle sarmaş dolaş olunur, gözyaşı dökülür. Ölenin yüzü açılarak bakılır, üzerine kapanarak ağlanır.

Komşular bu türlü acılı günlerde üzerlerine düşen insanlık görevini unutmazlar. Kimi mezar tahtalarını hazırlamaya koyulur, kimi mezar kazmaya koşar, kimi de tabut yapımına girişir.

 

Görüldüğü gibi, çok küçük değişiklikler yapılarak cümleler alıntılanmış, ama dipnot falan verilmemiştir. Üstelik, ölünün beklenmesi hadisesini " ölenin vücuduna kötü ruhların girip yerleşmelerini önlemek" amacına bağlayan Gürcü yazarların bu yanlış bilgisi düzeltilmeden aynen alınmıştır. Ölüyü beklemenin sebebi, yatıp uyumanın saygısızlık sayılması ve ölüye hayvanların müdahalesinin önlenmesidir.

Bu kitapta başka kaynaklardan yapılan alıntıların da bu metotla yapılmış olma ihtimali vardır. Mesela, M.Recai Özgün'ün kitabına "Çiviyazıları" tarafından yazılan takdim yazısının da iki paragrafı aynı şekilde alıntılanmıştır. Bu konuyu okuyucuların takdirine bırakıyoruz.