|
XV.YÜZYILA KADAR
TRABZON-OF-HAYRAT ÇEVRESİNDE KÜLTÜREL, TARİHSEL GELİŞMELER |
Haşim ALBAYRAK Araştırmacı-Yazar (*) |
|
|
(OF-HAYRAT ÇEVRESİ KÖYLERİ
DERNEKLERİNİN 25.01.2003’TE İSTANBUL FATİH BELEDİYESİ ZÜBEYDE HANIM KÜLTÜR
MERKEZİNDE DÜZENLEDİĞİ PANEL NOTLARI) İlkçağ
Doğu Karadeniz bölgesi incelendiğinde “Trabzon’u ilk kuranlar
Yunanlılardır” sözünün yanlışlığı ortaya çıkar. Ancak onlar Trabzon’a
gelmeden önce de buralarda insanlar yaşamakta idiler. Anadolu’ya Kafkasya’dan
gelen Hurriler,Anadolu’nun en eski kavmi olarak ortaya çıkar.
Hurriler,öncelikle Doğu Karadeniz bölgesinin doğusuna ve Kafkasya’ya hakim
olarak güneye doğru inmişler ve güneydoğuda teşkilatlanarak Mitanni
imparatorluğunu kurmuşlardır. Hurrilerin Doğu Karadeniz’deki etkinlikleri
M.Ö.2000 yıllarından öncedir. Yine M.Ö.2000 yıllarından önce Doğu
Karadeniz’de yerleşim yeri ve köy adları verebilecek kadar etkin olan Luviler
yaşamışlardır. İlkçağda belli bir ırk kavramı yoktu. Bir arada,boylar halinde
yaşayan insanlar vardı. Doğu Karadeniz’e gelen bu ilk insanlar,Doğu
Karadeniz’in coğrafi özelliklerinden istifade etmişlerdir. Zaten o dönemlerde
insanlar,ilkçağın ilkel yaşantısına uygun olan yaşayabilecekleri yerleri
bulmak zorunda idiler. İlkçağ ortamına göre insanların yaşayabilecekleri
şartlar arasında öncelikle geçimlerini sağlayacak tarım ve hayvancılıkla
ilgili arazi, maden yataklarının işletilmesi gibi ekonomik faaliyet alanları,
insan yaşayışının temel maddelerinden olan suya yakın olma, stratejik açıdan
güvenli konumda olması, ulaşımın kolay olması gibi özellikler bir araya
gelerek yerleşim yerleri kurulmuştur. Yerleşim yerlerini kuranlar kendi
dillerinde, kurdukları yerlerin özelliklerine veya kuranların özelliklerine
göre yer adları verilir. Doğu Karadeniz bölgesindeki Trabzon, Samsun, Amasya,
Giresun, Ordu’nun eski ismi olan Kotyora, Sümela gibi isimler Yunanca olmayıp
Luvice diye bir dil olduğuna göre demek ki bu bölgede ilk yerleşim yerlerini
kuranlar Luvilerdir diyebiliriz. Luviler, Anadolu’da Hititlerden önce yaşamış
bir kavim olup Hititçe dili üzerinde etkili olmuştur. Of’ta Hititçe’de
yerleşim yeri olarak Samri ve Zisno gibi yer adları da vardır. Luvice adların
köy adlarına indirilmesi ile çalışmalar tarafımdan devam etmektedir. Bunların
sonuçları daha sonra açıklanacaktır. Biz
yine köy adları üzerinde durmaya devam edelim.1933 yılındaki Dahiliye
Vekaleti’nin Mahalli İdareler Umum Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre Doğu
Karadeniz’de Trabzon, Rize, Artvin, Bayburt, Gümüşhane, Giresun ve Ordu
illerinin bütün kasaba ve köy listeleri taraması yapılmış ve bu isimler liste
olarak dillerinde uzman olan kişilere okutularak Yunanca, Pontusça, Gürcüce,
Rusça, Kırgızca, Ermenice ve Laz’ca taraması yaptırılmış ve bunlardan çıkan
sonuca göre yaklaşık 2000 eski köy isminden ancak 75 tanesi yukarda sayılan
dillerden çıkmıştır. Gerisi Osmanlıların kullandığı Arapça,Farsça ve çeşitli
Türkçe versiyonları ile Yunanlılardan önceki Anadolu’da kullanılan eski
dillerden olduğu anlaşılmıştır. Biraz daha ayrıntıya kaçarsak yukarda
belirtilen yedi ildeki yaklaşık 2000 köy içinde 21 köy adının Ermenice, 3 köy
adının Laz’ca, 23 köy adının Gürcüce, 4 köy adının Rusça olduğu ortaya çıkar.
Bölgenin Yunan kalıntısı olduğunu iddia edenler için söylüyorum.2000
civarındaki köy adından sadece 18 adeti Rumca, 5 adeti Pontus Rumca sı olarak
imza altına alınarak belgelenmiştir. Üstelik Rumca yada Pontusça denilen köy
adları içinden bazılarının diğer dillerde geçtiği ortaya çıkmaktadır. Örneğin
Pontusça ad olarak imzalanan Alano adının başka bir kaynakta Ala= at, ona =
yer, ve Alano = atların yetiştiği yer olarak Laz’ca da geçmektedir. Bu duruma
göre Bizans döneminde Lazların at yetiştirmeye uygun bir yer olarak Alano’ya
yerleştiği görülmektedir. Yani Alano hem Lazca’da hem Pontusça’da
bulunmaktadır. Aynı şekilde Anna, Tamara İstavri gibi köy adları dil ile
ilgili olmayıp din ile ilgili olduğundan aynı dindeki Rum, Rus, Gürcü
halklarının dillerinde isim olarak geçmektedir. Bunlar eklendiğinde Rumca
kelimelerin daha da azaldığı ortaya çıkmaktadır. Bunu Rumca’nın daha çok
olmasını ister görünümünde olanlarla tartıştığımda bana “zamanla Rumca
isimler kelime yada harf değişimine uğramışlardır görüşünü ortaya
koymaktadırlar. Bunlara cevabım Yunanlılardan binlerce yıl evvel buralara
gelip isim veren halkların koydukları isimler günümüze ulaşabiliyor da
onlarınkiler neden ulaşamıyor sorusu olmuştur. Bunu köy adları ile ilgili bir
toplantıda tartışmak gerek. Böylelikle daha orijinal gerçeklerin ortaya
çıkacağına eminim. Bir başka ilginç tespit ise İşkenaz sözünün Rumca
olmadığıdır. Yunanlılardan önce Doğu Karadeniz’e Aşkenaz deniyordu. Farsça
ağırlıklı bir kelime olan bu kelimeye bakıldığında ve M.Ö.550 yıllarından
önce Doğu Karadeniz bölgesi Perslerin 19.satrabı olduğuna göre bu adı
Farsça’da aramak gerekir. Özetle söylemek gerekirse Yunanlı koloniciler
gelmeden yüzyıllar önce bölgede insanlar yaşıyordu. Bu insanların Hurri, Luvi
ve Hitit olması muhtemeldir.Çünkü bu konuda kesin bir bilgi yoktur. Ancak
yerleşim yeri adlarına bakılırsa Luvi olmaları ihtimali daha çoktur. Tarihi
kayıtlar, yaşayış biçimleri, yayılma alanları, dilleri incelendiğinde
Luvilerin Türk olma ihtimalleri çok büyüktür. Ancak kesin Türk’tür sözünün
denilmesi henüz mümkün değildir. Yunanlılar
geldiklerinde bölgede kendilerine kendilerinin ya da Yunanlıların Mosk,
Tibaren, Mar gibi isimler denen kavimler vardı. Kafkasya’dan gelen bu
kavimlerin buralarda kıyılarda tarım ve balıkçılık, içlerde demircilik ve
madencilik ile uğraştıkları bilinmektedir ( 1 ).Bu konuda dünyada hakli bir
üne sahiptirler. Üstelik dünyadaki madencilik ile terimlerin çoğunun bu
bölgenin yerli lisanından çıktığı bilinmektedir ( 2 ). Bölgemiz
ile ilgili bir efsane olan ünlü “Argonatlar Seferi” ile ilgili efsanede
bölgenin aşırı zengin ve doğal zenginlikleri “Altın Post” şekline
büründürülerek Yunanlı maceracıların bunları nasıl elde ettikleri
anlatılmaktadır. Anadolu’da
Bilge Umar’ın “Yaban Sürüleri” dediği ve M.Ö. XII.yüzyılda batıdan geldiği
ileri sürülen istila ve yağmacılık hareketleri sonucunda Hitit İmparatorluğu
yıkılınca, bu imparatorlukta sağ kurtulabilenler kaçmak zorunda kalmıştır.
Kaçanlar genelde kuzeye ve güneye gitmişlerdir. Güneye gidenler oradaki
Mezopotamya medeniyetindeki devletler içerisinde kalmışlar,arada erimişler,
bazıları belli bölgelerde toplandıklarından “Genç Luviler” denen şehir
krallıkları kurmuşlardı. Ancak kuzeye gidenler, buralarda devlet olmaması ve
buraların dağlık yapısı nedeniyle güvende olmuşlardır. Dolayısıyla bölgeye
Luvi ve Hitit adlarının kalmasının nedenlerinden birini ancak bu olayla
açıklamak mümkündür. Sadece Of ilçesi ile ilgili olarak Boğazköy’deki Hitit
metinlerinde geçen yer adları arasındaki Zisno ve Samri’nin günümüzde bile devam
etmesi bu düşünceyi doğurur ( 3 ).Yaklaşık beş yüz yıl süren bu istila
hareketine “Anadolu’nun Karanlık Çağı” denilmektedir. Bu konu ile ilgili
olarak Bilge Umar’ın Yaban Sürüleri adlı konuya bakılmalıdır. Sonuç
olarak bölgemize Yunanlılar gelmeden önce bir çok topluluk vardı ve gayet
zenginlik içerisinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların Proto-Türk olmaları
muhtemeldir. Gürcü ırkı ise Gürcü ilim adamları her ne kadar iddia etseler de
bu dönemlerde henüz ırk olarak teşekkül etmiş değildi. Aynı şekilde Ermeni
ırkı da henüz teşekkül etmemiş idi. Bu nedenle onları Doğu Karadeniz’in
kurucuları arasında göstermek yanlış olur. KOLONİZASYON DÖNEMİ Anadolu’da
“Karanlık Çağ”ın bittiği dönem ile birlikte yeni oluşumlar ortaya
çıkmaktadır. Yunanlılar,Anadoluluların son kalesi olan Truva kentini hile ile
de olsa aldıktan sonra, Anadolu’nun Ege kıyılarına yerleşmeye ve burada
koloni şehirler kurmaya başlamışlardır. Yunanistan’a bağlı olarak kurulan bu
şehirler zamanla bağımsız şehir devletleri olurlar. Bu şehir devletlerinin
asıl iş kolları denizcilik ve deniz ticaretidir. Bu mesleği Fenikelilerden
ilk önce Girit Uygarlığı olarak almışlar ve Yunan kültürünü Mısır,Anadolu ve
Mezopotamya kültürleri ile geliştirerek Avrupalıların ilk uygar kültürünü
oluşturmuşlardır. Avrupalıların Yunanlılara saygınlığı buradan gelmektedir.
Yunanlıların Anadolu’da kurdukları en önemli şehir devletleri Efes ve
Milet’tir.Efes şehir devleti daha güçlü olduğundan o devlet Akdeniz
kıyılarında ticaret amacıyla koloniler kurmaya başlayınca Milet şehir devleti
de Karadeniz kıyılarına yönelmek, buralarda kendilerine ticaret yapabilecek
ortamlar yaratmaya çalışmışlardır. Bu doğrultuda Doğu Karadeniz sahillerinde
ilk olarak doğal limanı bulunan Sinop denilen yer alınarak burada koloni
şehir kurulmuştur. Koloni kelimesini açıklamakta yarar var. İlk çağda deniz
kıyısında kurulan şehirlerin çoğu koloni olarak kurulmuştur. Koloni ticaret
amacıyla kurulan sürekli pazar yerleri demektir. Pazar yeri kurulduğu vakit
bu yerlerin etrafında insanlar olması gerekir. Bu insanlarla ticaret
yapılması gerekir. Zamanla ticaretin durumuna göre koloniler genişler. Bu
genişleme sırasında sürekli yerleşme ile ilgili sosyal tesisler,güvenlik
amaçlı tesisler,yerleşme amaçlı tesisler kuruldukça koloniler şehir haline
dönüşmeye başlar. Şehir haline dönüşen ve buralarda sürekli yaşayan
tacirler,güvenliklerini sağlama aldıktan sonra bağlı bulundukları merkezleri
dinlememeye başlarlar. Bunun sonucunda yeni bir şehir devleti ortaya çıkar.
İşte Miletlilerin kurduğu Sinop kolonisi Doğu Karadeniz’de kurulan ilk Yunan
kolonisidir. O koloniye bağlı tacirler, daha sonra Ordu, Samsun, Giresun ve
Trabzon gibi yeni koloniler kurarlar. Ancak bazı kaynaklarda Trabzon şehrinin
Yunanlılardan önce kurulmuş olduğu iddiası vardır. Ancak kurulan bu kolonilerin
isimlerine bakıldığında bu isimlerin Yunan dillerine uygun olmadığı ve başka
dillerle ilgili olduğu ortaya çıkar. Bu koloni şehirler içerisinde zamanla
Trabzon şehri ön plana çıkar. Genel Yunan asıllı ilk çağ kaynakları ve
bunları kaynak gösteren diğer kaynakların belirttiği ortak görüş Trabzon
şehrini Milet asıllı Sinop kolonisinin M.Ö.765 yılında kurduğudur. Ancak bazı
kaynaklarda bu şehrin daha önce kurulmuş olduğu belirtilir. Bunlardan biri
Kafkasya’nın güney batısında oturan Türk asıllı Pergeslerin burayı kurduğudur
( 3a ).Başka bir kaynakta Charles Texier,Trabzon’u eski Yunanistan’ın en eski
yöresi olan Mora’daki Argos kentinden daha eski olduğunu iddia eder. Ona göre
Trabzon 2000 yıllarında kurulmuştur ( 3b ). Şehir adının Yunanca’dan başka bir
dil –Luvice- olması,Trabzon ve çevresindeki çoğu adlarında Luvice olması bu
görüşü doğrulayan özellikler arasında sayılabilir. Neyse konumuza dönelim:
Kısa zamanda bu koloni kenti gelişmiştir. Çünkü Trabzon şehri İpek yolu
güzergahının bitim noktası üzerindedir. Ancak bu dönemde İpek Yolu güzergahı
henüz yoktur.Trabzon’un konumu anlaşılınca ileriki yüzyıllarda bu ticaret
yolu işlerlik kazanacaktır. Bu şehir ile Kafkasya ve Doğu Anadolu’ya bağlantı
kurmak mümkündür. Yani bu şehrin uzaklara ve çevre bölgelere ulaşımı
kolaydır. Bunun yanı sıra bu şehir etrafındaki kavim ya da topluluklar madeni
işlemesini biliyorlardı ve zengin durumda idiler. Bu bölge ile ilgili
bilgilere Yunan asıllı Herodot’un yazdığı kitapta rastlanmaktadır. Onun
yazdığı kitaba göre bölgeye Kimmerlerin peşinden İskitlerin geldiği ve
Perslerin İskitlerle savaş yaptığı anlatılır. Kimmerlerin ve İskitlerin
yaşantıları ile bu bölgede yaşayan halkın yaşantıları birbirlerine pek
uymaktadır. Bugün bile Doğu Karadeniz’de bu kavimler ile ilgili bir çok ize
rastlanılmaktadır. Ortak ve genel kanı bu kavimlerin Türk olduğu en azından
Proto-Türk olduğudur. Çünkü o dönemde Türk kavramı ön planda olmayıp boy
(=büyük kabileler) kavramı ön planda idi. Bu topluluklar da Türklerin en
önemli ilk çağ boylarından idiler. Bu boyların bölgemizdeki izdüşümlerinde
Amazonlar denilen ve “kadın savaşçılar”ın oluşturduğu efsanevi bir
topluluktan bahsedilir. Amasya, Terme ve Samsun civarlarında bu topluluğun
bir süre hakim olduğu ile ilgili bilgiler Heredot Tarihinde yer almaktadır.
Ayrıca Heredot’un belirttiğine göre M.Ö. V.y.y. da bu bölge Pers
imparatorluğunun bir satrabı durumunda olup Perslerin savaş yapmaları
sırasında Pers ordusuna asker vermekle yükümlü oldukları ve diğer zamanlarda
ise vergi verdikleri ortaya çıkmaktadır. Bu duruma göre buralarda bir Yunan
egemenliği olması, ilkçağ Yunan kaynaklarına göre mümkün değildir. Sadece
Trabzon kenti sınırları içerisinde küçük bir alan Yunan asıllılarındır . M.Ö.400 yılında Trabzon’a gelen Ksnefon, geçtiği
yerlerdeki insanları ve onlarla yaptıkları mücadeleleri anlatırken bu
insanların Yunanlı olmayıp “barbar” olduklarını belirterek onlar hakkında
ayrıntılı bilgiler verir ( 4 ). Çoğu araştırmacılar; Doğu Karadeniz tarihini
bu bilgiler ışığında başlatırlar. Onun barbar dediği ve Yunanlı olmayan
kavimleri daha değişik adlarda bölge ile ilgili yazı yazan diğer ilkçağ
yazarları ve bunları kaynak gösteren diğer yazarlar da yazarlar. Bu da
gösteriyor ki Yunan asıllı koloniciler, Trabzon’da bağımsız bir şehir devleti
kurmuşlar. Bu zamanda Pers satraplığı hala devam etmektedir. Sadece Trabzon
şehir merkezi bu satraplığa bağlı olmayıp zaman zaman Sinop kolonilerine
vergi vermişlerdir. Demek ki hala bir bağımsızlık söz konusu değildir. Ancak
buradaki koloniciler, Trabzon’dan Asya’ya ve Ortadoğu’ya ulaşan ticaret
yolları üzerinde olan bu merkezde zamanla iyice zenginleşerek güçlenmişler ve
bağımsız bir kent devleti haline gelerek donanması dahi olan deniz devleti
olmuşlardır. Ama sadece kıyı şehir bölgesine hakim olup iç kesimlerdeki diğer
topluluklar üzerinde hiçbir etkinlikleri bulunmamakta idiler. Bölge bir süre Büyük İskender’in Asya seferi sırasında
onun hakimiyet alanı içerisine girer. Onunla birlikte Helen kültürü ortaya
çıkar. Fakat B.İskender,Yunanlı değildir. Makedonyalıdır. Fakat hakim olduğu
uluslar içerisinde en yoğun ve güçlü topluluk Yunanlı olduğu için ortaya
çıkardığı kültür Helen kültürü olarak anılmıştır. B.İskender, Anadolu’da
fazla durmaya zaman bulamamıştır. İran Seferi, Hindistan seferi ve Mısır
seferi ile ömrünü tamamlayınca yerine geçecek oğlu olmadığı için kurduğu
büyük imparatorluk, onun komutanları arasında paylaşılmıştır. Ancak daha
B.İskender, ölmeden ve Mısır’da iken Perslerin Kapadokya satrabı olan
I.Arriantes, yerli halktan topladığı kuvvetlerle B.İskender’in yerine
bıraktığı Kapadokya valisi Sabiskas’a karşı isyan ederek krallığını ilan
eder.M.Ö.332 yılından itibaren Sinop’tan Doğu Karadeniz’e kadar olan alana
hakim olur. Ancak B.İskender’in ani ölümü üzerine yapılan paylaşmada
Anadolu,Selevkos’a düşer.Pontus Kapadokya’sı bölgesi de B.İskender’in katibi
olan Eumenes’e düşer. I.Ariantes,B.İskender’in komutanlarına yenilerek
öldürülür. Üstelik Doğu Karadeniz hakimiyeti bir yıl bile sürmemiştir. Manevi
oğlu II.Arriantes ise bu savaş sonucunda Ermenistan’a kaçar. Bir dönem
Selevkos Anadolu’ya hakim olduğu için onun kurduğu devlet, Selevkiya Krallığı
olarak anılmıştır. Fakat onun zamanı diğer komutanlarla mücadele içerisinde
geçer. Bu mücadeleler sürerken bu kez devreye Anadolu’nun B.İskender’ den
önceki hakimi olan Persler girer. Pers prensleri Selevkiya krallığına
başkaldırarak ondan ayrı bağımsız devletler kurarlar. Bu devletlerden biri
Kommenege krallığı diğeri ise Pontus Krallığıdır. PONTUS
KRALLIĞI B.İskender’den sonra Anadolu’da yerine geçen valilerin
bağımsızlık mücadelelerinden yararlanan II.Ariantess, ilk Pontus Kapadokya’sı
valisi olan Eumenes ile anlaşarak Pontus Kapadokya’sı satraplığını elde eder.
Ancak M.Ö.306 yılında Anadolu’ya hakim olan Antigonos, II.Arriantes’i
yakalayarak öldürmüş, Arriantes’in oğlu I.Mithradates, kaçarak kurtulmuştur. Yıllarca Pers hakimiyeti süresince Anadolu’da rahat ve
huzur içinde yaşayan yerli halk B.İskender’in gelişi ve sonrasındaki Anadolu
hakimiyeti yüzünden çıkan sayısız savaşlar yüzünden büyük zararlar görmüştür.
Anadolu’da rahat ve huzur kalmayınca yerli halk ilk fırsatta Pers
yöneticilerini arar olmuşlardır. Bu doğrultuda Helen yöneticilere karşı Pers
yöneticilerin etrafında toplanma çabasına girmeye çalışan Anadolu’nun yerli
halkı bunun sonucunda yer yer bağımsız devletler kurmuşlardır. Bunlardan biri
Pers asilzadeleri yönetiminde Adıyaman ve Malatya dolaylarında kurulan
Komanege Krallığı’dır.Diğeri de Pontus Krallığı’dır. Pont Kapadokyası’nda II.Arriantes’in oğlu I.Mithratades’in
etrafında toplanan Pont Kapadokya’sı halkı, Paflagonyalı halkın desteği ile
Mithradates’i kral yaparak yeni bir devletin kurucusu olurlar. Devletin
adı,devlet Doğu Karadeniz bölgesinde kurulduğu için Pontus Devleti olur.
Başkenti Amasya olur.M.Ö.298 yılında kurulan bu devletin sınırları doğuda
Terme, güneyde Amasya, Yeşilırmak havzası ve batıda da Amasra’ya kadar
genişler. M.Ö.276 yılında ölen I.Mithradates’in yerine sırasıyla I.Aryaborzan
(M.Ö.276-255), II.Mithradates (M.Ö.255-220), III.Mithradates (M.Ö.220-185)
yılları arasında kral olmuştur. Görülüyor ki yöneticiler İran asıllı, halk
yerlidir. Yunanlı veya Helenli bu hakimiyet içinde yoktur. Çünkü Helenliler,
genelde kıyılardaki kolonilerde yaşamaktadırlar ve henüz Trabzon, Giresun,
Ordu koloni şehirleri bu krallık içinde yoktur. III.Mithradates’ten sonra kral olan I.Farnakes
(M.Ö.185-169) Miletlilerin kolonisi olan Sinop şehrini ele geçirerek başkent
yapmıştır. Onun döneminde Doğu Karadeniz’deki Milet kolonileri alınmaya devam
edilerek Ordu ve Giresun şehirleri ve çevresi ele geçirilmiştir. Farnakes,
Doğu Karadeniz’deki Yunan sömürgeciliğine karşı İranlılaştırma hareketi
sürdürerek Giresun (Farnakya) şehrini kurarak Kerasus ve Kotyora (Ordu) şehri
halkını buraya yerleştirmiştir. Bu şehre ilk yüzyıl Farnakya denilmesine
rağmen sonradan tekrar şehir halkının bulunduğu yer itibarıyla Giresun
denilmeye devam edilmiştir. Bu dönemde Trabzon çevresindeki yerli kavimlerden
olan Mossynoik ve Tibarenler de hakimiyet altına alınmıştır. Daha sonra
batıya yönelen Farnakes, Paflagonya topraklarını da ele geçirince birleşen
diğer Anadolu kralları, Farnakes’i bu ülkeden atmıştır., Farnakes’ten sonra başa geçen 4.Mithratades
M.Ö.169-M.Ö.150 yılları arasında kral oldu. Mithratades’in karısının bir
Yunanlı prensesi olması Dolayısıyla Yunan kültürü Pontus sarayında hakim
olmaya başlamıştır. Bu zamanda Anadolu’ya Romalılarda yerleşme amacıyla
girmeye başlamış ve ilişkiler gayet dostça sürmüştür. Mithradates’in Yunan
kültürünü benimsemesi Dolayısıyla Yunan asıllı antik çağ tarihçileri Pontus
Krallığını bu dönemde başlatırlar. Böylelikle Pontus krallığının bir Yunan
kültürlü devlet olduğunu savunurlar. Ancak bu kralda Yunanlı karısının
karıştığı bir komplo sonucu öldürülünce yerine geçecek olan oğlunun yaşının
küçük olması dolayısıyla yerine Yunanlı prenses bakmıştır. Ancak yönetimde
hemen Romalıların egemenliğine girmiştir. Bu dönemde Pontus ülkesi tam bir
çöküntü içine girince ve Anadolu’ya Romalılar yerleşmeye başlayınca
4.Mithratades’in oğlu genç Mithratades, yerli halkın desteği ile ayaklanarak
ülke yönetimini 5.Mithratades Eupator lakabı ile ele geçirir. Bu kral, kral
olmadan önce kaçak olarak yaşadığı Doğu Karadeniz’deki yerli halkı tanıyınca
yeni kurduğu orduyu bu topluluklardan oluşturmuştur. Böylelikle Pontus
devletindeki Yunanlılık unsurlarının etkisini silmiştir. 5.Mithridates Eupator,Pontus’ta tam gücünü elde edince
Kuzey Karadeniz kıyılarındaki Yunan kolonileri kendisinden yardım ister.
Çünkü ticaret yoluyla zenginleşen kolonizatörler, o dönemde İskit, Sarmat ve
Roksalanların baskısı altındadır. Onlara yardım gönderen kral, bu sayede
Kırım kıyılarını hakimiyetine bağlar. Buradan elde ettiği zenginlikle Trabzon
ve doğusuna kadar ilerleyerek maden bakımından da zengin olan bu bölgeyi ele
geçirmiş ve Kafkasya’ya kadar ilerlemiştir. 5.Mithradates Eupator Anadolu’da Roma işgali altında
yaşayan diğer bölgelerin durumundan yararlanmak amacıyla Anadolu’nun Roma
İmparatorluğuna karşı koruyucusu olarak ortaya çıkar. Roma’nın
hakimiyetindeki Paflagonya’nın yarısını işgal eder. Sonra Galatya’yı alarak
buraya oğlunu kral yapar. Romalılar, Kapadokya bölgesine kendi adamlarını
kral yapmalarına rağmen Ermeni kralı Tigranes ile anlaşan 5.Mithradates
Eupator, kendi yandaşları 9. Arriantes’i tekrar tahtına oturtur. Bitinya’nın
içişlerine karışarak, kardeşine karşı ayaklanan Sokrates’e yardım amacıyla
Bitinya ülkesine girer. Burada Sokrates’i kral yapar. Bunun üzerine Kapadokya
ve Bitinya’nın eski kralları, Roma’ya sığınarak destek ararlar. Bu durumdan
sonra Roma ile Pontus arasında savaş kaçınılmaz olur. İlk başlarda Roma’ya
karşı kesin üstünlük kuran Mithradates, kısa zamanda Anadolu’ya hakim olur.
Buradaki çoğu Romalıları öldürür. Başkenti Bergama’ya taşır. Devlet
yönetiminde eski Pers sistemini kurarak Anadolu’yu satraplıklara bölerek
başlarına Pontuslu komutanlar atar. Ancak Anadolu’nun uzun zaman savaş alanı
olması ve halkın çok fakir düşmesi yüzünden beş yıllık vergi muafiyeti
sağlar. Daha sonra hakimiyetini Yunanistan ve Ege’deki adalara kadar yayar.
Artık Romalılar bu duruma kesin bir çözüm bulmak amacıyla harekete geçer. İlk
büyük Roma ordusu, Pontus ordusunu Yunanistan’da yenerek oradan çıkarır.
Pontuslular, vergiye bağlanır. Roma’ya karşı Anadolu dışında üstünlük kuramayacağını
anlayan Mithradates, Pontus bölgesinde hakimiyetini sağlamlaştırmaya çalışır.
Bu doğrultuda Kolkhis ve Kırım’da çıkan ayaklanmalarla uğraşır. Ancak
Roma’nın Assia valisi Murana, Pontus bölgesinde zengin maden yatakları ve
işletmeleri ile ünlü Komana şehrini yağmalar. Karşılık görmeyince tüm Pontus
bölgesini istila edip yağmalar. Ancak Mithridates bunun peşine düşerek
ordusuyla birlikte Murana’yı bozguna uğratır. Murana güçlükle kaçarak canını
kurtarabilir. M.Ö.74 yılında Bithinya kralı ülkesini ölmeden vasiyetname
ile Romalılara bırakınca bu durumu kabul etmeyen oğlu Mithratades’e sığınır.
O da ordusuyla birlikte Paflagonya üzerinde Bithinya’ya girerek yönetimini
ele geçirir. Bunun üzerine harekete geçen Romalılar, L.Liciunus Lucullus
komutasına büyük bir orduyla Yeşilırmak kıyısından Samsun’a kadar olan
yerleri alarak Samsun’u da ele geçirir. Mithridates Kelkit vadisine çekilir.
Lucullus,onun peşini bırakmaz. Bazı komutanlarını elde eder ve Mithridates’i
kesin yenilgiye uğratır. Eski başkenti Sinop’u alır. Öte yandan Kırım’da vali
olan Mithridates’in oğlunu ikna ederek kendi tarafına çeker ve onu Kırım
kralı yapar. Savaşı kaybeden Mithridates Ermeni kralı Tigranes’e sığınır.
Lucullus, yine peşini bırakmaz ve Ermenistan’a girerek Tigranes’i yener.
Ancak Roma’da çıkan iç karışıklıklardan dolayı ülkesine dönmek zorunda kalan
Lucullus’un gitmesini fırsat bilen Mithridates, Romalıların buralarda
bıraktığı diğer komutanları yenerek, kaybettiği toprakların büyük kısmını
geri almayı başarmıştır. Roma İmparatorluğunda işler düzene girdikten sonra
Pompeidus, büyük bir orduyla Anadolu’ya girer. Mithradates, onla savaşı göze
alamayıp geri çekilir. Üzerine gelen Roma ordusun aç bırakmak için, geri
çekilirken bıraktığı kendi toprakları yakar, talan eder. Ancak yine de peşini
bırakmayan Pompeidus’ Mithridates, Romalılara karşı yenilip Anadolu’da
üstünlüğünü kaybedince Doğu Karadeniz’i baştan başa geçerek Çoruh vadisini
aşar ve Kolkhis bölgesine kaçar. Onun yüzünden Roma ordusu da buralar gelip
savaşa kesin son vermek amacıyla onun bulunabileceği ve sığınabileceği yerler
olan Ermenistan ve Gürcistan’ı istila eder. Mithridates kaçınca geri dönmek
durumunda olan Roma ordusunu Trabzon’da başka bir sürpriz beklemektedir. Bunu
Strabon şöyle anlatır: Mithridates’i Gürcistan’da yakalayamayan Pompeidus’un
komutanlığını yaptığı Roma ordusu geri dönüşte Trabzon bölgesinden geçerken
yerli halklardan Heptakoment’lerin saldırısına uğradığı anlatılırken ;”Yukarı
Kolkhis’teki Moskhia dağları ile birleşen ve çok kayalık olan Skydises dağı
ve aynı zamanda Sidene ve Themiskra bölgesinden Küçük Armeniya’ya kadar
uzanarak, Pontus’un doğu tarafını meydana getiren Paryadros dağı vardır.
Şimdi bütün bu dağlarda yaşayan insanlar tamamıyla vahşidir. Fakat
Heptakoment’ler daha da kötüdür. Bazıları ağaçlarda veya seyyar kulelerde
yaşarlar.Bu kulelere Mosy dendiğinden antik devirlerde bu insanlar
Mosyneikler olarak adlandırılmışlardır. Bunlar vahşi hayvan eti ve ceviz
yiyerek yaşarlar. Kulelerinden atlayarak yolculara saldırırlar.
Heptakomentler, Pompeidus’un ordusu bu dağlık ülkeden geçerken üç Roma
bölüğünü imha etmiştir. Bunlar ağaç sürgünlerinden elde edilen deli balı
kaselerle yol üzerinde bıraktılar ve askerler bunu yiyipte bilinçlerini
kaybedince,onlara saldırarak kolayca hepsini saf dışı ettiler.Bu vahşilerin
bir kısmına da Byzeres denir”( 5 ) Mithridates,çareyi
bu kez oğlunun Roma imparatorluğu adına krallık yaptığı Kırım’a kaçmakta
bulur. Burada daha önce Kırım krallığını alabilmek uğruna kendisine ihanet
eden oğlu Mahares’i öldürerek Kırım krallığının yönetimini eline geçirir.
Ancak aklı Anadolu’da idi ve oradaki eski gücüne kavuşabilmenin hesaplarını
yapmakta idi. Fakat Romalılar,Kırım’da da peşini bırakmazlar. Üzerine büyük
bir donanma gönderirler. Abluka altına alınan Kırım’da büyük bir kıtlık
patlak gösterir. Kıtlığın ülkelerine gelen ve huzuru bozan Mithridates’ten
dolayı olduğunu düşünen Kırım halkı ona karşı isyan eder. Üstelik isyancılar
arasında oğlu Farnakes’te vardır ve oğlu bizzat kendi sarayını kuşatan
isyancı askerlerin başındadır. Artık her şeyin bittiğini anlayan Mithridates,
zehir içerek intihar etmek ister. Zehire olan bağışıklığı nedeniyle ölmeyince
bizzat sadık kölesine kendisini öldürmesi için emreder ve zorla kendini
öldürtür. Tarih M.Ö.63 yılını göstermektedir. Oğul Farnakes, babasına
ihanetinin ödülü bizzat Romalılar tarafından Kırım krallığına getirilmesi
suretiyle alır. Mithridates’in cesedi ise Sinop’a getirilerek aile
kabristanlığına gömülür (6 ). Pontus krallığının bu anlatılanlardan yola çıkılmak
suretiyle Yunanlılık ile hiçbir ilgisinin olmadığı ortaya çıkar. Devletin
kurucuları olan Pers (İran) kökenli krallar, genelde yerli Anadolu kültürü
ile Anadolu’nun bağımsızlığı mücadelesini yapmışlardır. Daha sonra da
Anadolu’nun Romalılara karşı bağımsızlık mücadelesi olduğu için taraftar
bulması kolay olmuştur. Pontus krallarının armasının “ay-yıldız” olması bile
önemli idi. Bu nedenle Trabzonlu büyük tarihçi Pontus krallığını Anadolu’nun
ilk milli devleti sayar( 7 ). TRABZON VE ÇEVRESİNDE ROMA İMPARATORLUK DÖNEMİ Mithridates’in ölümünden sonra tamamen Roma
İmparatorluğu’nun eline geçen Pontus bölgesi bunlara yardım eden yerli
komutanlar arasında paylaştırılır. Ancak, Roma İmparatorluğu tarafından daha
önce vasal Kırım kralı yapılan Mithridates’in oğlu Farnakes, Roma
İmparatorluğu içerisindeki taht kavgalarından dolayı olan karışıklıkları
fırsat bilerek Doğu Karadeniz’deki Kolkhis bölgesini,Ermenistan’ı ve Kapadokya’yı
alır. Üzerine gönderilen Romalı komutan Calvinus’u yenerek Sinop’u da ele
geçirerek babasının hakim olduğu topraklarda yeniden Pontos krallığını
kurmaya çalışır. Fakat Roma’nın büyük imparatoru Caesar, onun başarıları
üzerine Mısır’daki faaliyetlerini dondurarak büyük bir ordu ile Farnakes’in
üzerine yürür. Pontus ülkesine gelerek burada karşısına çıkan Farnakes’i
yener. Farnakes, kaçarak Sinop’a sığınırsa da peşini bırakmayan Cesasar,
Sinop’u kuşatır. Farnakes,bu kez Kırım’a kaçar.Caesar, bu zaferini Roma’ya
yazdığı bir mektupta “geldim, gördüm ve yendim” sözleri ile
duyurur. Bu sırada tarih M.Ö.47 dir. Roma İmparatorluğu’nun ilk yıllarından bu yana Doğu
Karadeniz bölgesi Roma İmparatorluğu’na bağlı vasal krallık olarak yönetilir.
Vasal krallardan en önemlilerinden biri Polemon’dur. Bundan dolayı bölge o
çağda Pontus Polemonacus olarak adlandırılır. Bu kral ve sonrasında gelenler
zamanında bu vasal krallığın merkezi Niksar (Caberia-Neocaesarea) şehri idi.
M.S.64 yılında Trabzon, doğrudan merkeze bağlanır. Ancak serbest ticaret
yapma hakkı elinden alınmaz. Bu yıllardan itibaren Trabzon şehrinin iç
bölgelere bağlanması için yollar yapılması için çalışmalar yapılır. Askeri
amaçla yapılan bu çalışmalar sonucunda 117 yılında bu günkü Gümüşhane’ye
bağlı (Sadak Köyü) Satala lejyonu adıyla kurulur. Bunun dışında Sürmene’de
Hyssus, Çoruh nehrinin batı yakasında Apsarus lejyonları kurulur. Bunlardan
en önemlisi Sürmene’deki Hysuss lejyonu idi. Çünkü burası aynı zamanda Roma
İmparatorluğu’nun en önemli askeri garnizonu olan Satala lejyonunun limanı
gibi idi ve buradan Satalaya direkt yol vardı. Bunlardan günümüze kalanı
Sürmene ve Of İvyan’daki kale kalıntılarıdır. 123 yılında bölgeye gelen Roma İmparatoru
Hadrianus,Trabzon’da bir dalga kıran,bir liman,bir hipodrom,saraylar ve su
kemerleri yaptırmıştır. 131-132 yılında bölgeyi gezen Kapadokya valisi
Arrianus, bölge ile ilgili Periplo Ponto Euxino ( 8 ) adlı eseridir. Burada
Solaklı Dersinden Ofi nehri olarak bahsetmektedir. Bu nehrin doğusunda
Kolkhlar’ın yaşadığını belirtir. Demek ki aradan yüzyıllar geçmesine rağmen
hala Trabzon bölgesinde Romalı ya da Yunanlı olmayan kavimler olduğu
belirtilmektedir. Bu dönemde Trabzon’un doğusunda Kalecik, Canayer,
Ahozavzaga, Humurgan, Röşi (Röşve-İvyan) kaleleri vardır. 255 yılında Gothların ve komşu kavimlerinin denizden
saldırısına uğrayan Trabzon baştanbaşa yağmalanır. Bütün mabetleri ve büyük
binaları yıkılır ve şehir harabeye döner. Trabzon 30 sene kadar harabe olarak
kalır.284 yılında Roma İmparatoru Diocletianus zamanında şehrin yeniden
canlandırılması için imar faaliyetlerine girişilmiştir. Bu dönem aynı zamanda
Trabzon ve çevresinde Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı dönemdir. İsa’nın
havarilerinden St.Andew ( Apostol) ‘in Trabzon’a gelerek Hıristiyanlığa
yaydığına inanılır. BİZANS
DÖNEMİ Bu dönemin ilk yıllarında imparatorlukta siyasi birliğin
sağlanması için Hıristiyanlık dini ön plana çıkarılmış. Bu doğrultuda Trabzon
ve çevresinde koruyucu azizler ihdas edilmiştir. Bizans İmparatoru Justinianus zamanında (527-565) Trabzon’da
su kemeri ve sarnıç yapılır. Surlar sağlamlaştırılır, kiliseler inşa edilir.
İmparatorun buradaki amacı şehri güçlendirmek ve doğudaki İranlılara karşı
bir merkez haline getirmek idi. Bu dönemde Doğu Karadeniz bölgesindeki halkların
Hıristiyanlık dininin ve kilisenin etkisiyle Yunanca’yı konuşmaya başladığı
dönemdir. Aynı tarihlerde Bizans İmparatorluğu’nun resmi dili de Latince’den
Yunanca’ya döner. Halbuki aynı tarihlerde komşu ülke olan Ermenistan’da
konuşulan din dili Ermeni’cedir. Çünkü Ermenilerin yazılı dili vardır ve
İncil Ermenice olarak tercüme edilmiştir. Bu Ermenilerin milli unsurlarını
korumuştur. Doğu Karadeniz halklarının konuştuğu dil gibi yazılı dili olsaydı
buralarda Yunanca konuşulmasına gerek kalmayacaktı. Dil ve din unsuru Doğu
Karadeniz bölgesi eski ilk çağ halklarının eriyerek Romalılaşmasına neden
olmuştur. Ancak bu dönemde Trabzon çevresindeki dağlık alanlarda yaşayan Can
/ Tzan / Sanni / Tsan gibi adlarla adlandırılan yerli kavimlerinden (ki bu
kavimler aslında Laz kavmidir) o zaman kalan kavmin tam olarak itaat altına
alınamadığı ve din meselelerinden dolayı sık sık ayaklanarak, Trabzon’a kadar
akınlar yaptığı görülür. Bu nedenle güvenlik amacıyla Trabzon çevresindeki
kaleler sağlamlaştırılır, asker sayıları artırılır. Buna garnizonların çevre
halka ekonomik baskıları da eklenir. Bunun üzerine 530 yılında Balkanlarda
Bizanslılara yenilen Bulgar Türklerine buralarda yurt verilerek Lazların
çevresine yerleştirilir. Ancak Lazlar bu kez İranlılar iş birliği yapıp
onların bölgeyi ele geçirmesine neden olurlar. Fakat bu kez İranlılar bölgede
Lazlara zulmetmeye başlayınca Lazlar tekrar Bizans’tan yardım ister. Yardıma
gelen Bizanslılar,güçlükle de olsa bölgeyi tekrar kontrollerine alırlar. Bizans İmparatoru Heraklius, 625 yılının kışını İran
üzerine yaptığı bir sefer sırasında Sürmene’de geçirir ( 9 ). Burada Hazar
kağanı ile görüşerek ondan aldığı Türk askerleri ile ordusunu güçlendirir.
Bizans-Hazar dostluğu ve Hazar yardımları sayesinde İranlılar yenilir.
Anadolu’nun kontrolü tekrar Bizanslılara geçer. Ancak bu mücadeleden Anadolu
şehir ve köyleri büyük yıkıma uğrar ve zayıflar. Bu arada ortaya çıkan İslam
devleti Emeviler, Anadolu’nun güney ve doğusunu ele geçirirler. Trabzon ve
çevresi 705 yılında Arapların eline geçer. Ancak 715 yılında Bizanslılar
burayı Araplardan geri alır. Bundan sonra Trabzon ve çevresi sık sık Arap ve
Bizanslılar arasında el değiştirir. 739 yılında Bizanslılar yöreye tekrar
hakim olur. Bizans Arap mücadelesi sonucunda Anadolu yine yakılıp yıkılır,
nüfusu azalır. Bunun üzerine Bizans, Balkanlardaki Peçenek, Kuman ve Uz gibi
Türk topluluklarını Anadolu’ya geçirerek onlara yurt verir. Böylelikle hem
Balkanlardaki Türk akınlarından kurtulacak hem de doğudaki sınırlarında
tampon bölge oluşturacaktı. Bu doğrultuda Trabzon ve çevresinde de önemli
miktarda Türk nüfusu yerleştirilir. Buraya geldiklerinde Hıristiyan olan bu
unsurlar burada zamanla asimle olmalarına rağmen bunların isim verdikleri
yerleşim adları günümüze kadar devam etmiştir. DOĞU KARADENİZDE MÜSLÜMAN TÜRKLER Daha önce Anadolu’ya Arapların arasında gelen ufak Türk
boyları yerine B.Selçuklu devleti ile birlikte sistemli Türk akınları ve
fetihleri başlar. İlk akın 1048 yılında oldu. İlk kez bu tarihte Trabzon’a
kadar gelen Türkler, çevreye akınlar yaparak yağmalamıştır. 1054 yılında ise
Çoruh Vadisi, Bayburt ve Kelkit civarı Van Gölü çevresiyle birlikte Türklerin
eline geçer. 1071 Malazgirt savaşından sonra Anadolu’ya yapılan Türk
fetihlerinden Trabzon çevresi de nasibini almıştır. 1073-1074 yıllarında Ege
kıyılarında olduğu gibi Trabzon dolaylarında da Türk grupları vardı ( 10 ) .
Aynı kaynağa göre Cahen,bölgeye gelen Müslüman Türkleri tam anlamıyla düşman
olarak görmüyorlardı. Çünkü Türkleri uzun süreden beri tanıyorlardı ve
onların askeri güçlerinden yararlanmışlardı. Üstelik kendi halklarıyla
kaynaştırmışlardı. Anadolu’da yaşayan halklar ise yeni gelen Türkmenlerin
hakimiyetlerinden rahatsız değillerdi. Çünkü onlar vergi istemiyorlardı. Malazgirt zaferinden sonra Trabzon çevresinde Saltuklular
Beyliği, Mengücekliler Beyliği ve Danişmentliler Beyliği kurulmuştu. Bu
beylikler zaman zaman Trabzon çevresine akınlar yaparlardı. Danişmentoğlu
Beyliğinden Emir Yakup, Trabzon çevresi kıyılarındaki Doğu Karadeniz
sahillerini Artvin kadar ellerine geçirmişlerdir. Ancak Bizans’ın gönderdiği
İstanbul’da yaşayan Trabzonlu Halt kökenli komutanlardan Theodore Garvas
Trabzon ve çevresini bu Türkmenlerden kurtararak kahraman olur ( 11 ).Tarih
1075 yılını göstermektedir. Bunun sonunda Bizans devleti tarafından buraya
Haldiya eyaleti valisi atanır. Bu gün Çaykara’da Haldizen deresi, Haldizen
köyü, Haldizen dağı vardır. Demek ki Haltların yaşadığı yer. Haltlar ise eski
tarihte Khalt, Khaldi olarak adlandırılan bir halk vardı. Bugün bile
Bayburt’ta yaşayanların büyük bir kısmına Halt denilmektedir ( 12 ). Yani
Rumlukla alakası olmayan insanlar. Th.Garvas, 1080 yılında Trabzon ve
çevresine gaza yapmak amacıyla gelen bir Türkmen grubunun tamamen imha
edilmesini sağlar. Garvas, Şebinkarahisar, Tokat, Niksar gibi yerleri geri
almış fakat Türkler tarafından güçlükle yenilerek Trabzon’a kaçması
sağlanmıştır. Ancak I.Haçlı seferlerini fırsat bilerek tekrar harekete
geçerek Bayburt’u alır. 1098 yılında Danişmentlilerle yaptığı bir savaşta
öldürülünce ordusu dağılır ve bir daha Bizanslılar, Trabzon ve çevresindeki
küçük bir alanın dışına çıkamazlar. Ancak Th.Gavras’ın soyundan gelen
valiler, Trabzon’da yarı bağımsız olarak Bizans’a bağlı vasal devlet
görünümde olurlar. 10. ve 11. yüzyıllarda geniş Kıpçak Bozkırlarında ve Kırım
çevresinde yaşayan Kıpçak boyları, Ruslarla yaptığı mücadelelerde
hükümdarları ve devlet ileri gelenleri ölünce başsız kalarak dağıldılar.
Bunlardan bir kol, Gürcülerin daveti üzerine Kafkasya’ya gelirler ve
Gürcülere askerlik hizmetinde bulunurlar.40.000 asker ve yaklaşık
250.000-300.000 kişiden oluşan Kıpçaklar , Gürcü kralı Davitin emrinde
Kafkasya ve Doğu Karadeniz’de etkin olurlar. Gürcüler adına Trabzon’a kadar
gelerek akınlarda bulundular ve Artvin, Rize dolaylarına yerleştiler. İran
Selçuklularına büyük darbeler indirdiler, onların Çoruh vadisi ve
Kafkasya’dan çıkmasını sağladılar ( 13 ). İkinci büyük Kıpçak göçü Gürcü
kraliçesi Tamara zamanında oldu. Tamara’nın Doğu Karadeniz tarihinde önemli
bir rolü var. Trabzon Rum İmparatorluğunun kurulmasında en büyük etki onun
gönderdiği Kıpçak askerleri ile olmuştur. TRABZON
RUM İMPARATORLUĞU 1203 yılında 4.Haçlı seferleri sırasında Latinler
İstanbul’u işgal edip yağmalayınca buradan kaçan Bizans asilzadeleri yerli
halkın desteği ile Bizans İmparatorluğunun devamı sayılabilecek devletler
kurmuşlardır. Bu devletlerden biri İznik’te, diğeri Trabzon’da idi. Bizi
ilgilendiren konu Trabzon ve çevresi olduğuna göre Trabzon Rum
İmparatorluğu’nun kurulmasına bakalım: Kommenos hanedanın varisleri olan
Aleksius ve kardeşi Davit, İstanbul’ daki siyasi gelişmeler üzerine yakın
akrabaları Gürcü kraliçesi Tamara’ya sığınırlar. Tamara’da yeni gelen Kıpçak
göçlerini fırsat bilerek, Trabzon’da Bizans’ın devamı olacak bir devlet
kurulmasını ister. Böylelikle Bizans üzerinde etkin olacaktır. Onun
Aleksius’a kattığı ve tamamen Hıristiyan Kıpçak askerlerden oluşan bir ordu
ile 1204 yılında Trabzon’u almasını sağlar. Bu Kıpçaklar aileleriyle Trabzon
ve çevresine yerleşirler ve Trabzon Rum İmparatorluğu’ nun askeri gücünü
oluştururlar. Yani bir Roma soylusunun kurduğu ve askerlerinin Kıpçak Türkü
ve daha sonradan yerli halktan olan bir orduya sahip olan bir devlet. Bu
devlette Yunan ilgisi yoktur. Ama din Hıristiyan, ortak dil Rum’cadır. İkinci
büyük dil ise Türkçe’dir. Çünkü bir çok Türk boyu çeşitli zamanlarda buralara
yerleşmişlerdir. Bazı kayıtlarda Gürcülerinin yardımını buraları Gürcüler
tarafından alındı şeklinde ifade ederler. Bazı kaynaklarda ise Aleksi
Kommenin askerlerinin Laz’lardan oluştuğunu belirtirler. Ancak köy adlarına
bakıldığında Of’taki Balaban sözünün tamamen Kıpçakça bir kelime olduğu
ortaya çıkar. Ayrıca Of’taki eski köylerden Komanit sözünün manası Koman
yurdu demektir. Koman sözü Kıpçak’ların diğer adıdır. Bu köyü Pontus
Kültürünü yazan Ömer Asan bile Türk köyü olarak kabul eder ( 14 ). Aleksi
Kommen kısa zamanda askeri gücüne dayalı olarak Karadeniz’i sahil boyunca ele
geçirmek suretiyle İstanbul’a ulaşmak ve Bizans İmparatorluğunun başına
geçmek isterse de Sinop Zonguldak arasına hakim olan Selçuklu Türklerini
aşamaz. Onlarla yaptığı savaşları kaybedip 1214 yılında Sinop’ta Selçuklulara
esir düşer. Ancak Selçukluların vasalı olmak ve onlara vergi vererek savaş
zamanlarında asker göndermek şartıyla serbest kalır. Yani Gürcülerin siyasi
Kıpçak Türklerinin askeri yardımıyla Trabzon ve çevresinde kurulan ve kısa
bir zaman içerisinde Selçuklulara vasal olan bir devlet. Peki bu devlet
içerisinde Yunanlılar nerede? Selçuklular ve imparatorluğunun çevresindeki Türkmen
beylik ve devletlere vasal devlet durumunda olan Trabzon Rum İmparatorluğu,
bir ara Harzemşah devletine tabi olur .Ancak Harzemşahlar 1230 Yassıçimen’de
Selçuklulara yenilince bu ordudaki Kıpçak Türk askerleri, Müslüman olmalarına
rağmen kaçarak Trabzon çevresindeki soydaşları olan Kıpçak Türklerinin yanına
sığınırlar. Trabzon Rum İmparatorluğu tekrar Selçuklulara tabi olur. Ancak
Moğolların Anadolu’da hakimiyeti eline geçirmesi üzerine bu kez onlara tabi
olur. Moğollardan sonra Doğu Karadeniz etrafında Çepnilerin hakimiyeti
başlar. Samsun, Giresun, Ordu, Şebinkarahisar Çepnilerin eline geçer. 1340
yılından itibaren ise bölgeye zaman zaman akınlar yaparak Trabzon’u kuşatan
Akkoyunlular’a karşı başarılı olamayan Trabzon Rum İmparatorluğu bu kez
onlara hükümdar ailesinden kız vermek yoluyla akrabalık kurmak ve varlığını
devam ettirmek yolunu seçer. Bu arada yapılan savaşlar ve mücadeleler
Dedekorkut destanlarından Kan Turalı’nın konusunu oluşturur. Ancak,1402
Ankara Savaşı ile Anadolu’ya hakim olan Timur, Trabzon’u kuşatırsa da alamaz
ama Trabzon Rum İmparatorluğu bu kez onlara tabi olur.Hatta Trabzon Rum
İmparatoru Manuel,bizzat Timur’un yanına giderek onun önünde diz çöker. Trabzon Rum İmparatorluğu o kadar küçük bir devletti ki
Trabzon ve çevresinde kolonileri olan ve ticaret yapan Cenevizliler, bir ara
üç kalyon ile Trabzon donanmasını yenmiş, 1418’de imparator Venediklilere
harp tazminatı olarak fındık ve şarap vermiştir. Trabzon korunması açısından güçlü bir şehir olduğu için
Türkler, genelde Trabzon’u değil çevresini almaya çalışmıştır ( 15 ). DEĞERLENDİRME
VE ÖZET Trabzon ve çevresi üzerinde hak iddia eden Yunanlılar
buralara gelmeden önce buralarda insanlar vardı. Yunanlılar kolonizatör
olarak sadece kıyıdaki savunması kolay ve kaçması kolay yerlerde kaleler
yaparak oralara yerleşmiştir. Çevredeki halklarla ticaret yapmışlardır.
Çevredeki halklardan ilk bahsedenler Herodot ve Ksenofondur. Zaman zaman bu
çevreye dışardan göçler gelmiştir.M.Ö.2000 yıllarından önce Hurriler ve
Luviler ile başlayan göç hareketleri, M.Ö.1250 den sonra dağılan Hitit
kalıntıları ile devam eder.M.S.1. yüzyıldan buralara büyük bir Laz kütlesi
göç eder. M.Ö. son üç yüzyıl içinde bölgede Pontus Krallığı kurulursa da bu
krallığı kuranlar İran kökenliler, halkı ise yerli halktır. Bu halk
içerisinde Yunan asıllı halk yoktur. Ancak Yunan kolonileri alınınca
buraların Yunanlı halkı bu devlete tabi olur. 6.ve 7. yüzyıllarda bu kez
batıdan Bulgar Türkleri, daha sonraki yüzyıllarda Kıpçak Türkleri göç
etmiştir. Müslüman Türklerin Anadolu’ya girmeleriyle bu kez Oğuz Türklerinin
çeşitli boyları çevreye yerleştiği gibi Gürcülerin etkisiyle ve Kıpçakların
desteğiyle kurulan Trabzon Rum İmparatorluğu döneminde imparatorluk varlığını
sürdürebilmenin yolunu Müslüman Türklere kız vererek akrabalık kurmak ve
onlara tabi yani vasal devlet olmak şeklinde sürdürmüştür. Trabzon doğal
yollarla İran, Kafkasya, Kırım, Ortadoğu yollarının üzerinde olması
dolayısıyla güçlü zamanlarında büyük bir ticaret merkezi olmuştur. Bu nedenle
bir çok devlet burayı almaya çalışmış alamamıştır. Bu en son olarak
Osmanlılara nasip olmuştur. Bundan sonrası ise sayın hocam Hanefi Beyin
konusu olduğundan benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Sabırla beni
dinlediğiniz için teşekkür eder saygılarımı sunarım. |
|
|
---------------------------------------------------- DİP NOTLAR (
* ) Haşim Albayrak, Spor Yönetim Bilimleri Uzmanı, Tarih Öğretmeni; İstanbul
Cumhuriyet Eğitim Müzesi Müdürü (
1 )İsmail Hacıfettahoğlu,”Kuruluşundan Fethine Kadar Trabzon’un
Fethi”,(Öncesi ve Sonrası ile Trabzon’un Fethi adıyla Trabzon Belediyesi
Kültür Yayınlarının çıkardığı ve İsmail Hacıfettahoğlu’nun yayına
hazırladığı,Ankara,2001 basımı) sf.11 (
2 ) Abhazya’ya Doğu Karadeniz Halklarının Tarih ve
Kültürleri,İstanbul,1998,sf 83-85 (
3 ) Dr.Hayri Erten'in "Boğazköy Metinlerinde Geçen Coğrafya Adları
Dizini,Ankara,1973 (
3a ) E.Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri,İstanbul, sf.9 (
3b ) Haşim Albayrak, Of ve Çaykara,İstanbul,1991, sf.104 (
4 ) Ksenophon,Anabasis,Çev.Hayrullah
Örs,M.E.B.Yayınları,İstanbul,1962,sf.173-245 Ksenophon,Anabasis
“Onbinlerin Dönüşü” ,Hürriyet Büyük Klasikler,Çev:Tanju Gökçöl,
İstanbul,1974, sf.131-174 (
5 ) ) Strabon,Coğrafya.Anadolu (Kitap XII,XIII,XIV),Çev:Prof.Dr.Adnan Pekman
Arkeoloji ve Sanat Yayınları,İstanbul,1987,sf.28 (
6 ) Mahmut Goloğlu,Anadolu’nun Milli Devleti Pontus,Ankara,1973,sf.102-103 (
7 ) Mehmet Bilgin-Ömer Yıldırım, “Sürmene”, Sürmene Belediyesi Kültür Yayını,
İstanbul, 1990, sf.59-69 (
9 ) Mehmet Bilgin,a.g.e.,sf.86 (
10 ) Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler,Türkçe’si:Yıldız
Moran,İstanbul, 1979,(e Yayınları),sf.88 (
11 ) Prof.Dr.Osman Duran,Selçuklular Zamanında Türkiye,sf.134. (
12 ) Haşim Albayrak, Of ve Çaykara –I-, Ankara,1986,sf.134 (
13 ) Prof.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu, “Yukarı Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar”,
Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara,1992,sf 115 (
14 ) Ömer Asan,Pontos Kültürü,İstanbul,2000,sf.68 (
15 ) Yrd.Doç.Dr.Ahmet Toksoy, “Selçuklu-Trabzon Münasebetleri ve Trabzon
Kommenosları’nın Tabiiyete Alınması”, Trabzon ve Çevresi Uluslar arası
Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu, 3-5 Mayıs 2001, Trabzon, sf. 53-59. |