“LAZ” TANIMI VE LAZLARIN SOY KÖKENİ(*)
M. Recai Özgün
|
|
“Anadolu
halkları ile Kafkas halkları arasında mevcut benzerlikleri (göçebe olma)
hesaba katarsak, iki halkın da aynı kökten geldiklerini düşünebiliriz.” Bu dergi, SİMA Doğu Karadenizliler
Hizmet Vakfı’nın bir yayın organı olarak yaşama gireceğine göre, öncelikle ve
özellikle Doğu Karadeniz’in yerli halkı olan Lazlar’ın bugünkü konumlarında
bir tariflerinin yapılması ve yıllar yılı konunun bir spekülasyon aracı
olarak bugünlere kadar getirilmesi suretiyle doğmuş olan belirsizliklerden,
çarpık yakıştırmalardan, aşağılama aracı olarak kullanımından arındırılması
gerekmektedir. Bunun yolu da gerçekleri bilmekten geçer. Çünkü Laz, ne Temel fıkralarındaki
komedi öznesidir, ne de D. Karadeniz Türkçesi ile türkü söyleyen bir sanatçı.
Öyle ise bir soru ile konuya giriyorum. Laz kimdir? Türkiye’de Lazlar’ın coğrafi anlamda
yaşadıkları yöre denince, Doğu Karadeniz kıyı şeridinde; Rus hududundan
başlayıp Zonguldak’a kadar uzanan bölge akla gelmektedir. Bu, dıştan bir bakıştır ve bu ince
uzun arazide sıralanan yerleşim birimlerinden, Pazar ilçesinin batısındaki
yerlerde yerleşik olanların, hangisini konunuza tanık etmek isterseniz
ediniz, kendilerinin Laz olmadıklarını söyleyeceklerdir. Özellikle Lazlar’a
ait yöreye doğru bir sınırlama getiremeyecekler, belki de, o an akıllarına
gelen bir yerden başlayıp doğuya doğru uzandığını söyleyeceklerdir. Bu
belirleme, batıda örneğin Rize’de tamamen belirginleşecek ve Rize’dekiler
size doğru olan Pazar’ı sınır göstereceklerdir. Konuyu biraz daha açalım. Toplumun
içinde din, dil, düşünce ve örgütlenme biçimi gibi kültürün temel ögeleri, o
toplumdaki başka bir ögenin yerini alamaz. Ancak, her birinin başka bir
toplumun aynı gruptan olanları ile etkilenmesi olasıdır. O zaman da ögenin
fonksiyonel gücü veya orijinalliği tartışma konusu olabilir. Bu
durumda, Lazlar’a özgü binlerce yıl geçmişi olan dilin veya kültür
etkinliklerinden bir veya birkaçının sadece yaşadıkları coğrafyada bulunabileceği
gibi bir düşünce geçerli değildir. Böyle olunca da, kültürlerini,
orijinal yapıları içinde başka bölgelere taşımış olan Lazlar da Laz’dır ve
yurdumuzun geniş bir alanına yayılmışlardır. Bu belirlememize göre Rusya sınırından
başlayıp, Pazar ilçesini içine alan sahil şeridine çok yakın bir bölgede veya
Sakarya’ya Bursa’ya bağlı tamamı Lazlar’la meskun yerleşim biriminde yaşayan
bir kimseye, Laz kültürünün bir mensubu olmadığı sürece Laz diyemeyeceğiz,
buna karşı çeşitli bölgelerde, örneğin, Kocaeli’nde, Sapanca’da yaşayan ve
Laz kültürünü beraberinde taşımış olan kimselere Laz diyebileceğiz. Zaten, Pazar’ın batısındaki bütün Doğu
Karadenizlilerin hayli benzer alışkanlıklarına rağmen, kendilerini Laz
saymadıkları bilinir. Çünkü, Lazcayı ayrı bir dil olarak Lazlar konuşur. Doğu Karadeniz’den doğudakiler,
batıdakilere; “Hamus Hekoleni” (buradan öteki) diyerek farklılığı, sabit
olmayan bir coğrafi sınırla belirlemeye çalışırlarken, batıdakiler
doğudakileri, Mohti (gel) sıfatı ile isimlendirerek, dil farkını ayrımlarına
ölçü almaktadırlar. Her iki genellemeden de, bir aşağılama
kokusu alınmaktadır. Ancak, bu ayrılık değildir; bir beşeri zaaftır. P. Alford Andrews’in, “Türkiye’deki
Etnik Gruplar” adı ile çevrilen eserinde; “Kendine özgü şiveleri, çabuk
sinirlenmeleri, denizle çok içli dışlı olmaları, onları iyi tanıyan
komşularının tanıklığı, çok küçük ve dik yerlerde toprağı elleri ile
sürmeleri, birkaç evden oluşan birbirinden uzak köylerde yaşamaları, buğday
ekmeği yerine mısır ekmeği yemeleri, bol miktarda hamsi tüketmeleri ile
birazcık matrak bir tip olarak çizilir” demekte ve örneklemelerin devamında
bazen birbirleriyle çelişen ögelere de yer vermektedir. Örneğin, Lazlar’ın
hem durgun zekalı, hem de iş konusunda çok becerikli ve başarılı olarak
bilindiklerini, ya da hem çalışkan ve hırslı, hem de hizmetçilik türü işler
için isteksiz olduklarını belirleyen bölümlerde olduğu gibi. Yazarın bu yaklaşımı sağlıklı
değildir. Nitekim, tiplemede mevcut doğrulara rağmen, bir çok yanlış ve
eksikler de hemen göze çarpmaktadır. Örneğin, komedi ağırlıklı forumlarda
çok abartmalı olarak kendisini iyi tanıyan komşusunun şahitliğine başvuran
Laz tipi sıkça canlandırılmasına rağmen, Lazlar’ın gerçek yaşamlarında böyle
bir alışkanlıkları yoktur. Keza,
çok dik, engebeli ve dar arazisini elleri ile işlediği iddiasına
verilebilecek örnekler, böyle bir genelleme için yeterli değildir. Hem durgun zekalı hem de iş konusunda
becerikli oldukları savındaki doğal çelişki, sanıyoruz gözlemin tamamına
güven açısından gölge düşürmektedir. Konunun asıl üzücü yönü, Laz kültürünü
ve kimliğini incelemenin, yıllar yılı öcü sayılması dolayısı ile, ilk kez bir
yabancı tarafından incelenmesi ve bugüne kadar, böyle bir araştırmaya
kimsenin cesaret edememesidir. Bu hususu biraz daha açıklığa
kavuşturmak istiyoruz. Millet şuur ve anlayışının tarih boyunca gelişim
evreleri; genelde idare edenin veya edenlerin şu veya bu sebepten uygun gördükleri
doğrultuda biçimlenmiş millet tariflerini kabul ettirmek için yaptıkları
dayatmalar, beşer tarihinin en kanlı olaylarına sebep olmuşlardır. Cumhuriyetimizin kurucularının, bu
genel kurala uymaktan ziyade millet yararına buldukları için etnik anlamda
bir “Türk” tarifi yapmaktan özellikle kaçındıklarını görüyoruz. Atatürk, 10.yıl nutkunda “temeli Türk
milliyetçiliği olan” deyimini kullanarak “Türk” ismini etnik anlamdaki
kullanımın dışına çekmiş milli şuurumuza daha geniş ve kapsamlı ulusal bir “Türk”
sözcüğünün yerleşmesinin işaretini vermiştir. Böylece toplum, bu iki kavram arasında
doğabilecek yanlışların ve belirsizliklerin zararlarından korunmak
istenmiştir. Buradan yola çıkılarak benimsenecek
olan millet tarifinin, 19, asrın sonlarında Renan tarafından ortaya atılıp
20, asır süresince kabına oturtulmaya çalışıla gelen millet tarifinin olması
lazım geldiği açıktır. Bu tarifi; “Mazide büyük, işler yapmış ve istikbalde
de büyük işler yapmaya kararlı, yani bir ülkü birliğine odaklanmış insan topluluğu”
şeklinde yapabilmekteyiz. Bu durumda imparatorluktan tevarüs
olunan “Yetmiş iki buçuk milletten oluşma Osmanlılık, ne Mutlu Türküm Diyene”
cümlesi ile noktalanmıştır. Bu bir zaruretin getirisidir. Çünkü toplum, yetmiş iki buçukluk bir
desteyi bir arada tutma becerisi gösterememiş, geriye kalanların da son
iki-üç asırdır dağılmaları, hayret edilecek bir hızla devam etmiştir. Öyle
ki, dağılıp yok olmaları an meselesi haline gelmiştir. Diğer yandan, bir araştırmacı, bir
toplum bilimci veya örneğin bir folklorcunun incelemelerine bu tariften
başlaması ve çıkaracağı sonuçlara kendini gerçeklerin sorumluluğundan
kurtarması beklenemeyeceği konusundaki tarihi sorumluluğunu çok ağır bulan
devlet, okullarda “dil, din ve kültür birliği ile birbirlerine bağlı
vatandaşların kurmuş oldukları siyasi ve içtimai bir heyettir.” Şeklinde bir
millet tarifi ile gerçeklere ulaşmanın yollarını açık tutmuş, ancak öğrenimle
sınırladığı bu tarife anlam verecek aktiviteleri millet ve memleketin yararı
adına, devletin kendini koruma esprisi içinde daha birkaç yıl öncesine kadar
yasaklamıştır. Şimdi
de kimliğini açıklığa kavuşturmaya çalıştığımız Lazlar’ın soy kökeni hakkında
da kısa bir bilgi vermek gerektiğini düşünüyorum. (Geniş ve kapsamlı bilgi
için yazarın “Lazlar” adlı eserine başvurulmalıdır.) Kafkasya ve Doğu Karadeniz Bölgesi,
milattan önceki dönemlerden beri çeşitli kültür ve uygarlıklara yurtluk
etmiştir. Laz diye tanınan Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen ve Pazar
ilçelerinin yerli halkı ve coğrafyası da bu tanımın içindedir. Lazlar’ı da içine alan Kolheti kültürü
bunlardan birisidir. Kolheti
ismi, tarihi süreç içinde siyasi bir birliğin adı olarak ortaya çıkmış,
egemen olduğu coğrafyaya da kendi ismini vermiştir. Lazlar’la tamamen iç içe
bulunan Kolheti Krallığı, bu özelliği ile Laz konusunun özünü
oluşturmaktadır. Gerek coğrafi terim ve gerekse siyasi
bir özne olarak tarihe, Kolheti ismi, değişik dillerdeki fonetik özellik ve
telaffuz ayrılıkları nedenleriyle, Kolh, Kolheti, Kolkhis... vb... 12 çeşit
olarak yazılan ve söylenen bir isim olmuştur. Önce bu 12 çeşit isimle literatüre
geçmiş KOLHETİ’nin “LAZ” terimi ile olan ilişkisine bir göz atalım: a)Bizanslı tarihçi Prokopiyus,
“eskiden kullanılan KOLH adı LAZ adı ile değiştirilmiştir” diyor. (6.yy.
Priskos, Bella Cotli ve Savaş Tarihi 11,17) b)Yine Bizanslı Agastiyas ta çok eski
çağlarda LAZ’lara KOLH’lar deniyordu” diyor. (6.yy Bizanslı tarihçi Agastiyas
1,3) Öyle ise tarihte Kolheti’nin (12
yazılışından biri ile) geçtiği her metin, Lazlar’dan veya Lazlar’ın da içinde
bulunduğu siyasi birlikten bahsediyor demektir. Şimdi de Kolheti’nin neresi ve kimlere
ait olduğu bir uygarlık olduğuna da değinelim: Kesin bir çizgi ile belirtmemiz mümkün
olmamakla beraber Kolheti, Kafkas Dağları’nın güney eteklerinden başlayıp
Trabzon’a kadar uzanan , doğuda Suram eteklerine kadar varan bir bölgenin
adıdır. İsminin tarihi süreç içinde, üzerinde kurulmuş bulunan Kolheti
Krallığı’ndan geldiği kesindir. Kolheti Krallığı’nın orijini, elde
mevcut kaynak ve arkeolojik bulgulara göre M.Ö. 11-12.yy’a kadar
izlenebiliyor. Başlangıçta iki halk grubunun oluşturduğu, bilahare
birçoklarının dahil olduğu bir uygarlıktır. İlk dönemlerde krallığın halkını
Egrisililer (Laz) ve Abhaz-Abazalar oluşturuyordu. (Grek AMİCBA’nın akademik
tezini “ABHAZLAR LAZLAR” adı ile dilimize aktaran hayri Ersoy’un eserinden.) Ancak Eğrisi (Laz) ve “Ahhaz-Abaza”
isimleri, devlet’in belirleyici simgesi olarak hiç kullanılmamış bütün
kaynaklarda Devlet’in 12 çeşit yazılışı ve okunuşu olduğunu anlattığımız
Kolh, Kolheti, Kolhis... Krallığı olarak anılmıştır. Milat yıllarında Trabzon’a kadar olan
bölgeye, Kolheti halklarından bir Megrel-Laz göçü olmuştur. Milattan sonraki
ilk yıllarda da, Romalılar bu krallığı Egrisi (laz) soyundan gelen krallara
devretmişler ve Kolheti Krallığı’nın ismini “LAZİKA KRALLIĞI” na
dönüştürmüşlerdir. İşte bundan sonra LAZ ismi tarih
sayfalarına girmiştir. Bu ismin, yani Laz isminin ilk kullanıldığı eser, M.S.
79 yılında Romalı müellif Pilinüs’ün “tabii tarih” adlı eseridir. Lazika Krallığı ismi ortaya çıkmadan
önceki dönemlerde Kolheti Krallığı veya 12 çeşidinden biri söylendiği zaman
halk olarak Egrisliler’den (Laz) veya Abhaz-Abazalar’dan bahsediliyor
demekti.(1) Bilahare de Çerkezler, hatta İskitler bu uygarlığa dahil olmuşlardır.(2)
Gürcülerin Kolheti uygarlığına dahil olmaları Çerkez ve İskitler’den ve de
Lazika Krallığı’nın ortaya çıkmasından çok sonradır. (Gürcüler 483 yılında
LAZ (Aker) ülkesine Persler’den kaçarak göç etmişler ve Lazlar’a ilk defa bu
göç sebebiyle tanışmışlardır. Papili Lazer 58,60,62,68,69.) Gürcüler’in bu uygarlık içinde en
hakim halk ogesi olarak krallığın başını çekmeleri, çok sonra, 11. ve 12.
asırlarda olmuştur. Lazca’da “KA” takısı, küçüklük,
yavruluk, özlük, pratiklik gibi içten birkaç anlatımı kapsar. MAMALİKA,
HGOCİKA, KUHGRAKA kelimelerinde olduğu gibi. Bu takı, devrinin Roma gibi dev
bir imparatorluğun kuzey doğu hududunda bulunan bir krallık iken, Roma
tarafından kendisine hudut krallığı (Vasal) yüklenen ismi de LAZİKA
KRALLIĞI’na dönüştürülen, Roma’ya göre küçük bir krallıktır. Bu yüzden, “Laz”
ismine bir “Ka” takısının eklendiği ve ismimim, “Lazika Krallığı”na
dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. 5 ile 6. asırlarda Bizanslılar’ Boş kalan araya, 483’lerde Persler’den
kaçtıklarına yukarıda değindiğimiz ve bilahare de Arap istilasından kaçan
Gürcüler yerleşmişlerdir. Böylece de bugün (Acara-Gurya) denen bir ara bölge
oluşmuştur. Çağımızda kardeş olan iki halktan,
Hıristiyan olarak Megreller’in Kafkasya’da, Müslüman olarak da Lazlar’ın
Doğun Karadeniz’de yaşamlarını sürdürmelerinin kökeninde bu tarihi olay
yatar.(3) Yukarıda
isimlerini saydığımız altı ilçe halkının Laz kökenli olanlarının soyu, Çoruh
kenarına yerleşen bu Laz kökünden gelir. Bilahare Osmanlı yönetimine
girmişler ve Müslüman olmuşlardır. (4) Bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin
Anayasal Vatandaşı olmanın büyük gururunu yüreklerinde taşıyarak, tarihi
işlevlerine devam etmektedirler.(5) Biraz da Lazlar’ın Orta Asya Türk
Boyları ile olan soy ilişkilerine değinmek istiyorum. Çünkü, Lazlar’ın tarihi
ve kültürünü araştırma sonuçlarına göre yayınladığımız “Lazlar” adlı
kitabımız dolayısıyla bize yöneltilen soruların yüzde yüzü Lazlar’ın soy
kökeninin Orta Asya göçlerine dayanıp dayanmadığı noktasında yoğunlaşmıştır. Sözkonusu Lazlar adlı kitabımızda konu
şöyle bir yaklaşımla ele alınmıştır. (Lazlar 3. baskı s.48-49) “Laz toplumu devlet kurmaya soyunduğu
Kafkas yöresine nereden gelmiştir.” Dini inançlara dayalı Gürcü
Destanı’nda (Destani Kartveli) anlatılan ve insana pek de güven vermeyen
bilgiler hariç tutulduğunda; eldeki verilere göre, bunun tespiti şimdilik
mümkün değildir. Anadolu halkları ile Kafkas halkları
arasında mevcut benzerliklerin en belirgin olanı, her iki grup halkın göçe
dayalı bir yaşam biçimini benimsemiş olmalarıdır. Bu durum bizi; kolayca, iki
halkın da göçebe ağırlıklı bir kökten geldikleri varsayımına götürebilir. Örneğin Sümerler’in çiviyazılarına
göre, Orta Asya’dan ilk Türk göçü M.Ö. 4. bin yıla uzanmaktadır. Kafkasya’daki arkeolojik araştırmalar
ve bir çok tarihi vesikaların tetkiki sonunda varılan sonuçlara göre de
Kafkasya’nın en eski uygarlığı olarak karşımıza çıkan Kuban kültürünün kökü,
M.Ö. 2000 yılına kadar gitmektedir. Bu duruma göre Orta Asya göçleri ile
Kafkas halklarının orijini arasında 2 bin yıllık aydınlanmamış bir dönemin
var olduğu ortaya çıkıyor. Anadolu halkları ile Kafkas halkları
arasında mevcut benzerlikleri (göçebe olma) hesaba katarsak, iki halkın da
aynı kökten geldiklerini düşünebiliriz. Bu varsayımımız bir ilmi sonuç değil,
bir mantık sürecidir. ------------------------------------- (*) Bu yazı SİMA Doğu Karadenizliler Hizmet
Vakfı’nın SİMA adlı dergisinin 1. sayısından alınmıştır. Yazarın bazı
görüşlerine katılmasak da, son tahlilde “Anadolu halkları ile Kafkas halkları
arasında mevcut benzerlikleri (göçebe olma) hesaba katarsak, iki halkın da
aynı kökten geldiklerini düşünebiliriz” demek suretiyle doğru teşhisi koymuş
olmasının önemine binaen bu yazıyı kaynak göstererek yayınlıyoruz. 1Egrisi veya Egrisliler diye
bahsedilen bugünkü Acaristan olup buranın halkına bugün Acaralar
denilmektedir. Acaristan’dan Türkiye’ye göç edenlere ise Kartveli Gürcüleri
ile akraba olmadıkları halde “Gürcü” denilmektedir. Yazarın Egrisi ve
Egrisliler derken parantez içinde “Laz” kelimesini kullanması isabetli
görünüyor. (A. R. Saklı) 2 Sakalar diye de anılan
İskitler’in Türk oldukları bilinmektedir. (A.R.Saklı) 3 Lazlar ve Megrellerin farklı
kültürel dokularını görmek için www.hamsi.org sitesindeki
“Lazlar ve Megreller” başlıklı yazıyı tavsiye ediyoruz. 4 Osmanlı’nın Doğu Karadeniz’i
fethettiği 1461 yılında 18 Müslüman Laz köyünün mevcut olduğu ilk tapu tahrir
defterlerinden anlaşılmaktadır. Lazların Müslümanlığı Osmanlı öncesine
dayanmaktadır. (A.R.Saklı) 5 Not: a) Bu bilgilerin bir
kısmı M. Recai Özgün’ün “Lazlar” adlı eserinden hülasa edilmiştir.
b)Lazlar’ın soy kökenine ait olan yazı daha önce, Mjora dergisinde de yazarın
imzası ile yayınlanmıştır. |