|
ELEN IRKI'NIN KABUSU; KARADENİZ |
Hüseyin MÜMTAZ |
|
|
(VAZİYET VE
MANZARA-Î UMÛMİYE) Konuyla
yakından ilgilenenler, parantez içindeki alt başlığın bana ait olmayıp taa 1921 yılında yayınlanmış Tirebolu’lu
Hüseyin Avni Alparslan Bey’in bir makalesinin adı olduğunu hemen farkedeceklerdir. Aynı
ilgililer umarım; Hüseyin Avni Bey’den bu kadar yıl sonra hâlâ aynı başlığa
ihtiyaç duyduğumuzu görünce bir arpa boyu bile yol gidemediğimizin de
herhalde farkına varacaklardır. Hâttâ bizce durum 1921’dekinden daha
vahimdir. Çünkü 1921’de havalinin sadece Lâz’lığı
sorgulanıyordu. Halbuki şimdi, yani 1997’lerde birde
Rum’luğunun hesabı sorulur hâle gelmiştir. Ben
tarihçi veya edebiyatçı değilim.. İsmimin önünde
akademik herhangi bir unvanım da bulunmuyor.. Fakat
tarih ve edebiyatçılarımız ile akademik unvanlı ilim adamlarımızın büyük
çoğunluğu Karadeniz’le ilgili değerlendirmelerini; Yunan görüş açısını baz olarak alıp, en azından etkisi altında kalıp
yaptıkları sürece meydan tabiî ister istemez benim ve Orhan (Türkdoğan) hoca gibi amatörlerin eline kalacaktır (2). Türkiye’de
uzmanlık alanı “ilkçağ” olan tarihçilerin neden yetişmediği veya sayılarının
neden çok az olduğunu sormak ta herhalde bana düşmemelidir. Hâlâ
Karadeniz’in nasıl ve ne zaman Türkleşip, İslâmlaştığı araştırılıyorsa bir
yerlerde bazı yanlışlar yapmışız demektir. Dünya yaratıldığından beri
bölge’nin Yunanlılara ilâhi bir güç tarafından vaadedildiği
gibi bir genel kabûl var.. Bizim ortalama kamuoyumuz
bile bu hissin tesiri altında.. Konu ile ilgili
değerlendirmelerde biz bile çoğunlukla Yunan terminolojisini kullanıp
olaydan, yerden ve zamandan bahsederken “Pontus” kavramını tercih ediyoruz
(3). Bu
yazı; yirmi küsur yıl öncesinden asistanlıklarını bildiğimiz, şimdi her biri
çok yüksek unvan ve makam sahibi olmuş tarihçi ve dilci dostlara târiz bâbında kaleme alınmış olup, her satırına hayli sitem
eklenmiştir. Târiz ve sitemlerimiz, dilci ve
tarihçilerimizin konu ile ilgili olarak zahmet edip Yunan mitolojisinden
başka ve daha sağlam kanıtlar meydana getirmelerine kadar devam edecektir. Ben
kendi hesabıma Argonotlar'dan, Kafdağı’nın
ardındaki Altın Post’tan, Onbinlerin Ricatı’ndan,
Patrikhane destekli “Karadeniz Helenleri Kongreleri'nden ve hâlâ Karadeniz
sahillerinde yaşadığı iddia edilen 500.000 Rum'un masallarından bıktım artık.. Fener
Rum Patrikhanesi'nde yapılan her gösterişli törenin ardından Batı Trakya'da
Türklere saldırılmasından da nefret ediyorum.. (4). Ama
bu bıkkınlık ve nefret yüzünden pabucu üç - buçuk palikaryaya kaptırmaya da
hiç niyetim yok.. Fakat
daha önce bir şeye karar vermemiz lâzım. İlim nedir? Gerçek nedir? Adı geçen
dostlarla müteaddit konuşmalarımızda hep bu problem çıktı ortaya.. “Evet canım, Karadeniz şimdi
Türk’tür ama öncesi... Öncesi de Yunanlı'dır. Fazla
zorlamayalım.” Peki
ya Yunan’dan öncesi? Amacımız
asla tarihi tahrif etmek değildir. Yoksa
sizce de (Yunan) mitoloji(si) tek temel kaynak olarak mı kabul edilmelidir? Gerçek
yahut masal nedir? Peki öyleyse (Türk) destan(ları) nedir? “İlim”,
olaylara sorgusuz sualsiz Yunan gözlüğü ile bakmak mıdır, yoksa bir parça
“şüphe” mi eklenmelidir doğruyu bulmak için? Düşüncelerimizde
yalnız olmadığımızı zevkle görüyoruz.. Rahmetli
Faruk Sümer Hoca’ya “Tirebolu Tarihi”ni yazarken asistanlık yapan Ayhan
Yüksel ve “Sürmene Tarihi”ni yazan Mehmet Bilgin’den sonra; Araklı’nın da ezelden beri Türk olduğunu isbat eden “Araklı” kitabının hazırlayıcıları Sinan
Durmuş ve Hasan Suiçmez’e “ilim” adına teşekkür
borçluyuz.. Çünkü onlar, isimlerinin başında unvan
olmasa da ikibin yılının gerçek Alperenleri’dirler
(5). Yalnız,
bütün bu endişelerimize cevap verirken; henüz Karadeniz sahiline bile fikren
hakim olamamış bir felsefenin nasıl olup ta Ortaasya
ile uğraşabileceği misyonunu kendine vehmettiği sorusuna da ciddî şekilde
cevap aranmalıdır.. -------------------------------------------- 1. Türk
Dünyası Tarih Dergisi. Sayı 105. Eylül 1995. Sayfa 34. Neşre Hazırlayan:
Ayhan Yüksel. 2. Prof.
Dr. Orhan Türkdoğan Sosyolog’dur. Ben ise Emekli
Albay’ım. Türkdoğan’ın bu konu ile ilgili makalesi
için bakınız: Tarihi Bir Dava - Pontos. Türk Dünyası Tarih Dergisi. Sayı 120. Aralık 1996. Sayfa
9. 3. Bu
peşin hükme ve “Genel kabul’e karşı ilk “örgütlü” Donkişot’luğa
24 - 25 Mayıs 1996’da Giresun’da düzenlediğimiz
“Birinci Giresun Tarihi Sempozyumu” ile kalkıştık. Giresun Belediye Başkanı
Sayın Mehmet Larçın’ın maddî ve manevî olağanüstü
desteği ile bu son derece büyük ve anlamlı iş başarılmış oldu. Son
derece kıymetli 32 bildirinin yeraldığı Sempozyum
Kitabı baskı safhasında olup, Mayıs 1997’deki Giresun Aksu Şenlikleri’ne
yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Benzer
çalışmaların bölgedeki diğer illerde de vakit geçirilmeden yapılması lâzım
geldiği inancındayız. 4. 22
Aralık 1996 günü soy ve sopları kendilerinden menkûl Avrupa Kraliyet aileleri Fener Rum
Patrikhanesi'nde, sürgündeki son Yunan Kralı'nın torunun vaftiz töreni için biraraya geldiler. Törene İspanya Kraliçesi ile İngiltere
Veliahtı da katıldı. Misafirler en ufak bir
zorlukla karışlaşmadan ziyaret ve törenlerini icra ettiler. Ertesi gün 23
Aralık’ta İskeçe’de bir cami onarımında çalışan 16 Türk, Yunan polisi
tarafından tutuklandı ve dövüldü. Onarım yarım kaldı. 5. Suiçmez - Dilek - Durmuş. Her Yönüyle
Araklı. 1996. Sayfa 13-14. |
|
|
Araştırmanın Devamı Olan Diğer Bölümler: İddianamedeki Ahlaksız Teklifler Bölgenin Etnik Tarihine Kısa Bir Bakış Şimdiki
Sosyal yapı ve Kültür Özellikleri |