|
DOĞU KARADENİZ’DE GİZLİ DİN TAŞIYANLAR |
|
|
|
Prof.
İlber Ortaylı'nın önce Tiryaki adlı dergide, sonra da Tarih ve Düşünce
dergisinin Kasım 2000 sayısına alıntılanarak yayınlanan "Osmanlı
Modernleşmesi ve Sabetaycılık" adlı makalesinde, şu ilginç cümle yer
almıştır: "Nitekim 1856 Islahat Fermanı sonrası, Girit, Makedonya,
Doğu Sırbistan, bilhassa Arnavutluk ve doğu Karadeniz'de bir takım gizli
Hıristiyan cemaatler artık bir hürriyet havası sezdiklerinden eski dinlerini
açıkladı ve kimliklerini saklamadılar." Demek
ki geçmiş zamanlarda, Karadeniz’de bir kısım Hıristiyanlar, gerçek dinlerini
gizleyerek Müslüman gibi görünmüşler ve dinlerinin gereğini gizlice yerine
getirmişlerdir. 1856 tarihli Islahat Fermanı, “artık gavura gavur
denmeyecek” esprisi ile Müslümanların Osmanlı’daki imtiyazlı durumuna son
verdiğinden, artık Müslüman görünmekten bir menfaati kalmadığını düşünen
“Gizli Hıristiyanlar” bu ferman sonrasında gerçek dinlerini açıklamışlardır. Hemen
belirtmek gerekir ki, Gizli Hıristiyanlar'ın tamamı dinlerini açıkladıkları
gibi, aşağıda izah edileceği üzere, yine tamamı çeşitli vesilelerle Karadeniz
Bölgesini terk etmişlerdir. Şu anda Bölgede yaşayan insanların tamamı
Müslüman'dır ve Peygamberimizin Veda Hutbesi'ndeki " Müslüman Müslümanın
kardeşidir, böylece bütün Müslümanlar kardeştir" ölçüsünce hepsi
birbirlerinin kardeşidirler. Bu tespitten sonra, tekrar Doğu Karadeniz'de
Gizli Hıristiyanlar bahsine dönelim. Kimdirler ve Dinlerini Neden Gizlediler? Karadeniz’e
yönelik göçler tarih boyunca devam etmiştir. Fakat Osmanlı döneminde yoğun
Türk yerleşimi ile birlikte Müslümanlığın da bölgede ağırlığının artması
sağlanmıştır. Bölgenin yerli halkı Rum değildi. Çünkü Rumlar bu bölgeye
eskiden beri ticari maksatlarla gelip şehir merkezlerinde koloniler kurarlar,
kırsal alanda ise yerli halk yaşardı. Andreadis, bölgeden olduğunu söylediği
anneannesi ile arasında geçen şu diyalogu aktarıyor: “Anneanneme onların
zorla Müslümanlaştırılmış Rumlar olup olmadıklarını sordum, fakat cevabı
olumsuzdu.” “Gizli Hıristiyan” olarak nitelediği Kromnililer için bile
şunları söylemektedir: “Bu ticari ilişki, Kromni halkının helenleşmesine yol
açtı”. Yunanistan’ın Pontus politikalarının savunucusu olan Andreadis bile,
daha sonra bölgeyi terk etmek zorunda kalan önce gizli sonra açık Hıristiyan
olan bu insanların helen yani Rum olmadıklarını bu şekilde kabul etmiş
olmaktadır. Yunanlı
yazar, Gümüşhane-Kromni’deki gizli Hıristiyanlar için; “Bu halk Osmanlı
İmparatorluğunun kalbinde, gizli Hıristiyanlar olarak, iyi sayılabilecek bir
200 yıl geçirdi” demektedir. Kitabının bir başka yerinde ise; “Sultandan
gelen yardım durduğunda ve işsizlik baş gösterdiğinde, devlet askere
gitmelerini ister istemez iki yüzlü Müslümanlıklarını terk ettiler, çünkü
ondan kazanacakları bir şeyleri kalmamıştı” şeklinde, Müslüman görünme
gerekçelerini açıkça ortaya koymaktadır. Dinlerini gizlemeleri hiçbir şekilde
baskıdan kaynaklanmamıştır. Madenin
Genel Müfettişi olan “Maden Emini”, “..yalnızca Müslüman Türk olabilirdi.
Kendisini istihdam eden Sultan’ın görevlendirdiği biriydi. Pek çok
Hıristiyan, Sultan kendilerini Türk saydığından bu konuma ulaşmayı
başarmıştır.” Müslüman görünerek ulaştıkları tek makam ve elde ettikleri tek
imkan bu değildi. 1858
yılında Anadolu'yu karış karış gezmiş olan Antony Çiharov'un, 3 Haziran 1858
tarihinde yazdığı"Türkiye'den Mektuplar" adlı kitap, 1960 yılında
Moskova'da Şark Basımevi tarafından yeniden Rusça olarak basılmış. Kitabın 3.
mektubunda Giresun taraflarında daha sonra inançlarını açıklayan ve Topal
Osman tarafından kovulan bir kısım “iki dinli” insanlardan bahsediyor: “Bu
bölgede yaşayanların bir kısmı 'iki dinli' olarak yaşıyorlar. Bu insanlar
özel olarak bu bölgeye Yunanistan tarafından yerleştirilmişler. Ve şeklen
'Müslüman' olmuş kimseler. Gerçekte ise Hıristiyan. Ana gayeleri ise bu
bölgede bir zamanlar mevcut olan Rum-Pontus devletini yeniden kurabilmek. Bu
insanlar evlerinin dışında samimi bir Müslüman gibi görünüyorlar. Namazlarını
camilerde kılıyorlar. İslam'ın diğer emirlerini çok titizlikle yerine
getiriyorlar. Türkçe konuşuyorlar. Türk törelerine göre yaşıyor görünüyorlar.
Ancak işin gerçek yönü öyle değil. Onlar kendi aralarında ana dilleri olan
Rumca konuşuyorlar. Gizliden gizliye ise Hıristiyan dinine göre ibadetlerini
yapıyorlar. Böylece de ikili hayatlarını sürdürüyorlar. Erkekleri dışarıda
başlarına yeşil veya beyaz sarık sararak dolaşıyor. İsimleri Ahmet, Mehmet ve
Selim iken akşam evlerine döndüklerinde isimleri Grigori, Somon ve Peytor
oluyor.” Müslüman Din Adamı Kılığında Papazlar Çihaçov,
gizli bir Hıristiyan olan ve Giresun'un bir köyünde 'imamlık' eden bir şahsın
kızını bir Müslüman ile evlendirmemek için kendisinden yardım istediğini,
kendisinin de bu baba kızı Osmanlı toprakları dışına çıkarttığını şu
cümlelerle anlatmaktadır: “Giresun'da
bulunduğum sırada hizmetçilerim beni görmek isteyen Süleyman isimli bir imam
olduğunu söylediler. Bir imamla görüşmek istemediğimi bildirdiğim halde ısrar
ettiği için görüşmek mecburiyetinde kaldım. İmam Süleyman bana Müslüman
değil, gerçek bir Hıristiyan olduğunu, gizli dönmelerden olduğunu, gerçek
isminin Süleyman değil Partenos olduğunu söyledi. Fatma adında bir kızının
bulunduğunu ve kızını bir Müslüman'la değil gerçek bir Hıristiyan'la
evlendirmek istediğini bu sebeple de kendilerini Tiflis'e göndermemi rica
etti. Ben de resmi makamlardan izin alarak bu gizli Hıristiyan baba kızı
Osmanlı topraklarından çıkarttım ve Tiflis'e gönderttim.” Andreadis
de Kromni’de “Molla” adını verdiği din adamlarından bir çoğunun Gizli
Hıristiyan olduklarını şu sözlerle anlatıyor: “Molla
olan Gizli Hıristiyanlar, Hıristiyan olanları korurdu. Argyroupoli yönetimi
bu kadar çok Mollayla bölgenin dini denetim altında tutulduğunu
düşünüyorlardı. Bilmiyorlardı ki, Mollaların çoğu Gizli Hıristiyan’dı.” Aşağıda
detaylarını vereceğimiz şekilde gizli Hıristiyan olduklarını açıklayan ve
daha sonra Karadeniz Bölgesini terk eden bu kişilerin Hıristiyan adları ile
yeniden kaydedilmesi esnasında ilginç bir olay meydana gelmişti. “Çevre
köylerden tüm Gizli Hıristiyanların geldiği ve Hıristiyan adlarıyla kaydedildiği
dönemlerden bir gün, Komite, defterleri kapatmaya karar verdi, çünkü kimse
kalmamıştı. İşte, nihayet bitirdik, dedi kaymakam. Henüz değil, diye
cevapladı Molla Vaizoğlu, biraz daha bekle. Kısa bir süre daha geçti ve kimse
gelmedi, Molla konuştu: Beni de kaydedin; Georgios Kirittopulos, Kapıköylü
Papaz.” Pontus
propagandası ile Doğu Karadeniz’de helenizmin temellerini atmaya çalışan
Yorgo Andreadis, Hıristiyanların inançlarını gizleyerek Müslümanlara imamlık
yapmasını büyük bir keyifle anlatıyor. Bu suretle Yunanistan’da yayınlanan
kitapları ile Yunanlılara moral verip, Rumlara gelecekte de bu tür sızmalar
için örnekler sunmaktadır. Müslüman Türk insanı da bunları bilmeli ve
gelecekte bu tür tuzaklara düşmemek için, gerçekten inançlı insanları ve ihlaslı
din adamları ile ajanları ayırt edebilmelidir. Islahat Fermanı ve İnançlarını Açıklamaları Prof. İlber Ortaylı’nın bahsettiği
gibi, yabancıların baskısıyla çıkarılan 1856 Islahat Fermanı, ülkedeki
Müslümanları üzmüş, Gayri Müslimleri ise son derecede sevindirmişti. Artık
Osmanlı’da Müslüman tebanın bir özelliği ve imtiyazı kalmamış, tam tersine
yabancı güçlerin desteğini alan Hıristiyanlar daha imtiyazlı bir duruma
gelmeye başlamışlardı. İşte bu ortamda “Gizli Hıristiyanlar” kendilerini
açığa vurmaya başlıyorlardı. 1856'dan
önce de, işgalci Rus askerlerine güvenip Hıristiyan inancını açıklayanlar
olmuştu. Bu olaylardan biri 1828 Türk Rus savaşı sonrasında meydana gelmişti:
“Ruslar Kars ve Erzurum’u işgal ettiler ve Argropoliye ulaştılar. Agropolide
Başpiskopos Sylvestros zamanında yalnızca üç gün kaldılar. Bazı gizli
Hıristiyanlar “ günah işlemeye devam edemeyecekleri” gerekçesiyle
Hıristiyanlıklarını açıkladılar. Molla Süleyman iki kez Trabzon'a gitti,
geldi. Köyden köye, evden eve dolaştı, Gizli Hıristiyanlara acele
etmemelerini söyledi. Ancak herkes dinlemedi ve çoğu kendilerini açığa
çıkarttı." Gizli
Hıristiyanların asıl kendilerini açıkladıkları süreç 1856 tarihli Islahat
Fermanı ile başlamıştır. Bu fermanla başlayan sürecin nasıl devam ettiğini
yine Andreadis'ten takip edelim: "İfşaat 1910'a kadar mücadeleler içinde
devam etti. ... 1856 ile 1910 arasındaki yıllar boyunca, o sıralar
İstanbul'da yaşamakta olan bir kaç Stavrini dışında herkes inancını
açıklıyordu." Demek ki, "Gizli
Hıristiyanlar" veya diğer tabirle "gizli din taşıtanlar"
tarihi süreçte inançlarını açıkladılar ve artık Karadeniz'de inancını
gizleyen herhangi bir unsur kalmadı. Gelelim bunların Karadeniz'i nasıl terk
ettiklerine. Karadeniz’i Nasıl Terk Ettiler? Gizli Hıristiyanlardan Karadeniz'i ilk
terk edenler, inançlarını ilk defa açıklayanlar oldu. 1828 Türk Rus Savaşı
sonucu Rusların 3 günlük işgalinde sevinçten inançlarını açıklayanlar çekilen
Rus ordusu ile birlikte gitmek zorunda kaldılar. Andreadis'ten takip
ediyoruz. "Bir süre sonra savaş bitti ve Ruslar bölgeyi terk ettiler.
2000'den fazla aile onları Rusya'ya ve Rus Kars'ına kadar izledi. Onlar
Hıristiyanlıklarını açıklayan, böylece ikiyüzlülük maskesini
çıkartanlardı." I.
Dünya Savaşı esnasında Rus ordusunun öncü kuvveti olarak Bölgeye gelen
Ermeniler nasıl Rus Ordusu ile birlikte kaçmak zorunda kaldıysa, Ruslarla
işbirliği yapan Rumlar da, gerek 1828 savaşı sonrasında gerekse I. Dünya
Savaşı sonrasında Bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. İbrahim Gazigil, Yunanistan’ın I.
Dünya savaşı sonrası dönemden istifade ile bir girişimde daha bulunduğunu
şöyle anlatıyor: “1916 yılında Osmanlı Devleti'nin yıkılmaya yüz tuttuğu bir
devirde, yani I. Cihan Harbinin sonlarına doğru Rumların bu konuda yeni bir
girişimi daha olmuştu. Rumlar tarafından bu bölgeye çok sayıda Hıristiyan
gönderilmiş ve özellikle .... köyü civarına yerleştirilmişti. Daha sonraları
bu Hıristiyan Rumlar Cumhuriyetimizin ilk yıllarında devlete karşı
ayaklanmışlar ve ciddi sıkıntılar vermişlerdi. Devlete karşı ayaklanmanın
bedelini de canları ile ödemişlerdi. Bu Rum çeteleri Topal Osman tarafından
tek tek temizlenmişti.” Önce
Giresun yöresinde Yunan bayrağını çekip isyana girişenlerden başlayarak, Doğu
Karadeniz'deki Rum çetelerini bazen çok sert metotlar da kullanarak Topal
Osman temizlemiştir. Böylece silahlı mücadeleye girişen, isyan eden, dağa
çıkan, ihanet eden unsurlar, vuruşarak ölmek veya Bölgeden kaçmak
mecburiyetinde kalmışlardır. Geri
kalan ahali hala önemli bir yekün teşkil ediyordu. 1919 yılında Bölgenin 1
milyon 450 bin kişi olan nüfusunun bir milyon yüz bini Müslüman, 350 bini ise
Hıristiyan'dı. Bunların Karadeniz'den ayrılışı 1924 yılında Yunanistan ile
yapılan meşhur "Ahali Mübadelesi" ile gerçekleşmiştir. Bu
mübadelede, Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları dışarıda tutulmuş, geri
kalan bütün unsurlar karşılıklı ve zorunlu olarak değiştirilmiştir. Bundan
sonra Karadeniz'de gizli veya açık hiç bir Rum varlığı kalmamıştır. Rumların
tarihi olarak bugünkü Yunanistan coğrafyasında var oldukları, Doğu
Karadeniz'deki varlıklarının ise Ceneviz ve Venedikliler gibi ticaret
amacıyla gelip buralarda koloniler kurmalarıyla ortaya çıktığı bir gerçektir.
Doğu Karadeniz'in yerli halkı olarak Ksenofon tarafından sayılan; Haldiler,
Halibler, Tibarenler, Mosinekler, Kolhlar vb kırsal kesimde yaşarken, ticaret
amacıyla gelen Rum kolonilerinin yönetimine girmiş ve Hıristiyanlaşmışlardır.
Demek oluyor ki, mübadele ile Yunanistan'a giden bu insanlar da köken olarak
helen (Yunan, Rum) olmayıp, Hıristiyanlaşmış Karadeniz yerlileridirler. Doğu
Karadeniz'deki Türklük ise, M. Ö. 4000 yıllarında başladığı tespit edilen
tarihi Türk göçleri ile zaman içerisinde gelerek Bölgeye yerleşmiş
insanlardan oluşmaktadır. Bu göçlerin en yakın zamanlarda olanları; Rize ve
Trabzon'a Akkoyunlu Türkmenleri, Trabzon, Giresun, Ordu ve kısmen Rize'ye
Çepni Türkleri, Ordu'ya Bayrameliler gibi tespit edilen ve edilemeyen çok
büyük nüfus büyüklükleri olarak gelerek yerleşmişlerdir. Şu anda Bölgede Türk
kültürünün hakim olmasından da bu durum açıklıkla ortaya çıkmış olmaktadır. Ali Rıza SAKLI |