Prof Mithat Kerim ARSLAN ile TRABZON SEMPOZYUMU VE TARİHİ KÜLTÜREL SORUNLAR ÜZERİNE SÖYLEŞİ

Bu söyleşi Yeni Düşünce Dergisi'nin 04-10 Mayıs 2001 tarih ve 2001/18. sayısında yayınlanmıştır.


  

         Türkocağı Trabzon Şubesi, düzenlediği "Trabzon ve Çevresi Uluslararası Dil-Tarih-Edebiyat Sempozyumu" ile önemli bir çalışmaya imza atıyor. Tarih, dil ve edebiyat yönünden bilimsel anlamda yeterince ele alınmamış olan Doğu Karadeniz Bölgesi'ne bilim dünyasının dikkatini çekiyor. Onları 3-5 Mayıs tarihleri arasında düzenledikleri Sempozyuma katılmaya, tebliğ sunmaya ve konuya eğilmeye çağırıyor.

        Bu çağrı çok müspet bir cevap alıyor ve 140 tebliğ başvurusu ile kapsamlı bir sempozyum ortaya çıkıyor. İşte bu çalışmaların arkasındaki kişi olan Trabzon Türkocağı Başkanı Prof. Mithat Kerim Arslan ile Sempozyum ve yörenin tarihi-kültürel sorunları üzerine konuşuyoruz.

 

Yeni Düşünce: Trabzon ve yöresi ile ilgili uluslararası bir sempozyum düzenleme fikri nasıl doğdu? Yörenin tarihi ve kültürü konularında bir araştırma eksikliği mi sözkonusu?

M.Kerim Arslan: Bu bir Türk Ocakları anlayışıdır. Bu yıl 89. yılını kutladığımız Türk Ocakları, 1912 yılından beri Türk Milleti'nin maddi ve manevi bütün değerlerini içine alan her alanda araştırma yapmak, doküman toplamak, elde edilen bilgileri tarihin süzgecinden geçirerek, bunları yaşanır hale getirerek, yeni nesillerin de bunları benimsemesini sağlamak yolu ile Türk Milletinin bekasını teminat altına almayı hedefleyen bir mefküre okuludur. Bu manada araştırma ve hakikatlere büyük değer verdiğinden bir gönüllü akademik kuruluş da sayılabilir. Sempozyum fikri bu anlayışa dayanmaktadır.

        Günümüzde buna ilave başka sebepler de vardır. Bunlar da; ülkemizin çeşitli bölgeleri üzerinde hiç eksilmeyen yabancı emelleri, yoğun kültürel propagandalar ve Yeni Dünya Düzeni adı altında yeni ve suni milletler yaratma çabalarının gittikçe artmasıdır.

        Bunların yanında maalesef Devletimiz, insan eğitimine gerekli ve yeterli önemi vermemekte insanımız yabancı etkilere bütünüyle açık hedef olarak bırakılmaktadır. Üstelik başta üniversitelerimiz olmak üzere çeşitli kurumlar Karadeniz Bölgesi'nin tarihi ve kültürü üzerinde durmamışlar, kendilerine düşen görevleri yeterince idrak edememişlerdir.

Yeni Düşünce: Sempozyumu Trabzon Türkocağı tek başına mı düzenliyor? Destekleyen kurum ve kuruluşlar var mı?

M.Kerim Arslan: Bu sempozyumu Türkocağı tek başına, kendi imkanları ile düzenlemektedir. Trabzon Ticaret Odası sempozyum için salonlarını tahsis ederek ciddi bir katkı sağlamıştır. Diğer her türlü hizmet ve masraflar Türkocakları tarafından sağlanmaktadır. Trabzon Valiliği'nin manevi desteği sözkonusudur.

Yeni Düşünce: 3-5 Mayıs tarihleri arasında düzenlediğiniz sempozyum galiba ilk değil, daha önceki sempozyumlar ne zaman düzenlendi?

M.Kerim Arslan: Bu sempozyum Trabzon Türkocağı'nın son dönemdeki üçüncü sempozyumudur. İlki 1995'te "İmparatorluk'tan Cumhuriyet'e Trabzon'da Türk Kültürü Mirası Sempozyumu" adıyla düzenlenmişti. İkincisi Kasım 1998'de yapılan "Trabzon Tarihi Sempozyumu" idi.

Yeni Düşünce: O sempozyumlara katılım nasıl oldu ve istediğiniz amaçlara ulaştınız mı?

 

M.Kerim Arslan: Her iki sempozyuma da katılım yeterli oldu, istenen amaçlara ulaşıldı ve bildiri metinleri de kitap şeklinde yayınlandı. Şimdiki sempozyum ise katılım yoğunluğu ve genişliği sebebi ile üç ayrı kitap halinde basılacaktır.

Yeni Düşünce: Önceki sempozyumlarla şimdiki arasında tema farklılığı var mı?

M.Kerim Arslan: Birincisi kültür ve sanat eserlerini öne almıştı. Bunun bir sonucu olarak Trabzon Valiliği gerekli ilgi ve anlayışı göstererek harap halde bulunan beş asırlık Bedesten'de gerekli tamiratı yapıp bitirdi. İkinci sempozyum tarih ağırlıklı idi. Bu defa ise tarih, dil ve edebiyat olmak üzere üç alanda yapılmaktadır.

Yeni Düşünce: Bölge üzerinde Yunanistan'ın "Megalo İdea" hedeflerinden kaynaklanan "Pontus" iddialarının varlığı biliniyor. Sempozyumun bu anlamda, Doğu Karadeniz'in Türklüğü noktasında bir katkısı mı bekleniyor?

M.Kerim Arslan: Elbette! Bu bahsettiğiniz konu son derece önemlidir. Aslında uluslararası bir anlaşma olan Lozan, bugün maalesef bazı devletlerce ihlal edilmektedir. Bazı Avrupa Devletleri ve Yunanistan gibi... O zamanki Türk gücü karşısında bu anlaşmayı imzaladılar, ama uygulamada buna uymamaktadırlar. Mesela 1924'ten beri Yunanlılar İstanbul ve Karadeniz Bölgesine yönelik propaganda faaliyetlerine hiç ara vermemiş durumdadırlar.

        Zaman zaman o kadar ileri gidiyorlar ki, adeta suçlu duruma geldikleri sırada ülkemizdeki bazı uzantıları ile birlikte hemen ortaya Türk-Yunan dostluğu gibi Yunanistan'da hiç bahsedilmeyen, ama Türkiye'de yoğun propagandası yapılan tezleri ileri sürerler. Bunlar dikkat edilirse, hep onların suçluluk dönemlerinin arkasından ortaya çıkarlar.

        Bölgemizde 70-80 yıldan beri binlerce-onbinlerce kitap dağıtılır, gizli veya açık geziler düzenlenir, masum insanlarımızı kandırıp Yunansitan'a götürürler, hayali tarihi bilgi tahrifleri yaparlar. Fakat yöre insanında her defasında umutlarını bulamazlar. Ama toplumda bir zihin bulanıklığı meydana getirdikleri de gerçektir. Her şeyden önce kendi tarihini yeterince bilmeyen insanlar geçici de olsa aldatılmaya aday olabilirler.

        Doğu Karadeniz'in Türklüğü konusunda hiç bir endişemiz yoktur, baştan sona kadar Türk'tür.

Yeni Düşünce: 1924 nüfus mübadelesi ile Bölgedeki Rumların Yunanistan'a göç ettikleri biliniyor. Buna rağmen Pontus iddiasının bir geleceği olabilir mi?

M.Kerim Arslan: Megalo İdea Yunanlıların kendi idealleridir. Bundan vazgeçmeye de niyetli görünmüyorlar. Bize düşen bizim insanımızı bu konularda bilgilendirmek, istismar edilebilecek bir zemin bırakmamaktır.

        Biz yabancı kültürlerin meraklısı olduğumuz, basın yayın propagandaları bu TV yayınları, bu kadar okumazlık, ekonomide meydana getirilen suni krizler, gittikçe artan bıktırıcı enflasyon, yabancılara uşaklık yolu ile geçimi teşvik eden inanç turizmi gibi hayali geçim yollarının propagandaları devam ettiği sürece, Yunan bu heveslerden asla vazgeçmez. Dünya siyasi hareketlenmelerinde meydana gelecek ani değişikliklerde hedefine ulaşmak üzere bu çabaları devam eder.

Yeni Düşünce: Bir ara bazı papazlar ve bir Türk işadamı gemiye binip Karadeniz'e çıkmışlar ve Trabzon'da bu geziye tepki doğmuştu? Bu olayın aslı neydi, maksatlı bir gezi miydi sizce?

M.Kerim Arslan: 19 Eylül 1997'de "Dini Vahiy ve Çevre" adı altında, bu maskeyle; Patrik, çok sayıda papaz ve bazı işadamları bir gezi düzenlediler. Daha ilk durak olan Trabzon'da Pontus haritalarını ortaya çıkardılar. İkinci durak olan Odesa'da gündem iki maddeli idi: 1)Karadeniz'de Ortodoksluğu tehdit eden unsurların değerlendirilmesi. 2)İstanbul ve Çanakkale boğazlarının idari statüsünün gözden geçirilmesi.

        Karadeniz'de Ortodoks olmayan sadece Türkiye kıyıları olduğuna göre, Türkiye, Patrikhane ve bazı işadamlarına göre bir tehdit yerine mi geçiyor?

        Boğazların uluslararası özerk bir heyet tarafından yönetilmesi ise Mondros anlaşmasının şartı değil miydi? Ve nihayet İzmir'i işgal eden Venizelos'un adını taşıyan bu geminin gezi sonuçlarının değerlendirilmesi, Karadeniz'le ilgisi olmayan Yunanistan'ın Selanik sahillerinde ve buradaki Yunan 4. Kolordusunda yapılmıştır.

        Trabzonlu, bu maksatlı harekete vatansever bir ruhla gerekli tepkisini göstermiş, papazları şehre sokmamıştır.

Yeni Düşünce: Bundan başka bu tür girişimler oldu mu?

M.Kerim Arslan: Hiç eksik olmuyor ki... Bir örnek vermek gerekirse, yine Selanik Aynoroz bölgesinden gelen 17 papaz, gezerken bir camiye uğrar. Binayı sözde inceliyorlar, hayranlıklarını belirtiyorlar, mikrofona kardeşlik demeçleri veriyorlardı. Tam bu sırada aynı camide ezan okunmaya başladı, suratları mosmor sözü kestiler ve toplu olarak hızla Cami'yi terkettiler.

Yeni Düşünce: Okullardaki tarih derslerinde Doğu Karadeniz Bölgesi fatih tarafından fethedilmeden önce Rum Pontus İmparatorluğu olarak geçiyor ve başka bir ayrıntı verilmiyor. Halbuki Rumlar, Ceneviz ve Venedikliler gibi bu bölgeye ticaret amacıyla ve koloniler kurarak gelmişler. Buranın yerli halkı değildirler. Bu noktanın iyi anlatılamadığına katılıyor musunuz, eksikler nelerdir?

 

M.Kerim Arslan: Bu soru ile meselenin özüne gelmiş oldunuz. Bilinen ilk dönemden beri Türkler Karadeniz Bölgesinde vardır. Yaygın olarak yerleşme birimlerinde hakim unsur Türk'tür. Yaylalar ve mezra yerleri tamamiyle Türk'tür. Çünkü yaylacılık Türk'ten başka kimsede yoktur. Yalnız Türklere mahsus bir hayat tarzıdır. Bunun için eski Türkler göçer-konar bir millettir, göçebe değildir. Göçebelik Çingene hayat tarzıdır. Ayrıldıkları ve geldikleri yerler onların vatanları değildir. Halbuki Türkler için hem yazlık yaylalar, hem de kışlak olan köyler aynı derecede vatan toprağıdır. Yayla-kışlak hayat tarzı sözkonusudur. Bu da bölgedeki hayat tarzıdır.

Yeni Düşünce: Bir ara Ermenistan ile ticari işbirliği yapılmasını savunan bazı işadamları Trabzon limanını bu amaçla kullanmak istemişlerdi. Yanlış hatırlamıyorsam Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde bir toplantı olmuştu ve protestolar gerçekleşmişti. Trabzon Türkocağı olarak o zaman siz de buna karşı çıkmıştınız. Gerekçeleriniz neydi?

M.Kerim Arslan: Yunanlılar gibi Ermeniler'in de değişik hedefleri vardır. Esasen yukarıda anlattığımız olaylarda her iki komşu ülke zaman zaman aynı amaç için birlikte çalışabilmektedirler. Onlar da Trabzon limanını Ermeniler için nefes alıcı bir yol olarak görüyorlar. 1992'de Azerbaycan'ın 1/4'ünü ve Karabağ'ı işgal ettikleri ve çeşitli katliamlar yaptıkları dönemde, Trabzon'a demiryolu ile bağlanmak, Erivan-Trabzon havayolunu trafiğe açmak gibi fütursuzca heveslere kapıldılar. Tabiatiyle buna karşı çıktık. Bizim tezimiz Ermenilerin heveslerinin bitmeyeceği Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu'ya göz koyacakları toprak isteyecekleri şeklinde idi. Gelişmeler bizi doğruladı. Bir ay kadar önce Kars ve Ardahan'ı resmen istemediler mi?

        Şimdi Karadeniz'de hemen hemen herkes bizim düşüncemizin haklılığını kabullenmiş durumdadır.

Yeni Düşünce: Hocam, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyoruz.