LAZLARIN TARİHİ
|
|
Muhammed
Vanilişi ve Ali Tandilava adlı iki Gürcü yazarın kaleme aldığı kitap,
İnegöl'lü Hayri Hayrioğlu tarafından Gürcüce'den Türkçe'ye çevrilmiş. Ant
yayınları tarafından yayınlanmış. Elimizdeki nüshasında 3.baskı olduğu
yazılı. Gürcü
dilindeki basımına önsöz yazan Prof. Sergi Makalatia, kitabın her iki yazarı
hakkında şu bilgiyi veriyor: " İkisi de bugün Gürcistan devlet idari
organlarında yüksek düzeyde bilim ve saygınlık kazanmış olmalarıyla
ünlüdürler." Sayın
Makalatia'nın verdiği bu bilgi, kitapta Lazların ısrarla "Gürcü"
olarak tanıtılmalarına, devamlı "Laz Gürcüleri" ifadelerinin
sıralanmasına ve "Tarihi Gürcü yurdu Lazistan" (s.63) gibi
nitelendirmelere yeterince açıklık getiriyor. Tarihi hakikatleri tersine
çevirerek, Lazları, ne etnik ne dini ne de kültürel bir bağlarının
bulunmadığı Gürcistan Kartveli halkından, kısaca Gürcü göstermeye çabalıyor. Aynı
saptırmacı yaklaşım, Lazca konusunda da devam ediyor: "Lazlar ayrı
bir dile sahiptirler. Bu dil Gürcü dilinin bir diyaleğidir. Lazlar fiziksel
olarak da Gürcülere tıpatıp benzerlik gösteriyorlar."(s.56) Dil
konusundaki maksatlı ifadeleri bir yana, uzun boylu Lazları, kısa
boylu şişman Gürcülerle nasıl "tıpatıp" benzetebildiklerini anlamak
mümkün değil. Demek ki insan şaşı bakınca her şeyi yakıştırabiliyor. Osmanlı'ya İftira! Birinin
adı Muhammed, diğerinin Ali olan iki yazar, ne hikmetse kitaplarını
Hıristiyan sempatisi ve İslam düşmanlığı temaları üzerine bina etmişler. İşte
daha önsözlerinde maksatlarını ele veren şu ifadeler bakınız: "Gürcü
yurdunu her fırsatta ateş ve kana boğan düşmanlar bir iki yada üçten ibaret
değildi. Çok çeşitli idi. Ancak bunlar arasında en zalimi Osmanlı idi. O,
Küçük Asya'da yurt tutup yerleştikten sonra Gürcistan'ın bir çok yerlerini
parça parça bölüp yutmaya ve halkını zorla Müslümanlaştırıp asimile etmeye
çalıştı." Bütün
tarihçilerin birleştiği bir husus vardır ki; Osmanlı gayri Müslimlerin
İslam'a girmelerini teşvik etmiştir, ama asla kimseyi zorla
Müslüman'laştırmamıştır. Kaldı ki Osmanlı, Gürcistan'ı fazlaca elinde tutmamış
olduğu gibi, Acaristan'dan başka bir yeri de İslamlaştırmamıştır. Esasen
bugünkü Acaristan'ın ve Türkiye'de Gürcü diye anılan insanların Tiflis
bölgesinin Kartveli Gürcüleri ile bir ilgileri yoktur. Gürcistan deyimi
coğrafi bir tanım içerdiğinden, bu bölgede yaşayan ve buradan Türkiye'ye göç
eden insanlara "Gürcü" denmiştir. Lazların
yaşadığı Pazar-Sarp arasındaki yöreye gelince, 1461'de fethedilmeden önce
burada bazı Müslüman Laz köyleri mevcuttu. Bunu Osmanlı belgelerinde bazı
köylerden "kadim (eski) Müslüman" şeklinde bahsedilmesinden
anlıyoruz. Demek ki Lazların önemli bir bölümü Osmanlı fethinden önce
Müslüman'dı ve Osmanlı döneminde tamamı hak dine girmeyi kendi istekleriyle
tercih etmişlerdir. Demek
ki ne Lazlar ne de Acaristan'lılar zorla Müslüman yapılmamış, kendi istekleri
ile İslam'a girmişlerdir. Kaldı ki, böyle bir şeyden en son davacı olacak
kişilerin adı "Muhammed" ve "Ali" olan kişiler olması
lazım geldiği de açıktır. Doğu Karadeniz Kültürü Kitabın
ikinci bölümü; "Lazistan Etnoğrafyası" adını taşıyor ve Laz
kültürünü ele almaya çalışıyor. Bu bölümde de; "Türkiye'de Lazların
%98'i okuma yazma bilmemektedir" (s.84) gibi kargaları bile güldürecek
hatalı ve maksatlı bilgiler veriliyor. Lazların
aralarından derlendiği söylenen kültür özelliklerinin somut olarak Gürcü
kültürü ile bir özdeşliği kurulamadığı halde, ısrarla "aynı özellik
Gürcistan'da da var" gibi genellemelerle kasıtlı bir yola giriyorlar. Halbuki,
Lazca konuşan Pazar-Sarp arası insanlarının kültürü, Çayeli ve Batısında
kalan Doğu Karadeniz yöresi ile hemen hemen tamamen aynıdır. Kitapta yer alan
hususlardan Doğu Karadeniz'in ortak kültürü olanları sadece zikrederek
geçeceğiz: Mısır
Ekmeği, İmece
geleneği, Yılancık, Sepet
örmeciliği, Ağ
örmeciliği, Zemini
toprak ev tipi ve kültürü, Siyah
üzüm pekmezi (külle kestirilmesi dahil), Balıkçılık
kültürü, Atma
Türküler bütün Doğu Karadeniz'de ortak bir kültür özelliğidir. Helesa
Yelesa, Heyamola Hisa (Çayeli'nde "Selim Sayma" adıyla biliniyor) Yeni
doğan bebeğin sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunarak isminin
verilmesi ise bütün Türkiye'ye şamil bir gelenek ve kültürdür. Yeni
Yıl: "Lazlarda Batıl İnançlar" başlığı altında yeni yılın
"Hicri takvime göre mart ayında" başladığı ifade edilmektedir ki bu
tamamen yanlıştır. Bir kere Doğu Karadeniz'in tamamında "yeni yıl"
inancı ve yeni yılda uğurlu olan-olmayan davranışlar meselesi vardır. Ancak
bu Hicri değil, Rumi takvime göredir. Zaten Hicri takvimde yılbaşı Mart
ayında olmaz, her yıl miladi takvimden 10 gün eksik olduğu için yeni yıl da
her yıl 10 gün ileriye gider. Tavan
arasında süpürme ile pireleri yok etme inancı, Cin-Peri
ile ilgili inançlar, Erkek
Çakal (Laparde) bağırmasının ölüm habercisi olduğu inancı, (Çayeli'nde Pardi
deniliyor) Horozun
zamansız ötmesinin uğursuzluğu, Tavuğun
ötmesi ise diğer ortak batıl inançlardır. Atmacacılık:
Sarp'tan itibaren Çayeli ve Rize merkez dahi her yerleşim biriminde
atmacacılık mevcuttur. Ancak ne var ki; kitapta atmaca değil şahin beslendiği
ve bununla da çulluk yakalandığı gibi hatalı bilgiler veriliyor. Halbuki
yörede atmaca beslenir ve onunla bıldırcın yakalanır. Ayrıca şöyle bir
ifadeye yer veriliyor: "Tuzlu ete ve yumurtaya dadanan şahin artık
sahibini kolay kolay terk etmemektedir." Bilindiği gibi atmaca ve
şahin gibi kuşlara tuzlu et verilmesi halinde derhal bunlar hayatını
kaybetmektedirler. Kitabın
Trabzon Sofia Manastırı dediği Ayasofya ile ilgili şu ilginç bilgi veriliyor:
"1463 Türk-Selçuklu saldırıları sırasında bu yapı büyük zararlara
uğratılmıştı. Bugün artık bunun yıkık duvarlarından bir bölümü ayakta
kalabilmiştir. Trabzon ve çevresi halkı (Çoğunlukla Laz kadınlar)
bugün bile her yılın ilkbaharında bu yıkık yapının önünde toplaşır Tanrı'ya
dua ederler." İsimleri Muhammed ve Ali olan bu yazarlar hangi "Laz
kadınlar"ın bu kilisenin önünde Tanrı'ya dua ettiklerini izah
etseler iyi olur. Kitapta
yer alan "Şeytanla Laz" başlıklı hikaye, İsmail Türüt'ün "Oflu
ile Şeytan" türküsünde anlattıklarının Laz uyarlamasından başka bir şey
değil. |