AHISKA BÖLGESİ ve AHISKA TÜRKLERİ ile
ACARİSTAN ve ACARLAR (*)
İsmail
Çağrı ÖZCAN
|
|
Yunus
Zeyrek tarafından hazırlanan ve yazımızın başlığında adlarını verdiğimiz
kitaplardan söz etmeden önce, kitapların konusunu teşkil eden bölgenin
bugünkü siyasî durumu hakkında bazı mülâhazalarımızı ifade etmek istiyoruz. Sovyetler
Birliği’nin dağılmasından sonra Kafkasya’da bağımsızlığını kazanan devletler
arasında sınır komşumuz olan Gürcistan ile siyasî, ekonomik ve askerî
ilişkilerimiz, karşılıklı anlayış ve iş birliği çerçevesinde, olumlu bir
çizgide seyretmekte, ekonomik sıkıntılarımıza rağmen bu komşu ülkeye,
ekonomik ve askerî yardım desteğimiz devam etmektedir. Gürcistan’ın
hava üslerinin batı standartlarına ulaştırılması çalışmaları, Türkiye
tarafından yapılmaktadır. Daha açık ifadeyle Gürcistan, bizim vasıtamızla
Amerika’nın korumasına alınmıştır. Çarlık idaresinin, 1917 ihtilâliyle
yıkılmasından sonra Kafkasya’nın Gürcistan ve Azerbaycan kesimlerinde kurulan
millî devletler, hükümranlıklarını uzun süre devam ettiremediler. Sovyet
yönetiminin Gürcistan’da kesin hâkimiyet tesis etmesine kadar iş başında
bulunan Menşevikler, Ankara’yla ikili ilişkilerini geliştirmeye özen
göstermişti. Sovyet döneminde batıda yaşamak mecburiyetinde kalan Gürcü
siyasî muhacereti, Promete
teşkilâtı ve benzeri diğer organizasyonlarda Türklerle iş birliği içinde
bulunmuştur. Sovyetler,
II. Dünya Savaşı sırasında Kırım Türklerini, Kafkasya’da yaşayan Müslüman
grupları ve Gürcistan’daki Ahıska Türklerini ata topraklarından zorla koparıp
sürgüne göndermişti. Sovyetlerin dağılması üzerine bağımsızlık kazanan
Gürcistan’ın bünyesindeki etnik gruplar, Rus tahrikiyle ayaklandılar. Devlet,
toprak bütünlüğünü muhafaza etmekte zorlandı. Ayaklanan gruplardan özellikle
Abhazlar hâlen mücadeleye devam etmektedirler. Abhazlar 1992-93 yıllarında
Gürcistan’a karşı zafer kazanmalarına rağmen bağımsızlıkları sadece de facto olarak kaldı. BM, AGİT ve
diğer milletler arası kuruluşlar, meseleye çözüm getirmek için arabuluculuk
teşebbüsünde bulundular. Milletler
arası ambargo ve mahallî engellemeler, Abhazları ekonomik yönden
güçsüzleştirdi.(1) Abhazya’daki iç çatışmalar sonucu yaklaşık 250 bin Gürcü,
yurtlarını terk ederek kötü şartlarda Gürcistan’da yaşamaya devam etmektedir.
Gürcistan’daki
ayrılıkçı akımların diğer bir kolu da Güney Osetya’dır. Burada 6 Aralık
2001’de yapılan seçimleri, Moskova yanlısı Kokoyev’in kazanması, Tiflis’i
oldukça rahatsız etmiştir. Kokoyev, seçim kampanyasında Rusya Federasyonu’na
bağlı Kuzey Osetya ile birleşeceklerini açıklamıştı. Gürcistan,
siyasî bakımdan da çok parçalı bir görüntü vermektedir. Mevcut partiler,
önemli konularda bile kolay kolay anlaşamamaktadırlar. Ülke
nüfusunun yüzde 8-8.5’i Ermeni kökenlidir. Orta Asya’nın değişik bölgelerine
sürülen Ahıskalıların boş bıraktıkları topraklara (Gürcüler buraya Mesheti-Javakheti demektedirler),
yerleştirilen Ermeniler, devletin resmî parasını kullanmayı reddetmektedirler.
Merkezî otoritenin o kadar güçlü olmadığı bu bölgede otonomi talepleri dile
getirilmektedir. Ülkede siyasî istikrarı sağlamak üzere gayret gösteren
hükûmet, yeni gaileler çıkmaması için Ermenilere karşı güç kullanmamaktadır.
Otonomi konusunda Gürcü idaresi taviz vermekten yana değildir. AGİT
Millî Azınlıklar Yüksek Komiseri Roif Ekesus, Javakhet bölgesindeki durumu
incelemek üzere 7 Şubat 2002’de Tiflis’e bir ziyarette bulunmuştur. Bölgenin
Ermenistan’a bağımlı hâle getirilmesi için çaba gösteren Erivan, elektrik
ihtiyacının karşılanması için entegre bir sistem kurmaktadır. Bölgedeki
Ermeni liderler, Ahıska Türklerinin vatanlarına dönmesini, her ne pahasına
olursa olsun engellemeye çalışmaktadırlar. Erivan yönetimi ve
destekleyicileri, Karadeniz’e çıkış için bir koridor oluşturma hesapları
içindedirler.(2) Acaristan
Özerk Cumhuriyeti Başkanı Aslan Abaşidze, Rusya ile flört hâlindedir. Edvard
Şevardnadze’nin yerine Abaşidze’nin getirilmesi hesapları yapılırken,
Abaşidze de, Gürsistan’daki mevcut muhalefeti, iktidara karşı kendi nüfuzu
altında bir araya getirmeye çalışmaktadır. Gürcü devlet başkanının, yönetimde
olduğu süre içinde Moskova’nın adamı olmaktan ziyade kendi devletinin
çıkarlarını savunan bir yönetici olduğu ortaya çıktı. Gürcistan
içinde Çeçen unsurlar da bulunmaktadır. Gürcüler, XIX. yüzyılın başında
Rusları Kafkasya’ya davet ederek yerleşmelerine zemin hazırlamıştır.
Kafkasya’nın çok değişik bir etnik yapı ve enerji havzası olması vasfıyla
süper güçlerin alâkasından kurtulması güçtür. Gürcistan, Hazar petrolü ve
doğal gazının batıya nakledileceği hattın üzerinde olması sebebiyle stratejik
öneme haizdir. Rusya’nın
Sovyet döneminden itibaren kullandığı Gudauta’daki askerî üssü, Abhazya
toprakları içinde bulunmaktadır. Buradaki Rus askerlerin, Abhazlara destek
verdiği ileri sürülerek üssün kapatılması talep edilmiştir. Rusya, gelecekte
Gürcistan’ın NATO’ya girebileceğini düşünerek üssü boşaltmaya
yanaşmamaktadır. Türkiye’nin
menfaati, Almanya-Rusya ve İran’ı birbirine bağlayacak bir hattın kurulmasını
önleyecek her türlü teşebbüse destek verilmesi yönündedir. Kafkasya’da Türk
nüfuzunu gölgeleyen önemli güç noktalarından biri de İran’dır. Azerbaycan’da
yakında yapılan bir kamuoyu araştırmasında halk, İran’ı, ülke için potansiyel
tehlike unsurlarının başına yerleştirmiştir. Gürcistan,
Kafkasya’da istikrarın en zayıf halkasını teşkil etmekte, aynı zamanda
Azerbaycan’ın bağımsızlığının garantisi durumunda bulunmaktadır. Gürcistan,
Türk basınında dış politika yazarlarının sütunlarını sıkça işgal etmektedir. Amerika,
Afganistan’dan sonra uluslar arası teröre karşı başlattığı savaşta başarılı
olmak iddiasıyla, Gürcistan’a askerî uzmanlardan oluşan öncü bir ekip
göndererek yeni bir cephe açtı. Böylelikle Rus bahçesine ABD çadırı kurulmuş
oldu. Amerika’nın terörü bahane ederek bölgede kalıcı olmasını sağlayacak
adımlar atmaya niyetli olduğu bu hareketi ile tescil edilmiş oldu. Abhazya
ise Gürcistan’ın Amerika’nın askerî yardımının kendisine karşı
kullanılmasından endişe duymaktadır.(3) Kafkaslarda
cereyan eden bu hâdiseler, yüz yıl önce sahnelenmiş oyunların yeniden ortaya
konmasıdır. Bu defa aktörler, Ruslar ve İngilizlerden ibaret değildir. Rusya,
eski Sovyetler Birliği sınırlarını kendi güvenlik sınırları olarak
görmektedir. Hazar havzası petrollerinin gelecekteki yönetimi üzerinde etkili
olmak isteyen Amerika, kafasındaki plânı adım adım uygulamaktadır. Amerika’nın
Gürcistan’a terör amacıyla kuvvet göndermesi, Ermenistan’ı da tedirgin
etmiştir. Ermeniler, Amerika’nın bu davranışının bölgedeki istikrarı bozacağını
ileri sürmektedirler. Hâlen
bizim desteğimize muhtaç durumda bulunan komşumuz Gürcistan, iç güvenliğimiz
bakımından önemli olan bazı konuları gölgelemeye özellikle itina
göstermektedir. Bu önemli konular, akıldane yazarlarımız tarafından ele alınmamaktadır.
1926 Sovyet sayımında Türk olarak gösterilen Ahıskalılar, o tarihte ülke
nüfusunun yüzde 5.2’sini oluşturmaktaydı. Bölgede Türkçe ders veren okullar
açılmıştı. 1935-36’da pratik veya siyasî sebeplerle eğitim sistemleri ülkenin
Borçalı kesiminde oturan Azerîlere göre düzenlendi. Türk
sınırına yakın bir yerde böyle bir Türk grubunun varlığından rahatsız olan
Stalin, Ahıskalıları, 15 Kasım 1944’te bulundukları yerlerden zorla Orta
Asya’ya sürdü. Dünya, onların yerlerinin değiştirildiğinden uzun süre
haberdar olamadı. Bu sürgünden ilk kez 30 Mayıs 1968 tarihli bir Yüce Meclis
kararında söz edildi. Ahıska
Türkleri, 1956 yılı sonunda geri dönmek istediklerini ifade ettiler. Kendi
topraklarına yakın olabilmek için Azerbaycan’da dağlık Mugan kesimine gitmeye
razı oldular. Tiflis’te 1968’de gerçekleştirdikleri toplantıda dile getirilen
talepler üzerine, zamanın Gürcü yönetimi Ahıska’da onlara yer bulunmadığını
belirtti. Şimdiki yönetim de onların ata topraklarına yerleşme taleplerine
sıcak bakmamaktadır. Türkiye, Gürcistan’a baskı yaparak onlara toprak
verilmesini temin etmek yerine, bir miktar nüfusu kabul etmeyi tercih
etmiştir. Türkiye’de
yayın hayatında etkili olan bazı unsurlar, Avrupa Birliği’nin konseptleri
doğrultusunda devletin millî vasfının etkisiz kılınması yolunda her türlü
yolu denemektedir. Cumhuriyetin getirdiği önemli kazanımlardan biri olan
kültür birliğini bozmak gayesiyle uydurulan etnik mozaik teranesinin en fazla
dillendirildiği bölge, Karadeniz’dir. Bölge ahalisinin, farklı tarihlerde
gelip yerleşen Türk gruplarının sekeneleri oldukları yolunda kültürel, etnik,
linguistik, folklorik ve tarihî birçok araştırmanın mevcudiyetine rağmen,
maksatlı bir şekilde başka kavmî zeminler aranmaktadır. Mesleğinin
denizci olduğunu ifade eden bir yazar, büyük bir vukufiyetle (!) bölgede her
birinin farklı kökenlerden geldiğini iddia ettiği on yedi dilin konuşulduğunu
yazabilmektedir. (4) Esasında
bölgede Türkiye’nin diğer kesimlerinden farklı olarak zengin bir alt kültür
grupları kümelenmesi mevcuttur. Bölgenin sosyal yapısı üzerine, dışarıdan
finanse edilmekte olan çok sayıda mevkute ve kitap neşriyatı devam
etmektedir. Devletin millî vasfından rahatsız olan AB taraftarı Şahin Alpay,
tasarrufu altındaki Entelektüel
Bakış başlıklı sütunlarına misafir ettiği etnik bölücü bir zatın,
Gürcülerin Türkiye’de Gürcistan karşıtı güçlü bir lobi faaliyeti
yürütüldüğüne inandıkları şeklinde bir dezenformasyon yapmasına fırsat
vermiştir.(5) Hakkında
yakın zamanda Emr-i Hak vaki olduğunda insan hakları yolunda yaptığı engin
hizmetleri, yoldaşlarınca yaygın bir şekilde dile getirilen Ayşe Nur
Zarakolu’nun naşiri olduğu Belge Yayınları, yakınlarda toplatılan Pontos Kültürü başta olmak üzere
bölgeyle alâkalı çok sayıda kitabın vitrinlere çıkmasına vesile olmuştu. İlk
basımı 1996’da yapılan Ömer Asan’ın Pontos
Kültürü isimli kitabının ön sözü, Atina Pantcion Toplumsal ve Siyasal
Üniversitesinden Prof. Dr. Neoklis Sarris tarafından yazılmıştır.(6)
Yunanistan, Karadeniz Bölgesine yakın alâka göstermekte, bazı öğrencileri yüksek
öğrenim için davet etmektedir. Üzerinde
duracağımız esas konuya geçmeden özet bilgi vermekle iktifa ettik. Söz konusu
bu yayınlara karşılık olmak üzere ufukta, karşı bir refleksin belirtileri
henüz görünmemektedir. Gürcistan,
kendi vaziyetine bakmadan en az Yunanistan kadar Türkiye’nin sosyal yapısını
bozucu faaliyetler içerisindedir. Bu emelinin gerçekleşmesinde kendisiyle
içeriden iş birliği yapacak küçümsenmeyecek sayıda destekçi de bulabildiğini
ifade etmek gerekir. Bu destekçiler arasında, dinî ve millî hizmetler
yaptığını ileri süren bir kesimin yayın organları da bulunmaktadır. Gürcistan isimli bölücü iddialar ihtiva eden
bir kitabın yazarı olan ve 1980 öncesi faili meçhul bir cinayete kurban giden
Ahmet Özkan Melaşvili’nin tesis ettiği Çveneburi
isimli derginin tam sayfa ilânları haftalık Aksiyon dergisinde göründü. Zaman gazetesinde ise İstanbul Gürcülerinin tarihini
yazdığını, 1989’dan bu yana Türkiye’deki Gürcüler üzerine çalıştığını beyan
eden(7) Şuşana Putkaradze ile yapılan mülâkatlar neşredildi.(8) Gürcistan
lehinde kamuoyu oluşturan gazetenin Tiflis muhabirlerinin gönderdikleri bir
haber “Gürcistan, Kafkasya’daki sorunların çözüm anahtarıdır” başlığı ile
neşredildi.(9) Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının organizasyonu ile Gürcistan
medya sahip ve yöneticilerinden oluşan bir heyet, bir grup Türk gazeteci ile
bir araya geldiler. İki ülke arasındaki dostluğu gazetecilerin pekiştireceği
vurgulandı.(10) Filistin’de Yahudilerin giriştiği soykırımın en ateşli
günlerinde Zaman’a yeni transfer edilen Huriye Akman’ın İsrail Büyükelçisi
David Sultan ile yaptığı mülâkata tam sahife ayrıldığını gördükten sonra
bunları normal karşılamak gerekmektedir. (11) Aravani isimli Lazca şarkılar ihtiva eden
bir albüm çıkaran Birol Topaloğlu’dan söz eden bir yazıda, yok olmak üzere
olan kültürün arkasından ağıt yakılmaktaydı. (12) Topaloğlu Lazca albüm
çıkarmakla iktifa etmeyip, bu dille eğitim istediğini bir mülâkatta dile
getirdi.(13) Türk musikisi üzerine bilgi yüklü yazılarını takip ettiğimiz Cem
Behar, devletin radyo ve televizyonlarında, resmî kurumlarca ülkenin çeşitli
yörelerinden yapılan türkü derlemelerinin yerel ağız ve icra özelliklerinin
ortadan kaldırılarak çalındığını, bozlağa, zeybek havasına ya da horona sahte
bir evrensellik, yani ulusallık yüklenerek icra edildiğine işaret etti. O,
bir ülke için mozaik olmanın zayıflık değil zenginlik olduğunun artık
anlaşılması gerektiğini de ilâve etmiştir. (14) Türkiye’de
faaliyette bulunan Gürcü lobisinin mensupları arasında dikkat çekici simalar
bulunmaktadır. TEMA Vakfına yeni başkan seçilen ve Tekfen Holding Yönetim
Kurulu Başkanı Nihat Gökyiğit, lobinin önde gelen isimlerindendir.(15) Artvin
doğumlu olan Gökyiğit, yöneticisi olduğu vakfın bir faaliyeti olarak
Borçka’da Camili-Macahel Doğal Varlıkları Koruma Amaçlı Kırsal Kalkınma
Projesi başlatmıştır. Kişinin ata toprağına alâka duyması, meseleleriyle
meşgul olması tabiîdir. Yıllardır yasak bölge olan ve ancak Genelkurmay
Başkanlığı izni ile girilebilen bölgenin Gürcüce adının projeye verilmesi
dikkat çekicidir. Bölge köylülerinin kendi aralarında kurdukları şirketin
adının Macahel A.Ş. olmasına da karşı çıkan yok. Gökyiğit, hemşehrilerinin
kurduğu şirketin yarısına sahiptir.(16) Gökyiğit’in sahip olduğu sosyal
statüsü sayesinde bu faaliyeti aynı tarihlerde Sabah gazetesinde de haber
olarak çıktı. Ayrıca Hakkı Devrim de köşesinde bahsetti.(17) Onun, günümüzde
kabul gören yeni değerlere göre iptidaî kalan yerel etnik lobi faaliyeti
karşısında, Kazanlı gazeteci Muharrem Fevzi Togay’ın damadı olan TEMA
Vakfının kuruculuğunu ve uzun yıllar başkanlığını yapan Hayrettin Karaca’nın,
yakınlarda rahmetli olan eşinin hatırasına hürmeten Tatarcılık yapması farz
olmuştur! Geçtiğimiz
yaz içinde İstanbul’da Gürcü ve Abhazlar arasında karşılıklı görüşmeler
yapıldı.(18) Müzakereci tarafların bir kesimi, kariyer ve dünya görüşü
bakımından oldukça farklı çizgide olmalarına rağmen, Gürcü kimliği şemsiyesi
altında toplanan simalardan teşekkül eden heyette Nihat Gökyiğit, playboy
Erdal Acar’ın babası yapsatçı İsmet Acar, mütekait valiler DYP’li Şinasi Kuş,
CHP’li Sami Seçkin ve Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Süleyman Uludağ bulunmaktaydı. Tasavvuf üzerine eserler veren
Uludağ’la yapılan tafsilâtlı bir mülâkat yakında neşredildi.(19) İlâhiyatçı
akademisyen olarak öğrencilerine yön veren Uludağ, engin bir hoşgörüye sahip
olması gereken yerde, kendilerinden ders gördüğü rahmetli hocalarını, “millîyetçi, ideolojik, çok muhafazakâr,
abdestli namazlı değiller, oruç tutmazlar” sıfatları çerçevesinde
anlatmaktadır. Uludağ, mülâkatın başında, köylerinin Acara’dan gelenlerce
kurulduğunu ve Gürcü olduklarını bilhassa belirtmektedir. İştigal ettiği tasavvufa sadece ekmek teknesi anlayışıyla
yaklaştığı, bu ifadeleriyle açıkça anlaşılan Uludağ, kültür bakımından da
nasip alamamıştır. Seyahat ettiği Tataristan üzerine kaleme aldığı yazıda,
Ayaz İshakî’yi komünist
olarak göstermesi, onun kültür birikiminin (!) sığlığına bir örnektir. Kafkasya
konusunun değerli mütehassısı Yunus Zeyrek’in kaleme aldığı iki eserini
tanıtmadan önce mevcut durumun kısa bir değerlendirmesini yapmanın münasip
olacağını düşündük. Acaristan ve Acarlar ile Ahıska Bölgesi ve Ahıska
Türkleri adlı eserleri, kendi sahalarında birer boşluğu doldurmuştur.(20) Acaristan
ve Acarlar, dokuz bölüm, üç ek, kaynaklar ve dizini ihtiva etmektedir.
Acaristan ve Acarlar başlıklı I. Bölümde, bu isimlerin muhtevası üzerinde
bilgi verilmektedir. Gürcülerin, Acarlara hangi gözle bakmakta oldukları
hakkında verilen bilgiler dikkat çekicidir. Bu bölümden, dışa karşı Acarların
kendilerinden oldukları propagandasını yapan Gürcülerin, aslında onlara karşı
soğuk ve mesafeli davrandıklarını öğreniyoruz. II. Bölümde, Teşkilât-ı
Mahsusa’ya bağlı Artvin Türk Milislerinin öncülerinden Batum Milletvekili
Edib Dinç’in Batum ve çevresi hakkında Hariciye Vekâletine takdim ettiği
raporlara yer verilmiştir. Gürcistan,
Acaristan ve Türkiye başlıklı III. Bölümde, kitabın belki de kaleme
alınmasına sebep olan meseleler ele alınmıştır. İstanbul’da araştırmalarda
bulunan Şuşana Putkaradze ve Türkiye’de etnik bölücülük yapmakta olan
kesimlerin ileri sürdükleri iddialar özetlenip cevapları verilmiştir. IV.
Bölümde, Çveneburi dergisinin neşriyatı analiz edilerek zararlı
faaliyetlerinden örnekler verilmiştir. V. Bölüm, Gürcü tarihçi Nodar Şengelia’ya Cevap başlığını
taşımaktadır. Türk Tarih Kurumunun düzenlediği toplantılara katılmakta olan
tarihçinin ileri sürdüğü tezler, teker teker ilmî delillerle çürütülmektedir.
Tarih Ne Diyor başlıklı VI.
Bölümde, Türkiye Türklerindir
sözünün yanlışlığını göstermek isteyen amatör bir kitap yazarının iddiaları
cevaplandırılmıştır. VII. Bölümde, Gürcü
yazarların Osmanlı’ya bakışı hakkında bilgi verilmiştir. VIII.
Bölümde, bölgenin henüz tam olarak Sovyetleşmesinden önce 1922 yılında
Acaristan Muhtariyeti Sosyalist Şura Cumhuriyeti tarafından çıkarılan Kızıl Acaristan Salnamesi hakkında
bilgi verilmektedir. Bu Salname’den,
komünist rejimin bölgeye nüfuz etmesinin hikâyesi hakkında bilgi
edinilmektedir. Bu coğrafyadaki Türklük ve Müslümanlık izleri de Salname vasıtasıyla kolaylıkla
takip edilebilmektedir. Kitabın IX. Bölümü, Zuhal Kuyaş’ın Aşela isimli romanının incelemesine
hasredilmiştir. Kitaba ayrıca, I. Dünya Savaşında Batum cephesinde Türk-Rus
mücadelesi ile Avrupa’daki Rus-Alman mücadelesini anlatan bir destan ve Fatma Aliye’nin 1918 yılında Ati gazetesinde tefrika edilen Batum ve Kars Hatıraları başlıklı
yazıları ek olarak konulmuştur. Eserin sonunda yeterli bir bibliyografya ve
dizin bulunmaktadır. Yunus
Zeyrek’in geçen yıl aynı tarihlerde çıkan ikinci kitabı, Ahıska Bölgesi ve
Ahıska Türkleri adını taşımaktadır. Ahıska, Türkiye’nin kuzeydoğu sınırında
Gürcistan’a bağlı bir bölgenin tarihî merkezidir. Ahıska ve çevresi aynı
zamanda çok eski bir Türklük bölgesidir. Bölgenin Türkiye’de kalan kesimi
içinde bulunan Posof doğumlu yazar, vicdanî bir sorumlulukla, yaşadığı
toprakların ve hemşehrilerinin acı dolu yakın tarihini araştırma konusu
olarak seçmiştir. Ahıska,
1828 yılı savaşlarından sonra Rusya’nın egemenliği altına girmiştir. II.
Dünya Savaşı yıllarında Stalin, bölge halkını Orta Asya ülkelerine sürdü. Bu
tarihten itibaren Ahıskalıların talihleri döndü. Gittikleri bölgelerde çetin
şartlara karşı koyarak varlık mücadelelerini devam ettirdiler. Buralara
yaptığım seyahatlerde karşılaştığımız Ahıskalıların titizlikle korudukları
temiz Anadolu Türkçe’si ile konuştuklarını gördüm. Kitapta bütün bu
hâdiselerin safahatı anlatılmaktadır. Ahıska
Bölgesi ve Ahıska Türkleri, on sekiz bölümden meydana geliyor. I. Bölümde,
Ahıska ve Ahıskalılar hakkında geniş bilgi verilmiştir. Bölgenin Osmanlılar
tarafından fethedilmesine kadar olan tarihî geçmişinin özeti yapılmıştır. II.
ve III. bölümlerde, Rusların Ahıska’yı ele geçirmelerinin safahatından sonra
işgal altındaki zor yıllar anlatılmıştır. IV. Bölümde, Demirperde döneminde
Ahıskalı hemşehrilerinden 1970’li yıllarda gelen ilk mektup hakkında bilgi
verilmiştir. V. Bölümde, Ahıskalıların sürgünü anlatılmaktadır. Sürgün
belgeleri, yaşanan acılar, olayın dünya basınına yansıması, vatana dönüş
mücadelesinden kesitler işlenmiştir. VI. Bölümde, Ahıskalıların sürüldükleri
Özbekistan’ın Fergana bölgesinde uğradıkları katliam hakkında bilgi
verilmektedir. VII-VIII ve IX. bölümlerde Ahıskalıların maruz kaldıkları
katliamlar hakkında beyanları, hâdisenin dünya basınına yansıması, onlara
kucak açan Azerbaycan’da yapılan çalışmalar hakkında bilgi verilmiştir. X.
Bölümde, Gürcistan’ın bölgeye bakışı özetlenmiştir. XI-XII-XIII. bölümlerde,
Gürcülerin bölgenin gelecekteki vaziyeti hakkındaki hayalleri ve Osmanlı
devrindeki Ahıska Kanunnamesi
hakkında bilgi verilmektedir. XIII. Bölümde yazar, Ahıska’ya yaptığı seyahat
sırasında gördüğü yerler ve görüştüğü kişiler hakkında bilgi vermektedir.
XIV. Bölümde, bölgenin jeo-stratejik açıdan günümüzdeki arz etmekte olduğu
önem değerlendirilmiştir. XV. ve XVI. bölümlerde, Ahıska meselesi üzerinde
durulmuş ve Ahıska Türklerini konu edinen yazılarla kitaplar hakkında özet
bilgiyle eleştirilere yer verilmiştir. XVII. ve XVIII. bölümler, bitim ve
sonuç bölümlerini ihtiva etmektedir. Kitabın sonuna, Ahıska Türkleri için
söylenenler, Âşıkların Dilinden
Ahıska ve Bitmeyen Vatan
Hasreti üzerine yazılan şiirler ile yazarın 1992 yılında dönemin
başbakanı Süleyman Demirel’e hitaben yazdığı mektup ekler bölümüne
konulmuştur. Avrupa
Birliği’ne girmek hususunda bazı siyasî partilerin ve onların güdümündeki
basın organları ve medyanın gayretleri, herkes tarafından bilinmektedir.
İnsan haklarının eksiksiz uygulanması hususunda Avrupa Birliği kriterlerinin
sonuçta millî devletlerin aleyhine çalıştığı ve giderek etnik farklılıklara
göre eğitim sistemlerinin düzenlenmesi gerektiği yolunda yapılan dayatmalar
ortadadır. Tanıtmaya
çalıştığımız kitaplarda, ülkenin toprak bütünlüğünü tehlikeye sokanların,
bugün siyasî ve kültürel haklar peşinde koşarak ana dille eğitim hususundaki
gayretlerinden örnek alınarak sıraya başka grupların girmek üzere
hazırlandıklarına da işaret edilmektedir. Avrupa
Birliği’nin taleplerinin genişlemeden sorumlu üyesinin Türkiye’yi ziyareti
sebebiyle bir gazetenin genel yayın sorumlusu köşe yazısında, memleketimizde
farklı etnik kökenler olduğunu, ana dili Gürcüce, Boşnakça, Abhazca, Pomakça, Çingenece, Zazaca, Arapça ve
Ermenice olan vatandaşlarımızın mevcudiyetinden söz etmekteydi. Satışı
fazla olmasa da entelektüellik iddiasındaki bazı yazarlarımızın toplandığı
bir gazetenin sorumluluğunu üstlenen kişinin sosyoloji, dil, siyaset gibi
konularda ne kadar echel olduğu, yazısında kullandığı kavramlardan
anlaşılmaktadır. Echel değilse, böyle bir yazıdan dolayı, o başka sıfatlara
lâyıktır.(21) Zeyrek’in
kitaplarında bahse konu olan gruplar, mücadelede silâh kullanma yolunu
seçmediklerinden dolayı kamuoyunun dikkatini çekmemektedirler. Gürcülerin
topraklarımız üzerindeki iddiaları yeni değildir. II. Dünya Savaşının
bitiminden sonra ortaya çıkan talepleri üzerine Prof. Dr. Ziyaeddin Fahri
Fındıkoğlu, takma bir isimle, makaleler toplusu hazırlayıp Gürcü iddialarını
cevaplandırmıştı.(22) Aradan
uzun bir zaman geçtikten sonra daha sistemli olarak aynı iddiaların
tekrarlandığını görmekteyiz. Dünyanın siyasî ahvali geçmişe göre iddiacıların
başarıya ulaşması için oldukça elverişlidir. Yunus
Zeyrek, titiz bir araştırmayla hazırladığı kitaplarını, büyük bir fedakârlık
göstererek mütevazı imkânlarını seferber etmek suretiyle kendisi
bastırmıştır. Aslında bu tür yayınlar devlet tarafından hazırlattırılıp bol
miktarda basılarak hassas bölgelere dağıtılmalıdır. Yukarıda dokunduğumuz
köşe yazarlarının meydanları işgal ettiği günümüzde, yapılan hizmetin
büyüklüğünü tarif etmek mümkün değildir. Meselenin aslî sahiplerinin alâka
göstermediği bu gibi önemli konulara alâka gösteren, vatanperverlik
duygularını henüz kaybetmeyen az sayıdaki idealistin mevcudiyeti,
gönüllerimize su serpmektedir. Değerli araştırmacı Zeyrek de bunlardan
biridir. Kendisini tebrik ediyoruz. |
|
|
------------------------------------------------------------------------------------------- (*) Türk Yurdu Dergisi'nin Ekim 2002 sayısında yayınlanmıştır. (1)Hüseyin Akyol, “Çerkeslerin Anavatanı: Abhazya”, Ülkede Gündem, 23.9.1997. (2)Emin Gürses, “Erivan’ın Ahıska Hesabı”, Cumhuriyet, 16.3.2002. (3)“ABD Askeri Gürcistan’a El Attı”, Cumhuriyet, 28.2.2002. (4)Oktay Deniz, “Karadeniz’de Yaşayanlar- (5)Fahrettin Çiloğlu, “Gürcistan Tedirgin Mi?”, Milliyet, 17.3.1998. (6)Pontos Kültürü’nün toplatılmasından sonra bir köşe yazarı üzüntülü
bir şekilde, nakliyeci tarihçiler, kemençeciler, milliyetçi ilâhiyatçılar, iş
adamları, ülkücü-siyasetçilerin yüzlerinde zafer gülücüklerini görür gibi
olduğunu yazıyordu: Deniz Kavukçuoğlu, “Başarılı Bir Operasyon”, Cumhuriyet, 27.1.2002. (7)Putkaradze, “İstanbul Gürcülerini Yazıyorum” Çveneburi, Sayı 19-21 (Ocak-Haziran
1996), s. 12-13. Dergi, başka bölücü bir yayın organında, Türkiye’de yaşayan
Gürcülerin dillerine ve kültürlerine sahip çıkması için yayınlanmakta olduğu
anonsu ile duyurulmuştur: Ülkede
Gündem, 23.8.1998. (8)Zaman, 21.7.1997,
7.3.1998. Amerika’nın Gürcistan’a asker göndermesinden sonra iki gün ara ile
köşelerinde Ahıska bölgesinden bahseden dış politika yazarlarının tutumları
dikkat çekicidir. Ahıska Bölgesini, solcu bilinen Cumhuriyet’te Emin Gürses,
“Javakheti” denilen, bizim Ahıska diye bildiğimiz bölgeyi (Cumhuriyet, 16.3.2002), sağcı
bilinen Zaman’daki köşesinde dış politika yazarı Fikret Ertan, “Javakheti” (Zaman, 14.3.2002) şeklinde
zikretmişlerdir. (9)Zaman, 10.6.2002. (10)Zaman, 19.7.2002. (11)Nuriye Akman, “İsrail Büyükelçisi David Sultan: Arafat,
Filistin’in Mandela’sı Olsun”, Zaman,
8.4.2002. (12)Şemsinur Bektaş, “Aravani”, Zaman Pazar, 30.7.2000. (13)Milliyet, 17.6.2002. (14)Cem Behar, “Yöresel Müzikler”, Zaman, 13.5.2001. (15)Haftalık Aksiyon dergisinde çıkan bir yazıda Gökyiğit’in hayatı
ele alınmıştır. Yazının ilk cümlesinde “Artvinli Gürcü bir aileden
geldiğinin” vurgulanması dikkat çekicidir: Cemal A. Kalyoncu, Sakalsız “Ak
sakal”, Aksiyon, sayı 354,
15.9.2001, s. 44-47. (16)İbrahim Günel, “Saklı Cennet”, Radikal, 1-2 Ekim 2001. (17)Hakkı Devrim, “Cihannüma”, Radikal,
30.12.2001. (18)Çveneburi,
Sayı: 41 (Temmuz-Eylül 2001), s. 44. (19)Ethem Cebecioğlu, Ali Çınar, Abdülvahid Göktaş, “Süleyman Uludağ
ile Söyleşi”, Tasavvuf, Sayı:
7 (Eylül-Aralık 2001), s. 33-92. (20)Geçtiğimiz yıl Ankara’da basılan bu eserler, yazardan temin
edilebilir. Tel: 0. 532. 768 50 45. (21)İsmet Berkan, “Bölgesel Diller Meselesi”, Radikal, 18.2.2002. (22)Jeopolitik,
İstanbul, 1946. |