DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ'NİN TÜRKLEŞMESİ-II
Dr. Ali GÜLER
|
|
2- Malazgirt Meydan Muharebesi'nden Sonra Bilindiği
gibi , Anadolu'nun Türkleşmesinde Malazgirt Meydan Muharebesi adeta bir dönüm
noktasını ifade eder. Çünkü bu tarihten itibaren gelişen siyasi, askeri ve
sosyal olaylar sonucunda Anadolu hem yoğun bir nüfus göçüne sahne olmuş; hem
de yapılan fetihlerle kısa sürede Türk vatanı haline gelmiştir. Prof.
Dr. Abdülhaluk ÇAY'ın belirttiği gibi, "Selçukluların XI. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren tarih sahnesine çıkmaları , tarihi akışı tamamen
değiştirmiş, bugünkü Anadolu Türk toplumunun şekillenmesini temin etmiştir.
Anadolu Türk toplumunu şekillendiren gruplar XI. yüzyılın sonlarından
itibaren buraya yurt tutmaya gelen ve kendilerinden önce buraya yerleşmiş
olan Türk unsurlarını da bünyesine alan kitleler olmuştur. Bunlar arasında
Oğuzlar, Kangılar, Uygurlar ve Tatarlar gibi Türk toplulukları ilk akla
gelenlerdir...Selçuklu Dönemi (1040 - 1308) bu Türk topluluklarının
Anadolu'da yurt tutmalarının tarihidir." Selçuklularla
birlikte Anadolu'nun nasıl Türkleştiği konusu, Prof. Mehmet Fuat KÖPRÜLÜ,
Prof. Dr. Mehmet Altay KÖYMEN, Prof. Dr. Osman TURAN, Prof. Dr. Aydın TANERİ,
Prof. Dr. Abdülhaluk ÇAY gibi çok değerli ilim adamlarımız tarafından
ayrıntılı bir şekilde ele alındığı için bu konu üzerinde ağırlıklı olarak
durmak istemiyoruz. Şunu kısaca belirtelim ki, Anadolu'ya yapılan akınlar ve
bunlara bağlı olarak
yapılan yoğun göçler iki ana devreye; Selçuklular'a bağlı Türkmenler'in
Anadolu'da yurt tutmasıyla başlayan Türkleşme hareketi de dört ana safhaya
ayrılmaktadır. Akınlar
ve göçlerin yoğunluğunda birinci devre Selçuklu fetihleriyle başlayan
dönemdir. Bunun bütün Asya'yı yerinden oynatan Moğol istilasından sonraki
Türk akınları ve göçleri takip etmiştir. Bu
iki ana devredeki akın ve göçlere de büyük ölçüde bağlı olan Türkleşme
hadisesi ise şu dört safhada cereyan etmiştir. 1.
Selçuklularla birlikte XI. yüzyıl sonlarında başlayan yerleşme, 2.
XIII. Yüzyılda Anadolu'ya yeni Türk unsurlarının gelmesi ve yerleşmesi. 3.
XIV. Yüzyıldaki Türkmen Beylikleri dönemi. 4.
Osmanlı hakimiyeti dönemi. "Bu
safhalardan ilk ikisinde Anadolu'nun Türkleşmesi tamamlanmış ve XIV. yüzyılın
başlarından itibaren Osmanlı Devleti, tarihin kaydettiği en muazzam
devletlerden biri olarak , bu Türkleşmenin sonucu tarih sahnesine çıkmıştır. Anadolu'da
Türk hakimiyetinin başlangıcı sayabileceğimiz Malazgirt Zaferi (26 Ağustos
1071 ) öncesinde Kafkasya'da önemli bir Türk unsuru bulunduğu gibi , İran,
Horasan , Kafkasya, ve Bağdat'a hakim Büyük Selçuklu hanedanı da bu
Türkmenler'e dayanıyordu." Karadeniz
Bölgesi'nin genel olarak, Kuzey Doğu Karadeniz Bölgesi'nin özel olarak
Türkleşmesi işte Anadolu'nun bu Türkleşmesi olayı içine yerleştirilmelidir.
Biz buranın Türkleşmesindeki aşamaları , bölgedeki Türk fetihleri ve Türk
hakimiyetinin tesisi ile ortaya koymaya çalışacağız. Karadeniz
Bölgesi'ndeki Türk siyasi hakimiyeti esasen , Anadolu'nun kaderinde Selçuklu
ailesi kadar önemli rol oynayan Danışmendoğulları Atabeyliği (1071 - 1178 )
zamanında başlamıştır. Çünkü Atabeylik merkezi Niksar olmak üzere doğuda
Bayburt, Kayseri, Sivas , Maraş, Elbistan, Ankara, Çankırı, Çorum, Amasya
Tokat, bir ara Ünye ve Bafra taraflarını ihtiva etmekte idi. Danişmendiler
1140 -1141 yıllarında, Haçlı Seferleri sırasında Türkler'in elinden çıkan
Karadeniz Bölgesini Rumlar'dan geri aldıkları gibi; ailenin Sivas kolunun
hakimi olan Sivas Amasya Meliki Nizamettin Yağıbasan (1143 - 1164) 1150
yılında Karadeniz Bölgesi'nde fetihlerde bulunarak Ünye, Samsun ve Bafra'yı
Türk hakimiyetine katmıştır. Danişmendoğulları'ndan
sonra bölgenin bir bölümünde Saltuklular (1071 - 1202) hakim olmuşlardır. Bu
dönemde Türkmenler özellikle Bayburt'tan Trabzon Dağları (Parhar Dağları)na
kadar geniş bir alana yayılmışlardır. Bölgede Türk hakimiyeti Türkiye
Selçuklular'ı döneminde iyice kendini hissettirmiştir. Bu dönemde ilk olarak
Sinop'un fethi önem taşımaktadır. Sinop, esasen Malazgirt'ten hemen sonra
1085 yılında Karatekin tarafından fethedilmiş olmasına rağmen Anadolu'da
haçlı Seferleri'nin sebep olduğu büyük sarsıntı dolayısı ile tekrar elden
çıkmıştır. Bu dönemde gerçekleşen ve Trabzon merkez ve çevresi esas olmak
üzere bölgede ikinci devlet kurma girişimi olarak anılan durum, 1204 yılında
İstanbul'un Latin işgalinden sonra, Bizans'ın Komnenos hanedanından Prens
Alexius'un Trabzon'a gelerek kıyı şeridindeki bazı toplumlar üzerinde
hakimiyet tesis etmesi ve "Pontus Krallığı" olarak adlandırdığı bir
devlet kurmaya çalışmasıdır. Gerçekte bu bir hanedan mücadelesidir.
Latinler'in işgallerinin kaldırılmasından sonra İstanbul'dan ayrı bir
iktidarın varlığı, bölgede müstakil bir devletin varlığı anlamına gelmez.
Sadece eski koloni rejiminin yeni bir ad altında devamıdır. Yaklaşık bir asırdan fazla sözkonusu
hanedanın işgali altında kalan Sinop, Sultan İzzettin Keykavus (1211-1220)
tarafından tekrar kurtarılmıştır. Trabzon Rum İmparatoru Alexius'un zulümleri
sonunda Sultan Keykavus 1214 yılında Sinop'u fethederek şehri imar etmiş,
Türk tüccar ve esnafı teşvik ederek ticaretin gelişmesi için tedbirler
almıştır. Trabzon Komnenos İmparatorları da bu tarihten Moğol istilasına kadar
Türkiye Selçuklukları'nın tabiiyetinde kalmışlardır. Anadolu'da siyasi birliğin
sağlanmasında ve Türkiye Selçukluları'nın her bakımdan zirve noktasına
çıkmasında çok büyük yeri olan Sultan I. Alaaddin Keykubad (1220-1237)
döneminde yapılan Suğdak (Sudak) seferi (1227) ve Trabzon seferi ile
Trabzon'un kuşatılması (1228) bölgedeki Türk varlığını göstermesi bakımından
önemlidir. Suğdak, Kırım Yarımadası'nda önemli
bir ticaret şehri idi. Uç Beyi Hüsamettin Çoban tarafından Sinop'tan buraya
düzenlenen sefer, Karadeniz sahilindeki Türk donanmasının gücünü ve ulaştığı
seviyeyi açıkça ortaya koymaktadır. Bu seferin başarılı bir şekilde
sonuçlandırılmasından bir yıl sonra, sahillerdeki Rum tecavüzleri üzerine
Alaaddin Keykubad Sinop, samsun ve Ünye'ye kadar olan sahilleri kurtardıktan
sonra donanmayı Trabzon şehrine göndermiş, kara ordusu, Gümüşhane yoluyla
Zigana Dağı'nı aşıp, Maçka'ya doğru ilerlemiş ve Trabzon kuşatılmış ise de;
çeşitli sebeplerden dolayı alınamamış, şehrin fethi iki buçuk asır sonrasına
Fatih Sultan Mehmed'e kadar mümkün olamamıştır. Türkiye Selçukluları devletinin
yıkılmasından sonra, Pervaneoğulları, Çobanoğulları ve Candaroğulları Türk
Beylikleri Karadeniz Bölgesi'nde önemli roller oynadılar. Özellikle Kuzey
BatıAnadolu (Karadeniz) Bölgesinin Türkleşmesinde bu Türkmen beylikleri derin
izler bıraktılar. Nitekim Candaroğulları Beyliği'nin sınırları Kastamonu,
Sinop, Safranbolu, Taraklı-Bolu, Çankırı Kalecik, Samsun'u içine alacak
şekilde gelişmeler göstermiştir. Osmanlı hakimiyetinden önce varlığı
Karadeniz Bölgesi bakımından önemli olan bir diğer beylik de Eratna (veya
Ertena) Beyliği'dir. Beyliğim Sivas ve civarına hakim olduğunu biliyoruz. Bu beyliklerden başka, Niksar
bölgesinde kurulan Taceddinoğulları Beyliği (1348-1428), Samsun ve Ordu
yöresinde kurulmuş olan Taşanoğulları ve Hacı Emir Oğulları Beylikleri de
bölgede önemli roller oynamış Türk siyasi teşekkülleri olarak dikkat
çekmektedirler. XIV.yüzyılda ortaya çıkan Anadolu
Türkmen Beylikleri dönemi Anadolu'nun siyasi, ekonomik, demografik ve
kültürel tarihinde Türkleşme yönünden çok önemli bir devreyi ifade
etmektedir. Çünkü, her Türkmen Beyliği, Oğuz Han yasasına dayanarak
Anadolu'daki Türk topluluklarının liderliğini ele geçirme mücadelesine
girişmişlerdir. Bu dönem Anadolu'nun yeni ve gerçek kimliğini yani
"Türk-Türkmen" kimliğinin dağına-taşına, insanına, kültürüne, sanat
eserlerine kazındığı dönem olmuştur. Bölgenin Osmanlı hakimiyetine
geçmesinden önce, Türk varlığı bakımından üzerinde durulması gereken bir
diğer Türk siyasi teşekkülü de Akkoyunlular'dır. Akkoyunlu Türk Devleti
zamanında (1350-1502) özellikle Rize'nin güney kesimlerine hemşin'e birçok
Türk-Türkmen boyu yerleşmiştir. Aşağı Çamlıca (Viçe) ve Ülköy'de bulunan
"koyun-koç" heykelleri, mezar taşları bunun bariz delillerini
teşkil etmektedir. Karadeniz'in kuzeyi ve güneyi ile
birlikte siyasi bakımdan tamamen Türkler'in eline geçişi ve bir "Türk
gölü" haline gelişi Fatih Sultan Mehmed zamanında gerçekleşmiştir.
Fatih, İstanbul'un Fethi ile boğazlara hakim olunca, ekonomik bakımdan bu su
geçidi ile yakından ilgisi bulunan Karadeniz sahilleriyle ilgilenmeye
başlamış, Kırım hanı Hacı Giray'la anlaşarak, kefe'deki Kolonileri
aracılığıyla Karadeniz ticaretini ellerinde bulunduran Cenevizliler'i
sıkıştırmaya başlamış ve bölgede Türk hakimiyetini tesis etmiştir. Fatih Sultan Mehmed'in esas hedefi
Trabzon'du. Bu sebeple 100 parça kadırgadan ibaret olan bir filo göndererek,
İsfendiyaroğlu İsmail bey'in elinde bulunan Sinop'u zaptettirdi.1460'ta
Amasya fethedilerek buradaki Cenevizliler çıkartıldı. Bunu takiben, Mahmud
Paşa Rumeli askeriyle birlikte Trabzon üzerine yürüdü. Fatih de Erzincan'dan
kuzeye doğru ilerleyerek Gümüşhane-Maçka yoluyla Trabzon önüne geldi. Bu
suretle her taraftan kuşatılan Trabzon barış yoluyla fethedildi 15 Ağustos
1461). Sol kolun başında Trabzon kalesinin önüne gelen Mahmut paşa, önce
şehirlileri, sonra da İmparator David Komnenos ailesini teslim hususunda ikna
etti. Trabzon Komnenos İmparatoru David önce İstanbul'a, sonra da Edirne'ye
gönderildi; sonradan Samsun, Bafra, Niksar bölgesinden getirilen Türk boyları
(Nüfusu) Trabzon'a yerleştirildi. Sonraki yıllarda Trabzon başta olmak
üzere, Karadeniz sahil şeridine çok miktarda Müslüman Türk ahali gelerek
yerleşmiştir. 1466 Karaman'ın fethinden sonra Karaman'dan, Maraş ve
Elbistan'dan gelen Türk ahali de bölgeye yerleştirilmiştir. 1487 tarihli bir
tahrir defterine göre Trabzon'dan Hıristiyan sipahiler ve onlara tabi
olanların şehri terk etmelerinden sonra yerlerine Tokat, Samsun, Bafra,
Çorum, Amasya gibi bölgelerden gelen Türk boyları yerleşmiştir. Fatih Sultan
Mehmed'in (Karadeniz politikası sonucu) Sinop, Amasra ve daha da önemlisi
Trabzon'u fethederek merkeze bağlaması, Trabzon Komnenos Krallığı'na son
vermesi, takip edilen şuurlu iskan siyaseti Karadeniz Bölgesi'nin kesin ve
ebedi olarak Türk hakimiyetine geçişini sağlamıştır. Diğer Bölümler 1.Malazgirt Meydan Muharebesi'ne Kadar 2.Malazgirt Meydan Muharebesi'nden Sonra |