|
“Padişahım
arzuhalim odur ki!...” |
||
|
Muhammet Safi Çayeli Derneği Yönetim
Kurulu Üyesi Başbakanlık Osmanlı Arşivi Uzmanı msafi@arsivder.org.tr |
|
Zeki Hacıibrahimoğlu Avukat |
|
Çayeli Derneği
Kurucu Üyesi Aydınlar Ocağı Genel Sekreteri |
||
|
|
Karadenizin
sorunları eskiden de aynıymış. İnsanımız o zamanlarda da gurbete çıkarmış,
denizcilik yaparmış, Rusya başta olmak üzere yabancı memleketlere gidermiş,
yurdun dört bir yöresine ekmek parası için çıkan insanları buna zorlayan
şartlar o zamanlarda da aynı, günümüzde de. Osmanlı
Arşivlerinde bulunan bir raporda, yöremizin kalkınmasından, insanımızın
özelliklerinden, sahil yolu ile Rize'yi iç kesimlere bağlayacak olan diğer
yolların muhakkak suretle yapılmasından, madenlerin işletilmeye
açılmasından,arazinin darlığından ve tarım alanlarının azlığından dolayı
arazi ihtilafları olduğu ve bunun da bazı kan davalarına sebebiyet
verdiğinden, halkının haksızlığa tahammül edemediğinden, silahşör ruhlu
olduğundan, her hangi bir düşman saldırısının buralarda kolayca başarıya
ulaşamayacağından bahsedilmektedir. Kimin tarafından kaleme alındığı belli olmayan
1900'lü yılların başına ait bu raporu günümüz Türkçesi ile vererek sizlerle
paylaşmak istiyoruz. *** “Padişahım
arzuhalim odur ki!...” Sevgili Padişahım! Malumunuz
olduğu üzere bilgi ve terbiye gibi iki seçkin özelliğe sahip olan medeniyet
bir kurtuluş yoludur. Ondan mahrum olan millet, yaratılışında olan
değerlerini, cahilliği ve fakirliği yüzünden olması gerektiği gibi
kullanamaz. İnsanlığın bu özelliğinin sebebiyledir ki, milletler derin ve
büyük sıkıntılara dalıp giderler. Galip mağlupu tepeler. Yaratılıştan gelen
kabiliyetler ve güzel hasletler çığırından çıkıp yakınların hukukunu ayaklar
altına alarak hiyanete dönüşür. Dolayısıyla milletler iyi bir tablo
çizeceğine aksine kötü bir görüntü ile karşımıza çıkarlar. Yüz kırk bin nüfusu ve üç
kazâsı olan olan Lazistan livası, Rize sancağı, bu seçkin ve güzel memleketin
inci gibi işlenmiş bir parçasıdır. Laz ve cins olarak ondan uzak
olmayan Gürcü kavimleri, millet olarak değerlerini, Moskof'la yaptığımız iki
büyük savaşta, din ve devlet düşmanına sınırlarından bir adım bile
attırmayarak göstermişlerdir. Şu halde bu iki milletin Osmanlı Devlet için
güçlü ve vazgeçilmez bir unsur olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Ancak
Gürcüler, Batum'un işgalinden sonra tamamen Osmanlı ülkesinin içlerine göç
ederek dağılmak suretiyle Osmanlı sınırındaki yerlerini terketmişlerdir.
Bölge sadece denizcilikteki maharetleri ve mertlikleri ile ön planda olan
Lazların elinde kalmıştır. Rize halkı, tek başına Osmanlının sınırlarını
düşmana karşı en iyi şekilde muhafaza etmekten geri durmaz. Karadeniz insanı yaratılışı
itibariyle haşin ve demir gibi sağlam mizaçlı ve karakterlidir. Bir başkasına
karşı, hatta hısım ve akrabasına karşı bile acımasızca davranmaktan
sakınmazlar. Bu özellikleri de pek çok sabit olan suçlardan anlaşılmaktadır.
Böyle olmasına rağmen insan nerede olursa olsun yine de insan olduğundan bir
milleti tamamen itham etmek yanlış bir düşüncedir. Aslında yapılması gereken
şey, bu suçların nedenlerini araştırmaktan ibaret olsa gerektir. Rize sancağı, konumu
itibarıyla dağlık araziden ibarettir. Yağmuru çok rutubeti süreklidir. Bundan
dolayı da ormanlıkları gayet güzel bir şekilde neşv ü nema bulmuş, yeşermiş
ve büyümüştür. Dağların yeşil safası, yağmur ve rutubetin tesiriyle, -kış
mevsiminin iki üç ayı hariç tutulmak üzere- bütün sene devamlı olarak latif
ve güzel bir manzara arzeder. Genellikle dağların yüksek yerleri çeşit çeşit
ağaçlarla süslenmiş ve toprağı da koyu bir yeşillikle örtülmüştür. Bu manzara
insana dağların ve toprağın doğal bir yeşil elbise giydiği izlenimini
uyandırıyor. Buralarda akla hayale gelmedik
usullerle geçim sıkıntısına çareler aranır. Ziraat neredeyse gelişigüzel
gelişen ve devam eden bir özellik arzeder. Ancak bu arazilerde de insanlar
yerleşim amaçlı evler yapmışlardır. Sahil boyunda ise güzel ve işlek çarşılar
vardır. Ekime uygun arazinin dağınık oluşu ve evlerin bu arazilerde
konuşlandırılması zorunluluğundan dolayı evlerin birbirlerine olan mesafeleri
oldukça fazladır. Hatta aralarında dağ, tepe, vadi gibi araziler vardır.
Herhangi bir yolsuzluk veya ihtiyaç olması durumunda bir komşunun diğerine
gitmesi bayağı bir zahmet ve meşakkatlidir. Buğday mahsulünün olgunlaşma
zamanı olan Temmuz ve Ağustos aylarında her zamankinden daha fazla yağmur
yağar. Bundan dolayı buğday mahsulünün ekimi Mayıs başından Haziran on beşine
kadar olan zaman diliminde yapılır. Eylül onbeşinden Ekim başlarına kadar
topladıkları mısır darısıyla yetinmeye kendilerini mecbur etmiş ve bu
mecburiyet alışkanlık derecesine varmıştır. Senenin ancak küçük bir kısmını
idare edebilen dahilî mahsullerinin, yani elde ettikleri mısırın
kifayetsizliğini Batum taraflarından mısır satınalmak yoluyla
gidermektedirler. Geçim sıkıntısı olmakla
birlikte bölgenin letafeti, verimliliği ve güzelliğinden dolayı Allah'a
şükürler olsun ki, nüfus artışı yüksektir. Bu artıştan dolayı Rize sancağı
baştan başa her tarafı dağınık ve düzensiz olarak inşa edilmiş evlerle
doludur. Evsiz boş bir arazisi yoktur. Evlerin arasının da yarımşar saat
mesafeli olmaları dikkat çekidir. Bu durum, koskocaman arazinin tek bir şehir
olmasını sağlamıştır. Klasik ve bilinen usul üzere kasabalar, köyler,
tarlalar ve meralar oluşturmak ve bunların sınırlarını belirlemek bu bölge
için imkânsızdır. Lazistan sancağının yollarının
az olması sebebiyle karayolu bağlantısı neredeyse yok denecek düzeydedir. Her
tarafı denize baktığından ve denizcilik gelişmiş olduğundan halkından pek çok
adamlar çoğunlukla Rusya sahillerinin Batum, Poti, Anakarya, Sohum, Anapa ve
Kırım taraflarına gitmekle rençberlik, dülgerlik, marangozluk ve bunlara
benzer işlerle ekmek paralarını kazanmak için nice zahmetler çekmekte
oldukları devamlı gözlenen bir durumdur. Bütün halkın bu şekilde geçimini
kazanması tabii mümkün olamayacağından bir kısmı da kayıkları ve sandal tabir
ettikleri ufak yelken gemileriyle deniz nakliyatçılığını tercih etmişlerdir.
Bu yol da oldukça tehlikeli bir yoldur. Memleketlerinin ihracatı biraz
fasulye ve fındıktan ve Rize'ye mahsus olmak üzere bir miktar keten bezinden
ibarettir. Yolların azlığı yüzünden bunları yapmakta zorluk çekmektedirler.
Hatta bu yüzden ormanlarından kereste üretip onları nakletmekte bile
zorlanmaktadırlar. Ancak yöre halkı, coğrafya kitaplarında da yazıldığı üzere
geçmiş zamanlarda işledikleri madenleri ve Erzurum'la sınır olan İspir,
Keskin ve Hodiçor'un geniş ovalarına bir iskele ve çıkış kapısı olarak bu
ovalar mahsulatının nakliyatı gibi istifadelerden mahrum kalmamışlardır.
Kırım ve Romanya sahillerine gidenler de vardır. Ayrıca sayıları sınırlı
olmakla birlikte sandallarıyla ve kayıklarıyla genellikle Karadeniz'in
Anadolu sahillerinde de nakliyatçılık edenlere de rastlanır. Bunlar, deniz
olduğu zamanlarda sıkıştıklarında kayalar arkasına sığınarak seyrü
seferlerine devam etmektedirler. Ancak bu sahiller arasındaki nakliyat çok
azdır. Bunun için bu nakliyat yöre insanlarının geçimlerine yetmemektedir ve
bunlardan anlaşıldığına göre gerçekten bölge insanının geçim sıkıntısı had
safhadadır. Bu durum da onların tuz kaçakçılığı etmelerine sebep olmuştur.
Dağlar ve ormanlıklar içinde dağınık şekilde ve birbirine uzak mesafede
bulunan meskenlerin durumu ve erkeklerinin geçimlerin sağlamak için gurbete
gitmek zorunda kalmaları, pek çok suç işlenmesine ve eşkiyanın rahatlıkla at
oynatmasına ortam hazırlamaktadır. Bu büyük sıkıntıların sonucunda da nice
nice suçlar işlenmektedir. Bu olumsuz sosyal şartlar, insanları, geçimlerini
sağlamak için gurbete çıkmaya mecbur bırakmaktadır. Evin büyüğünün gurbete
çıkmasından dolayı da evin geçimi delikanlıların omuzlarında kalmıştır. Bu
yüzünden delikanlılar askerlikten kaçmaktadırlar. Bunlar genellikle Rusya'ya
savuşup arasıra gizlice evlerine gelmektedirler. Dolayısıyla pek çok
delikanlı asker firarisi durumuna düşmektedir. Lazlar ekseriya yakışıklı
endamlı, zeki cenablı, tahkire, aşağılanmaya ve kendisiyle dalga geçilmesine
tahammül etmez, tatlı sözden ve hoş davranıştan hoşlanır adamlardır. Ancak bu
hayat kavgası arasında yaratılışındaki bu özellikleri muhafaza etmesi zor
olduğundan dolayı serserilik ve intikamcılık gibi özellikleri zorunlu olarak
kazanma durumu ile kaşı karşıya kalıyorlar. Mesela zekaları bir takım yalan
ve iftira gibi şeylerde kendini gösteriyor. Bedenlerinin kuvvetini de
serserilik ve kabadayılıkta kullanıyorlar. Bu durum da onların sert mizaçlı,
çabuk alıngan ve kırılgan, acımasız ve şefkatsız olmak gibi hasletlerini,
huylarını zorunlu olarak ön plana çıkarmıştır. Netüice itibariyle bütün
bunlar, onların pek çok suçları işlemelerine ve birbirlerine karşı katı bir
şekilde davranmalarına sebeptir. Mesela miras kavgalarının kaynağı, esas
sebebi arazinin kıtlığı ve fakirliktir. Yukarıdaki nedenlerle bu iki sebep
bir araya gelince miras kavgaları kaçınılmaz bir hal alıyor. Bu da intikam
almak duygusunu besliyor. Akraba arasında giderilmesi mümkün olmayan büyük
ihtilaflar ve hatta bunların sonucunda da düşmanlıklar ortaya çıkmaktadır. Bu şartların insanlara verdiği
acımasızlık o safhaya gelmiştir ki, mesela kadına mirastan pay ayırmak ayıp
karşılanmaktadır. İkinci bir husus da, kadınların değerinin ayaklar altına
alınmasıdır. Erkekler kadınlara tasallut etmektedirler. Bu durum o kadar
acıdır ki, belki de yöredeki bütün kötülüklerin sebebi erkeklerin kadınlara
olan bu tasallutudur, diyebiliriz. Bu tasallutun da sebeplerinden birisi
zorla nikâh ve boşama olaylarıdır. Birisiyle nikâhlanmak aralarındaki suçun
cezasını ortadan sanki kaldırıyor veya erkeğin karısını sorumsuzca
boşamasının yasalarda bir cezası bulunmuyor. Memleketimizde ve bilhassa
Rize sancağında asayişin sağlanması zorla mümkün görülmemektedir. Belki buradaki
insanların asayişlerinin sağlanmaları ve itaat altına alınmaları onların
refah derecelerinin yükseltilmesiyle olur. Bu da memleketin tümünün ıslahına
çalışılmakla meydana gelir. Bundan dolayı ıslahat hareketlerinin bir an önce
başlaması gerekmektedir. Bu düşünceler doğrultusunda
Rize sancağının ıslahı ve kalkınmasının sağlanması, istikrarlı, kararlı ve
yapıcı bir hükümetin varlığına ve yöre insanın işlerinin ve kazançlarının
teminine bağlıdır. Çünkü bu şekilde yapılan icraat, insanların medeniyetten
istifade etmelerine, medeniyetten lezzet almalarına sebep olacaktır. Bu da
medeniyettin ilerlemesine, halkın daha düzenli yaşamalarına, hatta böyle bir
hayata meyletmelerine, dolayısıyla devlet ve millet arasında sıcak bağların
kurulmasına sebeb olacaktır. Lazistan sancağı yukarıda
arzolunduğu üzere bazı madenleri ve bir çok ormanları içinde
barındırmaktadır. İki büyük hazine gibi servete sahip olmasına rağmen
arazisinin tarıma elverişli olmaması yüzünden geçim sıkıntısı çekmesi
karşısında, komşusu olan Rusya Hükümeti'nin Batum'da gösterdiği ilerlemeye
karşı şu sıkıntı içinde henüz bu iki servet kaynağını açıp işletemediğinden,
yani madencilik ve ormancılık yapamadığından, ayrıca on beş seneden beridir
imara, yörenin kalkınmasına yönelik hükümet tarafından bir teşebbüs
gösterilemeyip Rize halkının önceden olduğu gibi fakirlik içinde kaldığına
üzüntüyle şahit olmaktayız. Yollar, servetin kapılarıdır.
Bundan dolayı yol yapmadıkça, servetin kapısını açmadıkça zengin olunmaz. Lazistan sancağında yol inşa
edilmesinin yasak oluşu askerî bir tedbir ise onun takdiri ehil ve erbabına
aittir. Sevgili hünkârım,
bilgilerinize saygılarımla arzederim. |