|
DOĞU KARADENİZ'DE AZERİ TÜRKÇESİ VE GÜNEŞ DUASI GELENEĞİ Gani Gönüllü |
3-5 Mayıs 2001 tarihleri arasında
düzenlenen "Trabzon ve Çevresi Uluslararası Tarih-Dil-Edebiyat
Sempozyumu"na sunulan Tebliğ'in metnidir. |
|
EK: Sözlük
Karşılaştırması Bir Trabzon-Maçka ve üç Rize mahalli kelime derleme
çalışması ile Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü'nü karşılaştırıyoruz. Mahalli
derlemelerden en az birinde yer alan bir kelime, Azerbaycan Sözlüğünde de
varsa, listemize alınarak anlamları verilmiştir. Bu çalışmada Doğu Karadeniz
mahalli kelimelerinden, kelimelerin türeyenleri ve benzerleri tek sayılmak
kaydıyla 95'inin Azerbaycan Türkçesi'nde karşılığı veya benzeri bulunmuş
olmaktadır. Tabloda verilmemiş olmakla birlikte, mahalli kelimelerden 22'sini
Türkmence Sözlük'te tespit ettiğimizi de ifade edelim. ---------------------- Bunlar; bildirki, çap, çaynek, çebiş, emcek, gatık, haçan,
hov, kartoşka, kelep, köynek, künci, nan, otar, peltek, reyka, tirme, tokli,
uşakçağalar, yesir ve zibil'dir. T.Tekin, M.Ölmez, E.Ceylan, Z. Ölmez,
S.Teker, Türkmence-Türkçe Sözlük, Simurg yayınları, Ankara, 1995. |
||||
|
Azerbaycan
Türkçesi Sözlüğü |
Maçka Etimoloji
Sözlüğü |
Her Yönüyle Rize
Şiveleri |
Rize İli Ağızları |
Rize Kültür
Derlemeleri |
|
Aba: Büyük kız kardeş, abla. |
Aba: Çocuk dilinde abla Abula: Abla |
Abula: Abla (Hemşin) |
Abula: Abla. |
Aba: Abla, teyze, hala, yenge Abula: Abla |
|
Acmag: Acıkmak |
Ac olmak: Acıkmak |
|
Ac'olmak: Acıkmak |
|
|
Aha: Bir şeyi arayınca aniden
karşılaşınca, bir şeyi ani olarak anlayınca söylenir. 2-Tasdik, rıza gösterme
bildirir, elbette, iyi, evet, doğru. |
Aha: Yumruk sıkılarak göğüs
hizasında sallanır, bu sırada söylenir, sözü geçen kişinin cimri olduğunu
anlatır. Aha işte, hemen şurada, böyle anlamındadır, yumruk ise el sıkılığı
demektir. |
Aha: İşte burada. (Aha seni
yakaladım.) Aha meydan: Hodri meydan.
(Güreşeceksen aha meydan.) |
|
Aha: İşte o, işte şu. |
|
Alaf: Hayvan yemi. (ot, saman vs.) Alaflamag: Hayvanı yemlemek,
yem vermek. |
Alaf: Hayvanların kışlık yiyeceği,
saman, ot, mısır sapı. Alaflamak: hayvanlara yem,
kuru saman, ot, vermek. |
Alaf: Yeşil ot, hayvan
yiyeceği. (Kadınlar alafa gittiler.) |
Alaf: Hayvan yiyeceği, yal. |
Alaf: Arpa, yulaf gibi ekinler
ekilerek elde edilen hayvan yemi. Alaf: Hemşin'de karayemiş, sarmaşık
gibi yeşil bitkilerden oluşan hayvan yemi. Alafa gitmek. |
|
Andır: Asıl manası sahipsiz maldır.
Ölen birisinin akrabalarına miras olarak bırakıp gittiği mal, vs. Şimdi,
canlı dilde küfür ve beddua anlamında kullanılır. (Bazen "andıra
galmış" şeklinde kullanılır.) |
Ander: 1) Cansız, fena, işe
yaramayan, bakımsız, terkedilmiş, ölü malı. 2) Çirkin, uğursuz, miskin,
tembel. 3)Garip, aciz, tuhaf. Ander çocukluk, ander felek. Anderin Gaybanası: Yokolasıca
anlamında ilenme. Ander Kalmak: Olmaz olmak, yok
olmak, ölüden arta kalmak. Ander kalasun biçiminde ilenme. Bir kimsenin sevdiklerinin
yakınlarının ölmesini dilemek. |
Hander: sahipsiz, lüzumsuz. (Hander kalsun
çenberun, yüzünü göremedum) |
Ander: Uğursuz, sahipsiz, metruk. |
Ander: Fena, kötü Ander kalmak: Kötülüğe kalmak,
yok olmak |
|
Angırmag: Kuvvetle bağırmak,
çirkin sesle genizden bağırmak (at, eşek vs.) |
Angırmak: Anırmak. (eşek) |
Angırmak: Anırmak (Eşek
ANGIRIYOR) |
|
|
|
Arıg: Zayıf, cılız, sıska. Arıglamag: zayıflamak, zayıf
hale gelmek, çelimsiz olmak. Ayrıca: Arıgca, Arıglaşmag, Arıglatmag, Arıglıg,
Arıg-urug. |
|
Aruklanmak: Zayıflamak. (Kışın
ARUKLANAN inekler, yaylada etlenirler.) |
|
|
|
Artmag: Miktar, sayı, ölçü vs
bakımından çoğalmak, fazlalaşmak. Artırmag: sayısını, kilosunu
çoğaltmak, hacmini sahasını büyütmek. |
|
Artmag: Çoğalmak. (İyi gurbetçi para
ARTURAN gurbetçidir.) |
|
|
|
Becid: Acele, çabuk, süratli. |
Becid: Önemli, acele. |
Becid: Acele. (Bu işim çok BECİTTİR.) |
|
|
|
Bildir: Geçen yıl, bıldır. |
Buldur: Geçen yıl, bıldır. |
Buldur: Geçen sene. (BULDUR sene
bolluk oldu.) |
Bildur: Geçen yıl. Buldir: Bkz. Bildur. |
Bıldır: Geçen yıl. |
|
Burmag: erkek hayvanları enemek,
iğdiş etmek. |
|
|
|
Burmak: Enemek, erkekliğini gidermek. |
|
Buzovlug: İneğin döl yatağı. |
Buzakluk: İnek rahmi. |
Buzákluk: Hayvanda ana
rahmi. |
|
Buzakluk: İnek rahmi. |
|
Cerge: Sıra Cerge arası: Sıra halinde
ekilmiş bitkilerin arasında olan. Cergebecerge: Sıra sıra, sıralar
halinde, saf saf. Cerge cerge: Sıra sıra, saf
saf, sıralar halinde. Cergeleşmek: Sıra sıra
dizilmek, sıralanmak, sıra halinde durmak. |
Çerga: Ot biçme işinde biçilen sıra.
Divan(i Lügat-i Türk): çerkeşmek saf haline girmek, sıralanmak,
dizilmek, çer savaşta karşılıklı duran sağlar. Çeri sözcüğü de çeriğ
asker, asker dizisi, ordu sözcüğünden gelir. |
|
|
|
|
Çap: 1-Bir yazıyı, resmi vs'yi
neşretme, yayınlama. Çap etmek: Yayınlamak. |
|
Çap etmek: El çırpmak, matbaa
basmak. |
|
|
|
Çatmag: 1- Belirli bir yönde
giderek varılmak istenen yere ulaşmak varmak. 2- İlerleyen bir adama, arabaya
vs'ye yetişmek, ulaşmak. ...7_Kavuşmak, birleşmek. |
Çatmak: rastlamak. |
Çatmag: Rastlamak, erişmek. Dersen,
bir daha ÇATARMIYIZ.) |
Çatmak: Rast gelmek. |
|
|
Çaynik: Çay demlemek için kap, demlik. |
Çaynik: Çaydanlık. |
Çaynıg: Demlik. (Bir ÇAYHIG çay
içiniz.) |
|
|
|
Çepiş: Bir yıllık keçi yavrusu. |
Çebiç: Altı aylık keçi yavrusu. |
Çepiç: Bir yaşında keçi. |
|
|
|
Çimme: Yıkanma Çimmek: Yıkanmak |
|
Çimmak: Yıkanmak. |
|
|
|
Çor: Küfür, beddua ifadesi. |
Çorlanmak: Yemek, tıkınmak
(olumsuz anlamda). Çorsu: Tuzlu, acı su. |
Çor: Hastalık, ishal, nasır vs. (Arkadaşım
rahatsız, herhalde ÇORLAR tutmuş.) |
|
Çorlanmak: Yemekten boğulmak
(çorlanasın), zehirli bir şey yemek (çor yiyesin). |
|
Dalda: 1-Sığınmaya ve korunmaya
yarayan. 2- Korunmaya ve sığınmaya yarayan yer, emin yer. // Gizli yer. Dalda-bucagda: Gizli, göze
görünmeyen yer, göz önünde olmayan yer. |
Dalda: Açıkta olmayan yer, kenar,
gölgelik, ağaç altı, korunaklı yer. Daldalanmak: Gölgelik,
korunaklı yere girmek. Gizlenmek, sığınmak. |
|
|
|
|
Dar: Ev, mesken, mekan. |
|
|
|
Darni/Drani: Evin üst katı.
Saçakla döşeme arasındaki yer. Çok eskilerde buraya ot, mısır yaprağı gibi
hayvan yemleri konulurdu. Bazen erzak deposu olarak da kullanılırdı. |
|
Daraba: 1-Tahta vs. ile
yapılan bölme (oda içinde). 2-Evin yanına ahşap vs.den yapılan ek. |
Taraba: Tahta perde, bölme, duvar. |
|
|
Taraba: Tahta perde, tahta bölme. |
|
Deyirmi: 1-Daire şeklinde
olan; yuvarlak, dairevi. 2-Yuvarlak. |
Değirmi: 1-Başörtüsü.
2-Boyu eni kadar olan kumaş ölçüsü. Bi değirmi tülbent. Anadolu'da
yuvarlak anlamında değirmi çok yaygındır. |
Değirmi: Başörtünün
üstünden sarılan tül çenber. |
Değerimi: Değirmi, yuvarlak,
yassı. |
|
|
Deyme: Olgunlaşma, yetişme. Deymek: 1-olgunlaşmak, hamlığı,
kelekliği gitmek. |
Değmek: Meyva olgunlaşmak, olmak. |
|
Değmek: Meyva olgunlaşmak. |
Değmek: Meyve olgunlaşmak. |
|
Ding: Çeltiğin tanelerini kabuğundan
döverek ayıran araç. |
Ding: Mısır vb. tahılın kabuğunu
ayırmakta kullanılan alet. |
|
|
|
|
Div: Şark masallarında kahramanlara
karşı koyan çirkin, suratsız, haddinden fazla büyük boynuzlu efsanevi bir
yaratık. |
Divdi suratlı: Sevimsiz kişi. |
Div: umulmadık büyüklükte canavar. |
Div: Dev |
|
|
Dizlik: 1-Erkeklerin pantolonun
altından giydikleri (genelde beyaz patiskadan dikilen) uzun külot.
2-Kadınların giydikleri bel kısmı büzgülü etek. |
Dizluk: Şalvar |
Dizluk: Kadınların dizine kadar inen
iç şalvarı. |
|
Dizlik: (İyidere'de) Uzun erkek donu,
kilot. |
|
Ehli: Ehlileştirilmiş; ehlileşmiş,
evcil. |
|
Ähğli: Akıllı, evcil. (Yabani hayvan
kolay kolay ÄHĞLİleşmez. |
Eğli: Ehil, aşılanmış (meyva). |
|
|
Emcek: Meme, göğüs. |
|
Emçek: Meme |
|
|
|
Encam: Son, nihayet, sonuç |
|
Encami: Sonunda. (Encami ölüm var.) |
|
|
|
Gada: 1-Bela, dert, felaket. 2-"Gadası"
şeklinde; yalvarış veya okşama ifadesi olarak rica yahut hitap bildirir. Gadanı alım: yalvarış veya
okşayışla rica bildirir. |
Gada: Dert, hastalık, sıkıntı, bela. |
Gada: Dert, keder. |
|
Gada/Gadanı Almak: Çare olmak,
avutmak. |
|
Gatıg: 1-Yoğurt. 2-Ekmekle beraber
yenen, ekmekle beraber karın doyurmak için yene şey. Ayrıca: Gatıgaşı, Gatıgcı, Gatıgdoğraması, Gatıgguymağı,
Gatıglamak, Gatıglanmak, Gatıglaşdırmag, Gatıglaşdırılmag, Gatıglı. |
Katuk: Yoğurt. Türkçe katmak'tan
katık. Türkiye Türkçesinde ekmekle doymak gerektiğinde yanına katılan
yiyecekler, peynir, zeytin, vb.dir. |
|
|
|
|
Gireve: Gizli yer, pusu kurulan yer. Gireve düşmek: Fırsat düşmek,
imkân oluşmak. |
Gireme: Fırsat. |
|
|
|
|
Gorbagor: Ölen birine küfür
olarak kullanılır. Gorbagor etmek: Ölen bir adamı
tahkir etmek, rezil etmek, arkasından küfür etmek. Gorbagor olmag: Ölmek, gebermek.
(Küfür olarak kullanılır.) |
Korbokor olmak: Kötü duruma
düşmek. |
Gor: Mezar, kabir. |
|
Korbakor olmak: Yok olmak, kötü
duruma düşmek. |
|
Gurut: Yuvarlak şekilde kurutulan
çökelek, süzülüp kurutulan ayran. |
Kurut: Kaynatılmış, suyu alınmış
sütten elde edilen süzme yoğurt. |
|
|
|
|
Guymag: Un ve yağla pişirilerek bal
veya şekerle yenen bulamaç, hamur işi. |
Kuymak: Peynir katılarak mısır unuyla
yapılan katı yemek. |
|
|
Kuymuk: Peynirli muhlama. |
|
Gülğüle: Gürültü,
karışıklık, bağırıp çağırma. |
|
Gulgula: Hengame. (Bir
GULGULADIR gidiyor, sonu belli değil.) |
|
|
|
Gümrah: Kıvrak, sağlam, güçlü,
kuvvetli. //Çevik, canlı, hareketli. |
Gümrah: 1-Gelişkin, iyi yetişmiş.
2-Verimli yer. |
|
|
|
|
Güyüm: İçine su konan veya taşınan,
uzun boğazlı, iri kulplu bakır kap; bakır testi. |
Gügüm: Su taşımaya ve ısıtmaya
yarayan, yandan kulplu, boynu uzun ağzı dar, bakır kap. Güğüm. |
Gugüm: Güyüm. (GUGÜM su ile dolu.) |
|
|
|
Habele: Bunun gibi, böyle, bu şekilde,
ayrıca. |
Haboyle: böyle, öyle bu
biçimde. Böyle bu - ile'nin bileşiminden. |
|
Ha bole: Böyle Ha bule: Bkz. "ha
bole" |
Haböyle: Böyle |
|
Haçan: Ne zaman, ne vakit. |
Haçan: Ne zaman, ne zamanki, madem. |
|
Açan: Ancak. Haçan: Ne zaman, Ne zaman ki. |
Haçan: Eğer. |
|
Hemail: 1-Kılıç, tabanca vs. omuzdan
asmak için takılan kayış, hamail. 2-Boyuna takılan, üzeri ipekle süslenmiş
kadın takısı. 3-Eskiden hastalıklardan korunmak için insanların boyunlarına
taktıkları dua. |
Hamayli: Dört köşe madeni
kutu içinde büyük muska. Arapça himale, hamile kökünden hamail
kılıç bağı. |
|
|
|
|
Heşil: Suda pişirilip yağ ve pekmezle
yenen hamur yemeği. |
Haşil: Un yağ lapası. |
|
|
|
|
Hodag: 1-Pulluğa koşulan öküz. 2-Az
sayıda sığır güden sığır çobanı (daha çok çocuk ve buluğ çağına eren
sığırtmaçlar için kullanılır, genellikle bunların her biri bir ailenin
hayvanını güder.) |
Hodak: Çiftçi, çoban yamağı.
Gümüşhane'de fakir aileler tarafından başka köylülere yıllık olarak kiralanan
erkek çocuk. |
|
Hedak: Çiftçi yardımcısı, hodak. |
|
|
Hozan: Tahılı biçilmiş tarla. |
Hozan: başaklı bitkilerin
kesilmesinden sonra tarlanın durumu. |
Hozan: Sonbahar. |
Hozan: Tarla. |
|
|
Hov: Şişkinlik, iltihap (yara). Hov
elemek: Şişmek, iltihaplanmak. Hovu çekilmek: şişkinliği
kaybolmak. Hovlanmak: şişmek,
iltihaplanmak. |
Hov: Şiddet, hız, sürat. |
|
Hov: Öfke, öç, hırs, hayıf. Hovlamak: Öfkelenmek,
kızmak, hayıflanmak. Hovlanmak: Bkz. "hovlamak". |
Hovini almak: Hevesini almak. |
|
Hurd-heşil: Ezik ezik, sağlam
herhangi bir tarafı kalmayan, her tarafı zedeli. |
|
Hğurdameşil: Hurdahaş,
dağılmış. |
|
|
|
İgit: Bir işte, kavgada yiğitlik,
kahramanlık, mertlik gösteren, cesur, yiğit. |
|
İgit: Yiğit. (İGİTA bak İGİTA nasıl
bindi tabuta.) |
|
|
|
İl: Yıl, sene. Dünyanın güneş
etrafında bir kere dönmesiyle geçen zaman. |
|
İl: Yıl, sene. (Gurbete gittiğun
İL oldu hala mektubun gelmedi.) |
|
|
|
İlan: Yılan |
İlan: Yılan |
İlan: Yılan |
İlan: Yılan. |
|
|
İlancıg: Ayakta kolda yara
şeklinde görülen kemik vereminin halk arasındaki adı. |
İlancuk: Yılancık,
mikropların bir sıyrığa veya yaraya bulaşmasıyla oluşan hastalık. |
|
|
|
|
İstekan: rus. Bardak, çay
bardağı. |
İstekan: İnce belli çay
bardağı. |
İstikan: Su, çay bardağı.
(Bir İSTİKAN su verir misin?) |
|
|
|
İşgil: 1-Şüphe, ümit.
2-Zorluk, engel, zor durum. |
İşgil: şüphe, korku. İşgillenmek: kuşkulanmak. |
İşkirli: Vesveseli,
tedirgin. |
|
|
|
İşlek: 1-Çalışmayı seven, çok
çalışan, vaktini boşa geçirmeyen;çalışkan.//İşçi, amele. 2-Çok kullanılan,
hareketli |
|
İşleg: İşlek. |
|
|
|
Kartof: 1-Patates bitkisi. 2-Patates. Kartof unu: Patatesten
hazırlanan nişasta. Ayrıca: Kartofçıharan, Kartofçu, Kartofçuluh,
Kartofdograyan, Kartofeken, Kartofkimiler, Kartofsoyan, Kartoftemizleyen. |
Kartof: Patates. |
Kartof: Patates. |
|
|
|
Kelef: 1-İplik, tel vs yumağı.
2-mec. Karışık şey. Ayrıca: Kelef dolaşmag, Kelef kimi, Kelefi dolaştırmag,
Kelefi garışmag, Kelefin ucu açılmag, kelefin ucunu itirmek, Kelefin ucunu
tapmag, İpek kelefine göndermek, Kelefleme, Keleflemek. |
Kelep: Çile, halka, dalda kalıp
erimemiş kar. Kelepçe: İpliği kelep
yapmak için kullanılan bir ucunda iki çıkıntısı olan çubuk. |
|
|
|
|
Ketan: Ketengillerden, mavi çiçekli
basit yapraklı, lifleri dokumacılıkta kullanılan bir otsu bitki. Bu bitkinin
liflerinden hazırlanmış kumaş. |
|
|
|
Ketan: Kendirden dokunan kumaş,
kendir bezi. |
|
Kösöv: Bir kısmı yanıp kararmış veya
yanıp sönmekte olan odun parçası. |
Oksek: Yakacak küçük odun. Ucu yanan
değnek. |
|
|
|
|
Köynek: Gömlek. Mec. Elbise. |
|
İç Köynék: Fanila. (Yazun
sıcağında İÇ KÖYNEK giyilir mi?) |
Kύmlek: Gömlek |
|
|
Küncüd: 1-Susam. 2-Bu bitkinin tohumu. Küncüd halvası: Susam helvası. Küncüd yağı: Susamdan elde
edilen yağ. Küncüdlü: Susamlı, içinde
susam olan. |
Küncü: Susam tanesi. |
|
|
|
|
Küp: Pranganın anahtarla açılıp
kapanan kısmı. |
|
Kupli: Asma kilit. |
Kupli: Kilit, asma kilit. |
Kupli: Asma kilit. |
|
Küre: Kulakları uzun (koyun.) |
Güre: 1-Bir yaşından üç yaşına kadar
tay. 2-Kulakları küçük koyun keçi. Kura: Kısa kulaklı koyun ve keçi. |
|
|
|
|
Küt baş: Akılsız, kalın kafalı. |
Kot kafa: Aptal, büyük, boş
kafalı. |
|
|
Kot baş: Aptal kişi |
|
Küy: Gürültü, patırtı, kavga,
münakaşa,eden kimselerin bağırıp çağırmaları. Küy düşmek: Heyecan, bağırıp
çağırmak. Küy basmağı: Karışıklık,
gürültü meydana getirmek. |
|
Kuyişma: telaşla bağırıp çağırma. |
Kuyis: Çığlık, bağırıp çağırma. Kuyis etmek: Çığlık atmak,
bağırıp çağırmak. |
Kuyis etmek: Bağırmak, çığlık
atmak. |
|
Lavaş: İnce ekmek, yufka ekmek. Lavaşçı:
Lavaş pişirip satan kimse. Lavaşlamag: Lavaş ekmeği içine koyup
bükmek. |
Lavaş: Yufka ekmeği tatlısı. |
|
|
|
|
Lengeri: Siniye benzeyen fazla derin
olmayan bakır kap. |
|
Legen: geniş, yayvan kap. |
|
Lenger: Tepsi biçimli geniş sahan. |
|
Lobya: Fasulye. Bu bitkinin tohumu. Lobyalı: Fasulyeli. Fasulye
ile pişirilmiş. |
Lobiya: Fasulye. |
Lobiya: Fasulye. |
|
Lobya: fasulye. |
|
Mete: Toprak üzerine oyun oynamak
için çizilen daire. Mete mete: Daire içinde oynanan çocuk oyunu. |
|
Met: Dopdolu, Rize'de çelik çomak
oyunu. |
Met: Çelik çomak oyununda çelik. Met değnek: Çelik çomak oyunu |
Met-Değenek: (İyidere'de
metika) Çelik çomak oyunu. |
|
Meze: 3-mec. Naz, gamze, işve. Meze
vermek: Naz etmek, gamze yapmak. 4-mec. Güldürücü şey. |
Mezelemek: Alay amacıyla
taklidini yapmak, mimiklerle dil çıkararak kızdırmak. |
|
|
|
|
Nahır: Sürü, sığır sürüsü. Nahıra
getmek: Nahır çobanlığı yapmak, sığır sürüsü gütmek. Bir nahır: Oldukça
fazla, çok, sayı itibariyla çok. Nahırçı: Nahırcı, sığır
çobanı. |
Nahir: Sığır sürüsü. |
|
|
|
|
Nan: Ek | ||||