LAZLAR
|
|
M. Recai Özgün'ün kitabı
Çiviyazıları tarafından Kasım 1996'da yayınlanmış. Daha önce bir şiir kitabı
ve "Atmaca" isimli bir romanı bulunan yazarın, edebi kişiliği bu
kitapta da kendini göstermiş. Kullandıkları cümle yapıları, bilimsel
anlatımdan çok edebi bir anlatıma yakın duruyor. Lazların etnik kimliğini tespit etme
uğraşına önemli bir yer veren yazar, bu çerçevede Lazlar ile aynı coğrafyayı
paylaşmış olan diğer halklar hakkında da kısa bilgiler vermiş. Önyargılı
hareket etmeyerek, lehte ve aleyhte görüşlerin hemen hepsine yer veren, ama
sonunda kendi fikrini de ifade etmekten kaçınmayan bir yaklaşımla karşı
karşıyayız. Yazarın görüşüne zaman zaman itiraz etsek de, bu yaklaşım tarzını
takdir ettiğimizi ifade etmeliyiz. Kolheti Kültürü Lazlar hakkında yayınlanan hemen bütün
kitaplarda, Lazların eskiden "Kolh" adıyla anıldıkları be Kolheti
kültürünün mirasçıları oldukları yazılıdır. M. Recai Özgün de aynı görüşü
seslendirmektedir. Şimdi bu görüşün ne kadar sağlıklı olduğunu
sorgulayacağız. Yazar kitabın sonunda verdiği
kronolojide Kolheti kültürü ile ilgili şu bilgileri veriyor: M.Ö.12-11.yüzyıl: Kolheti kültürünün
oluşmaya başlaması M.Ö. 8. yüzyıl: Urartu yazıtlarında
Kolh ve Kolheti'den bahsedilmesi M.Ö.3. yüzyıl: Rodoslu Apollonius'un
Kolh ve Kolhetiden bahsetmesi M.Ö. 1. yüzyıl: Kolheti ve Kartli
krallıkları arasında savaşlar. M.S.69-79; Miladia birlikte Kolh
yerine Laz adının kullanılmaya başlanması. Görüldüğü gibi, M.Ö.12-11.yüzyıldan
M:Ö.1.yüzyıla kadar Kolhlardan ve Kolheti'den bahsediliyor. Milattan sonraki
kaynaklar ise Lazlardan bahsetmeye başlıyor ve bazı yazarlara göre
"Kolh" yerine "Laz" denilmeye başlanıyor. Biz bu durumu
biraz şüpheyle karşılıyoruz. Yazar bu isim değiştirme olayını şu
şekilde izah ediyor: "Orta Asya, Kafkasya ve Anadolu'da sıkça gördüğümüz
bu duruma, yöre halklarının göç ağırlıklı yaşam biçimlerinin, belki de,
göçebe kökenli halklardan gelmiş olmalarının sebep olabileceğini düşünüyoruz.
Kolheti kültürüne mensup halklarda da görülen bu isim değiştirme geleneği, bu
halkların belki de göçebe kökenli halklardan gelmiş olmalarındandır. Çünkü
Kolheti halkları, Kafkasya'nın en eski ve sabit halklarındandır ve bu son
yurtlarında göçebeliklerine rastlanmamaktadır." (s.17) Kolheti kültürünün sabit karakterine
karşılık, Lazların Orta Asya Türk halkları gibi göçerlik özelliği taşıdıkları
tespiti son derecede önemlidir. Günümüzde Gürcistan'ın batısında yer alan
"Kolheti" çeşitli arkeolojik kazılarla da tespit edildiği üzere
sabit bir yerleşim alanıdır. Lazlar ise tarihi kaynaklara göre Doğu Karadeniz'e
Kafkaslar'dan inmişlerdir. Yazara göre; "kaynak eserlerde M.Ö.1.yy'da
başlayıp devam eden Laz akınları sonucunda, Lazların Trabzon'a kadar olan
bütün kıyı şeridindeki topraklara yerleştikleri yazılmaktadır". (s.17) "Kafkasya'dan Karadeniz'e
Lazların Tarihsel Yolculuğu" adlı kitabında Ali İhsan Aksamaz da, Mahmut
Goloğlu'na dayanarak; M.S.1.yüzyılda Kafkasya'dan büyük bir göç dalgası ile
gelen Lazların Karadeniz'in güneydoğusuna yerleştiklerini yazmaktadır. (S.20
ve 59) Demek ki, Gürcistan'ın batısında, yani
Karadeniz kıyısında yer alan ve MÖ.12. yüzyıl ile M.Ö. 1. yüzyıl arasında
tarihi kayıtlarda yer alan Kolheti ile, M.S.1. yüzyılda Kafkasya'dan göç edip
gelen ve Karadeniz kıyılarına ancak bu tarihte ulaşan ve M.S.3.yüzyılda
"Eğrisi-Lazika" devletini kuran Lazlar, sadece ismi değişen aynı
kavim olamazlar. Kolheti Kimin Kültürü Kolheti kültürünü tanımlama çabalarına
gelince, bu noktada çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bu konu hakkında
önemli bilgiler veren M.Recai Özgün'den alıntılar yaparak konuya açıklık
getirmeye çalışacağız: "Gürcülerin Kolheti'yi tamamen
kendi uygarlıkları saymalarının kökeninde, resmi tarih yaratma çabalarının
tatsız izleri görülmektedir. Kolheti kültürü, tamamen Gürcülerin dışında da
oluşmuş değildir. Ancak; Gürcülerim, bu kültürdeki etkinlikleri, onları
Megrel-Lazların Gürcü soyundan geldikleri mega iddiasına götürecek boyutta da
değildir." (s.38) Demek ki Gürcüler Kolheti'yi salt
kendi kültürleri saymaktadırlar. Bu konuda fazla bir bilgiye sahip değiliz.
Fakat o devrilerde halklarda homojenlik olmadığını, çeşitli unsurların her
zaman karışmış ve kaynaşmış olduklarını kabul etmek gerekiyor. İşte o devirde
Lazların yaşadığı Kafkaslar bölgesinde hüküm sürmüş ve oradan Kolheti'ye
göçerek bunun içinde de kalıntılarını bırakmış bir Turanlı yani Türk kavim
olan İskitler: "Nitekim; Kolheti uygarlığına
İskitlerin de katkıları bulunmuştur. İskitlerin, bu milletlerle iç
içelikleri, aynı mezarları paylaşmalarına kadar uzanmaktadır. Bu sonuçları gösyerir
eserlere rastlanılmıştır. Fantastik bir kültür olan iskit kültürüne ait
eserlerden, at koşum malzemeleri, takı ve sis eşyaları gibi olanlar,
Kulanrkha'daki kazılardan çıkmıştır."(s.39) Kolheti
halklarının günümüze kadar geldiklerini, ama İskitlerin gelemediğini ifade
eden yazar şöyle diyor: "İskitler bu kuralın dışındadır. Bu toplumun
yaşamı, daha fazla göçe ve serüvene dayalı geçtiği için kısa sürmüş, Güney
Rus steplerinde süren 500 yıllık bir ömürle tamamlanmıştır."(s.39) Bir
halkın toptan yok olduğunu varsaymak, tarihe ve bilime aykırı olduğundan bu
görüşü yersiz buluyoruz. Bu noktada, yerleşik bir kültüre sahip olan
"Kolh" adının, göç eden bir kavim olan "Laz" adına
dönüştüğünü varsaymaktansa, göçer olan "İskit" adının yine göçer
olan "Laz" adına dönüştüğünü varsaymak daha mantıklı değil midir? Kafkasya'daki
bir başka Türk toplumu olan Kımmer'lerin de bugün devamı mevcut değildir.
Doğu Karadeniz kıyılarına akın akın gelen Kıpçaklar, Gürcistan Kraliçesi
Tamara'nın ordusunun önemli bir bölümünü oluşturuyorlardı. Hatta
Komnenosların Trabzon'a gelip devlet kurmalarında bu Kıpçak unsurların
rolünün büyük olduğu ifade edilmektedir. Peki Kıpçakların devamı olan halk
hangisidir? Bu noktada daha ileri bir şey söylemeden Sayın Yazar'ın şu
ifadesine başvuralım: "Anadolu
halkları ile Kafkas halkları arasında mevcut benzerliklerin en belirgin
olanı, her iki grup halkın göçe dayalı bir yaşam biçimine sahip olmalarıdır.
Bu durum bizi; kolayca, iki halkın da göçebe ağırlıklı bir kökten geldikleri
varsayımına götürebilir." (s.40) Yazar burada çok önemli bir noktaya
gelmiş, Kafkas halklarındaki Orta Asya Türk özellikleri sıralamış, ama sonucu
ifade etmemiştir. İleride buna pişman olduğunu göreceğiz. Yöre İle İlgili Kavimler M.Recai
Özgün'ün Karadeniz'in doğusunda yaşamış, buraya göç etmiş veya bir şekilde
burası ile ilgisi olmuş kavimleri tasnif ettiğini görüyoruz.
"Osmanlılara kadar, yöreye doğrudan veya dolaylı olarak etkinlikleri
dokunmuş bulunan insan topluluklarından belli başlı olanlarını, bağlı
oldukları soylara göre gruplara bölmek, hiç de kolay değildir" dedikten
sonra, "gelip geçmiş veya konaklamış belli başlı kavimleri" şu
şekilde tasnif ediyor: a)Türk
oldukları iddia edilen insan toplulukları: Subarular, Gurlar, Hurlar,
Hurriler, Azziler, Mitaniler, Hayaşalar, Hititler, Asurlar, Kimriler,
Amazonlar, Medler, Halibiler, Haldiler, Tibarenler, Mosinekler, tabalar,
Müşkiler, Driller, Skitenler. b)Çok sonraları kısmen Türkleşmiş
oldukları iddia edilen insan toplulukları: Makronlar, Tzanlar, Lazlar,
Gürcüler, Abazalar, Çerkesler. c) Yabancı insan toplulukları:
Fenikeliler, Elenler, Romalılar, Persler, Makedonyalılar. (s.20) Yazar, Lazları "Türk olduğu iddia
edilen halklar" grubuna koymamış, ama 11 numaralı dipnotta şunları
yazmıştır: "M.Goloğlu "Pontus" adlı eserinde, Lazları,
Gürcüleri, Abaza ve Çerkezleri, Tzcanları, Makronları, Kolhları Türk
sayar." Şu anda gerekçelerini bilmiyoruz, ama demek ki Mahmut Goloğlu
Lazların Türk olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca M.Fahreddin Kırzıoğlu, Lazların
"Alazon"lardan geldiğini ve Türk olduklarını VII.Türk Tarih
Kongresi'ndeki "Lazlar/Çanarlar" tebliğinde ortaya koymuştur. Demek
ki Lazları birinci gruba almanın yeterince gerekçesi vardır. Sima Dergisi'nin 1.sayısındaki
makalesinde M. Recai Özgün şunları yazmaktadır: "Örneğin Sümerler’in
çiviyazılarına göre, Orta Asya’dan ilk Türk göçü M.Ö. 4. bin yıla
uzanmaktadır. Kafkasya’daki
arkeolojik araştırmalar ve bir çok tarihi vesikaların tetkiki sonunda varılan
sonuçlara göre de Kafkasya’nın en eski uygarlığı olarak karşımıza çıkan Kuban
kültürünün kökü, M.Ö. 2000 yılına kadar gitmektedir. Bu duruma göre Orta
Asya göçleri ile Kafkas halklarının orijini arasında 2 bin yıllık
aydınlanmamış bir dönemin var olduğu ortaya çıkıyor. Anadolu halkları ile Kafkas halkları arasında mevcut benzerlikleri
(göçebe olma) hesaba katarsak, iki halkın da aynı kökten geldiklerini
düşünebiliriz." Kitabında Lazların Türklüğünü bu kadar
net ifade etmeyen M. Recai Özgün. Sima'daki yazısında gerçeği yakalamış
görünüyor. Ortak Kültürel Özellikler Doğu Karadeniz'in kültürel
özellikleri, Lazca konuşan ve konuşmayan toplum kesimlerinde fazla bir
farklılık göstermez. Yazarın kitabında yer verdiği kültürel özellikleri bu
yönüyle ele alırsak şu müşterek sonuçlara ulaşırız. İmece: Lazca'da
"meci" denilen imece, köy halkının topluca yapılması gereken
işlerde uyguladığı bir yardımlaşma modelidir. Köy halkı, bir gün bir aileye,
başka bir gün başka bir aileye topluca yardıma giderler. Tarla bellemede,
çapalamada, mısır ayıklamasında, odun taşımada, ev yapımında vb. imece usulü
uygulanır. İmeceye gelenlerin yemeği yardım edilen aile tarafından verilir. Atma türkü: gerek düğünlerde ve
gerekse imecelerde karşılıklı atma türküler atılır ve bu şekilde eğlenilir.
Lazca konuşan yörede bu türküler Lazca, Lazca-Türkçe veya Türkçe söylenirken,
Lazca konuşmayan Çayeli ile Rize merkez ve yakın yerlerde Türkçe söylenir.
Atma türküler arasındaki tek fark budur. Atmacacılık: Atmaca yakalama ve
besleyerek onunla bıldırcın yakalama kültürü, Lazlarla Laz olmayan Doğu
Karadenizliler arasında müşterek bir kültürdür. Hopa-Pazar arasından başka;
Çayeli, Gündoğdu ve Rize merkezde atmacacılık vardır. Bayram salıncağı: Yazarın
kitabında anlattığı bayram salıncağı, yörenin Lazca konuşmayan kısımlarında
da var olan bir gelenektir. Dini bayram günlerinde yapılan büyük salıncağa
çoğunlukla kızlar bindirilmekte, erkekler ise onları iki ucundan tuttukları
asma parçası (kasma) ile sallamaktadırlar. Ahşap Evler: Doğu Karadeniz
tipi ahşap evler, zemini toprak olan ve bu kısmın baş tarafında ateş yanan evlerdir.
Bu yapı tarzı Trabzon'dan Hopa'ya kadar aynı şekildedir. Serender (Serenti): Serender,
serenti yahut Nayla denilen sanatlı yapı tarzı, fare ve diğer yabani
hayvanlardan koruyarak mısır, fasulye ve diğer gıda maddelerinin
kurutulmalarını temin içindir. Dört direğinin her birinin ucunda farenin
çıkmasının engelleyen yuvarlak ahşap tekerlekler vardır. Dibek (Oçambre): Kabuklarından
ayırılması gereken buğday, yulaf, darı vb gibi gıdaların dövülerek
ayrıştırıldığı bir ortak kültür ürünüdür. Kaliv (Kalivi): Trabzon'dan
Hopa'ya kadar, orman içi arazileri yabani hayvanlardan koruma amaçlı bekleme
yeri olarak kullanılan ilkel bir yapı tarzıdır. Dört direk üzerinde ve
alelade üstü örtülerek gece sabaha kadar bir ucunda ateş yakılan bu yapıya
Trabzon'da "kalev" deniliyor. Üzeri ise "hartoma" denilen
ağaç kabukları ile örtülüyor. Su Manganası (Çzkarmangana)
(Korçali): Yabani hayvanları korkutup kaçırmak için, tekne şeklindeki
tarafına su akıtılan ve dolan suyu boşaltmak için bu tarafı ağır basıp aşağıya
inince, diğer tarafının yukarıya kalkması ve suyun boşalması ile düşerek iki
tahta parçası ile birlikte başka bir kalasa vurarak ses çıkardığı bir
alettir. Çayeli Ağaran şelalesinin yakınında halen turistik amaçlı olarak bir
adet bulundurulmaktadır. Oturmak için; iskemle, ekmek pişirmek
için; pleki, çocuk oyunlarından; balkuç ve yesir oyna oyunları hep Doğu
Karadeniz'in müşterek kültürüdür. Yemek kültürü ise kara lahana ve fasulye
ile yoğurt, ayran gibi
hayvancılık ürünlerine dayalıdır. |
|
|