GÜRCİSTAN’DA SİNSİ FAALİYETLER
Yusuf
URAMALI
|
|
Ahıska
ve çevresinin asıl sahibi olan Türkler, 1944 yılının soğuk bir kış gecesinde
toptan sürgüne gönderilmişlerdir. Stalin tarafından işlenen bu tarihî
cinayet, Stalin sonrası Sovyet devlet adamları tarafından da kabul
edilmiştir. Ne var ki Gürcistan, bu cinayeti kabul ettiği hâlde yaraları
sarmaya yanaşmamaktadır. Bunun için de çeşitli yollara baş vurmakta, devlet
ciddiyetine yakışmayan, insanlık şeref ve haysiyetini inciten faaliyetleri
desteklemektedir. Konu
şudur: Stalin’in 1944 yılında sürgün ettiği bütün haklar, onun ölümünden
sonra vatanlarına dönmüşlerdir. Son olarak Kırım Türkleri, Kırım’a dönmeye
devam etmektedirler. Günümüzde Stalin mağduru olarak kalan tek topluluk,
Ahıska Türkleridir. Şimdi bütün dünya kamuoyu ve milletlerarası kuruluşlar, Ahıska
Türklerinin de, sürgün öncesi yurtlarına dönmeleri için gerekli hukukî,
sosyal ve siyasî hazırlıkları yaparak vatan kapılarını açmasını Gürcistan’dan
beklemektedir. Özellikle 1989 yılında cereyan eden ve yeni acıların
yaşanmasına sebep olan Fergana olayları, meseleyi yeniden gündeme
getirmiştir. Bazı Gürcü yazarlar, uluslararası platformlarda Gürcistan’ın da
kabul ettiği bu gerçeği sulandırmak için, Ahıska Türklerinin Türk değil Meshi,
Meshilerin de aslında Gürcü olduğunu ileri sürerek, Ahıska Türklerine
yeni bir kimlik giydirme gayreti içine girmiş görünüyorlar. ABD’den
bir vakfın malî desteğiyle Tiflis’te faaliyet gösteren Mamulişvili (Vatan
Evlâtları) Derneği, Moya Rodina Gruziya (Ana Vatanım Gürcistan)
adlı bir dergi çıkarmaktadır. Bu derginin 2001 yılı ağustos ve eylül
aylarında çıkmış olan birinci ve ikinci sayılarındaki yazılara bakıyoruz: Bu
yazıların tamamı, dünya kamuoyunu kandırmak üzere kaleme alınmış senaryo ve
masallardan meydana geliyor! Yazıların Gürcüce, Rusça ve İngilizce olarak
verildiğine bakılırsa, yalnız Gürcistan değil dünya kamuoyuna yönelik bir
propaganda mevkutesi olduğu anlaşılır. Ahıska
Türkleri gerçeğini inkâr ederek, Meshi tezini işleyen söz konusu gazete,
zaten meşhur olan Gürcü ırkçılığının iğrenç yüzünü bir kere daha gözler önüne
sermektedir. Güya buradan sürülen halk Meshi’ymiş! Şimdi onları vatana almak
gerekirmiş! Ama önce onların Gürcülerle entegrasyonu gerekirmiş! Gürcü
yazarlarının entegrasyon dedikleri şey, Türk isimleri yerine onlara birer
Gürcü ismi vererek, hüviyet cüzdanlarının milliyet hanesine “Gürcü” yazmaktan
ibarettir! Kırım
Türkü Roza adlı bir anne ile Ahıska’nın Ude köyünden Latifşah
adlı bir babanın çocuğu olarak, sürgün yeri Semerkant’ta dünyaya gelen İnşaat
Mühendisi Klara Barataşvili, bu teze âlet olmuştur. Klara, babasının
hâtıralarını nasıl tahrif ve tahkir ederek, neyin karşılığında Gürcülere
satmışsa, anlaşılıyor ki Ahıska Türklüğünün millî vatan ve kimlik davasını da
öyle satmış görünüyor. Zira o, daha önceden Gürcü şovenisti Şota Lomsadze’nin
emrine girmiş birisidir. (1) Bir
eserden, Klara’nın babası hakkındaki şu ifadeleri okuyalım: “Halkını
vatana kavuşturmak uğrunda yorulmadan mücadele edenlerden biri de
Latifşah’tı. Ben onu şahsen tanıyordum ve halkına bağlılığına hayrandım.
Şimdi hatıralarındaki tahrifleri ve anlaşılmaz ifadeleri görünce taaccüp
ettim.”(2) Bu taaccübe Klara’nın marifeti sebep olmuştur. Zira o,
ölümünden sonra babasının hatıralarını bile Gürcülerin tezlerine adapte etmiş
bir bedbahttır. Şimdi kalkmış, bir halkın kimliği konusunda konuşabiliyor! Kendi
halkına ihanet edenler sayfasının baş kısmına adının yazılmasını hak etmiş
olan Klara’nın bu yoldaki marifetlerini artık herkes biliyor. O, ciddîye
alınacak bir şahsiyet olmadığı için yazdıkları üzerinde fazla durmayacağız.
Yalnız isimlerle ilgili hezeyanlarına kısaca dokunacağız. Klara,
Ahıska Türkleri yerine “Müslüman Meshiler” tabirini kullanıyor. “Müslüman
Meshilerin Soyadları Hakkında” başlıklı yazısında, Ahıska Türklerine ait
olmayan, tamamen hayalî soyadlarıyla bazı şeyler söylüyor. “Gürcüden beter
Gürcü” olduğunu bildiğimiz Klara, bu hayalî isimlerle, bir millet icat
ediyor; bu milleti de Gürcülere yamıyor! İnsan isimleriyle bir millet ortaya
çıksaydı, Ahmet, Mehmet, Ayşe adlı birçok Türk, Arap olmalıydı. Tıpkı
bunun gibi, Elkuca (Elgücü), Tengiz (Cengiz) ve Otar (Çoban) gibi Türk
adı taşıyan birçok Gürcü de Türk olmalıydı! Gürcüler arasındaki, Nodar/Nadir,
Tamaz/Tahmasb, Pridon/Feridun vs. gibi Fars isimlerinin, Anadolu’daki
Arap isimleri kadar olduğunu düşünürsek, gerisini hesap edin. İnsan
isimleri, kültürel yolla, özellikle din kültürü yoluyla gelmiştir. Ama
bunlar, bir milletin kimliğini yok edememiştir. Kaldı ki, Ahıska Türkleri
arasında Gürcü ismi taşıyan kimse yoktur. Klara’nın verdiği örnekler,
kendinden menkuldür! Gürcüler
arasında sayısız Türk ailesinin olduğu tarihî bir gerçektir. Kimse kalkıp
bunların Türklüğünü dava etmiyor! Kendisinin hangi yolu tercih ettiğine bizim
karışmadığımız gibi, Klara da boş yere bizim milliyetimizi tartışmasın! Klara
ve onun gibiler, ne söylerse söylesin, hiç önemli değil! Zira kiralık kalemin
ne aklı var, ne şerefi, ne de vicdanı... Burada
esas üzerinde durulması gereken, Klara gibileri kullanarak propaganda yapan
Gürcü asıllı gerçek aktörlerdir. İşte Elberd Batiaşvili bunlardan biridir. Batiaşvili,
bazı tarihî gerçeklere dokunmakla birlikte, meseleye din ve milliyet
açısından yaklaşmış, insanî değerleri göz ardı etmiştir.(3) Öncelikle
bu yazıdaki doğrulara işaret edelim: Batiaşvili, ister istemez Meshetya
dediği Ahıska bölgesindeki Rus oyununa işaret ederek 1828 yılında, Rus
Generali Zalim Paskeviç tarafından kan ve ateşle ele geçirilen Ahıska’nın acı
kaderini anlatıyor! Bu tarihten sonra Rus-Ermeni işbirliğiyle bölge halkına
zulmedilerek Türkiye’ye göçe zorlandığını ve onların yerine maddî imkânlar da
sağlanarak 30.000 Ermeni’nin iskân edildiğini söylüyor. Rusların Aras
Nehri-Karadeniz hattında bir Ermeni kuşağı oluşturma çabalarını dile
getiriyor. Bunlar doğrudur. Bu
doğruların arasındaki soru şudur: Rus-Ermeni işbirliği ile zulme maruz kalan
halk Gürcü müydü? Batiaşvili bu soruya “evet” diyor! Böylece kendisini
içinden çıkılmaz bir kuyuya atıyor! Hâlbuki bu halk, Gürcü değil, Türk’tür.
Yani bugünkü Ahıska Türklerinin atalarıdır. Sovyet zamanında hüviyet
cüzdanına Türk yazılan tek topluluk! Bu halkın maruz kaldığı zulümler,
bölgede Türk olarak yaşamalarının bedeliydi. Batiaşvili
doğruları ifade ederken bazı noktaları göz ardı ediyor. Meselâ Rusları
Kafkasya’ya getiren ve onların bu bölgedeki istilâ faaliyetine yardımda
Ermenilerle yarışan Gürcüler değil miydi? Saygıyla bahsettiği Çavçavadze,
kızını Rus Generali Gribodayef’e veren ve Rus ordularının önünde Türk köy ve
kasabalarına saldıran bir Gürcü değil miydi? Doğubayazıt kütüphanesini
yağmalayarak değerli yazmaları Ruslara teslim eden kimdi?(4) Çavçavadze’nin,
“Meshetya, Gürcü ruhunun beşiğidir. Tarihin acı kaderi, kardeşleri
birbirinden ayırdı!” şeklindeki sözleri, tarih gerçeklerine uygun
değildir. Ahıska’nın tarihini inceleyenler bilirler ki, burası eski bir
Türklük bölgesidir. Bunu Kartlis-Çkhovreba da yazıyor. Gürcülerin millî
kitabı durumundaki bu eserde söz edilen İskender zamanındaki Kıpçak ve
Buntürkler kimlerdir?(5) Sonra, 1118 yılında David Ağmaşenebeli
tarafından davet edilerek getirilen ve bu bölgeye yerleştirilen binlerce
Kıpçak ailesi nereye gitti?(6) Çavçavadze’nin
“kardeş” dediği halk kimdir? Eğer bu kardeşler Ahıska Türkleri idiyse,
bu halkın köy köy, hatta aile aile seçilerek sürülmesini nasıl açıklarsınız?
Buradaki ayrılıkla onların Müslüman olması kastediliyorsa, bu durum niçin “acı
kader” olarak niteleniyor? İnsanların dinini, dilini sorgulamak, hangi
bilimsel ve insanî ölçüye uyar? “Gürcü
ruhunun beşiği” sözü de inandırıcı değildir. Ahıska-Abastuban yolu
üzerindeki, “Burada Gürcistan tarihi yaşıyor” yazısını taşıyan tabela
da, Gürcülerin bu konuda kendi kendilerini inandırma çabalarından
ibarettir.(7) Zira bu sözün en uygun yeri sadece Kartli, yani Tiflis’tir!
Öyleyse bu tabelayı götürüp Tiflis’in girişine, çıkışına dikiniz! Batiaşvili,
birkaç doğruyu tespit etmiş olsa da, onun hedefi tarihî gerçekleri saptırarak
Ahıska Türklüğünü inkâra yöneliktir. Hazret bilinen teraneyi çalıyor! “Sürülenler
Meshidir, Meshler de Gürcü’dür!” diyor. Peki bu Mesh hikâyesi yeni mi
çıktı? Sürgüne gönderilen bu insanların suçu neydi? Herhâlde bu insanlar,
Mesh oldukları için sürülmemişlerdir. Aksine bu insanlar, Türk oldukları için
sürülmüşlerdir. Bunu Batiaşvili’nin “Türk emperyalizminin ajanı olan
Meshler” sözünden de çıkarmak mümkündür. Zira bu sözün ifade ettiği
iftira, 1944 faciasının da asıl sebebidir. Batiaşvili bunu inkâr etmiyor,
aksine suçu başkasına atarak açıklıyor: “Rus casusu Kabulov, tutuklama,
işkence, düzme ifade, sahte dosya ve belgeler toplayarak Meshlerin 1944’te
sürülmesi için zemin hazırladı!” diyor. Hâlbuki
Batiaşvili’nin saydığı alçaklıkları yapan yalnız Kabulov adlı Ermeni değil,
cinayet şebekesinin asıl başları, Megrel Beriya ve Gürcü Stalin ikilisiydi!
Sürgün teklifini hazırlayan Beriya, kararın altına imza atan da Stalin’di.(8) Batiaşvili,
sürgün halkın, bu sürgün yıllarında dillerini unuttuklarını söylüyor! Yani
demek istiyor ki, sürgünden önce bu halkın dili Gürcüceydi; sürgünde bu dili
unuttular! Hâlbuki bu halk, Gürcüce bilmiyordu. Sürgünden önce de Türkçe
konuşuyordu, bugün de Türkçe konuşuyor. 1944 yılından yıllarca önce doğup,
sürgünü yaşayan ve bugün de hayatta olan birçok insan var. Onlara sorunuz ki,
sürgünden önce hangi dili kullanıyorlardı? Alınacak cevap bellidir. O hâlde
kimi kandıracağınızı sanıyorsunuz? Bu
bölgede konuşulan dil hakkında Gürcü bilginleri, meselâ N. Marr ve S.
Cikia ne demişlerdir? “Anadolu Türkçesinin Ahıska şivesi” sözü
onlara ait değil mi?(9) Görülüyor ki “unutulan dil” yok; yaşayan Türk
dili var! “Siyasî
şartlar, Meshetya meselesini çözmek için müsaittir.” diyen Batiaşvili’nin
samimiyetine inanmak mümkün görünmüyor. Zira o, meseleye şoven bir gözlükle
bakıyor. Bir ülkede birden çok kavimlerin insanca yaşayabileceği gerçeğini
göz ardı ediyor. Hâlbuki bu durum, kelimenin tam anlamıyla söylüyorum, “küçük”
milletlere mahsustur. Bakınız Ermenistan’a! Gürcüler de biliyor ki,
Ermenistan baştan başa Azerbaycan toprağıdır. Batiaşvili’nin de söylediği
gibi Paskeviç zamanında başlayan Ermeni iskânı, Erivan ve çevresini taşmış,
Gürcistan’a ulaşmıştır. Peki Ermenistan’da başka bir kavme yer vermemek bir
şeref midir? Gürcistan, yanı başındaki bu kötü örneği görmüyor mu? Sürgün
Türk halkına, “Adını ve kimliğini değiştirirsen, vatana dönebilirsin!”
diyen Gürcistan, bu şartla nasıl bir duruma düştüğünü ne zaman anlayacak? Bir
zamanlar Türk nüfusuna kan ağlatan Bulgaristan’ın bugününe bakınız. Bu ülke,
tarihî yanlışını düzeltmiş, Türk vatandaşlarını olduğu gibi kabulle onları
devlet yönetimine ortak etmiştir. Gürcistan, Bulgaristan örneğinden ders
almalıdır. Gürcülerin
hışmından kaçıp Türkiye sığınan ailelere mensup bazı meczuplar, ne hikmetse
günümüzde Gürcü muhibleri olarak birçok faaliyet yapıyorlar.
Türkiye’de kimse onlara karışmıyor! Mamuliya, Lomsadze, Şengelia, Beridze ve Batiaşvili gibi ilim
haysiyetinden uzak aydınları olan bir ülkede aklıselim nasıl galip gelebilir,
bilmiyoruz. Onlar belki Gürcü devlet adamlarının millî duygularını istismar
ederek yanlış yaptırabilirler. Ama kimse bu adamların yalanlarına
inanmayacaktır. Batiaşvili’nin
yazısı baştan sona kadar Gürcü ırkçılığı tüten ifadelerle doludur. İskân
Bakanı V. Vaşakidze’nin başkanı olduğu komisyon, meseleye, Batiaşvili
gibilerin gözlüğü ile bakıyorsa, Gürcistan’ın başı, Avrupa Konseyi, Türk
Dünyası, hatta bütün insanlık önünde eğik olacaktır. Batiaşvili
ve yoldaşlarına son sözümüz şudur: “Gürcü halkı” diyemiyorum, ama
korkak Gürcü krallarının bir hamiye sığınma ihtiyacından doğmuş olan Rusları
ülkeye davet olayı, Kafkasya’da onulmaz acılara sebep olmuştur. Batiaşvili,
açıkça söylemese de, Ruslar hakkında kullandığı ifadelerden, bu olayın
Gürcistan tarihi için bir felâket olduğunu anlamışa benziyor. Rus-Ermeni iş
birliği noktasında söyledikleri de doğru. Peki bunlar mazide mi kaldı?
Elbette ki hayır! Bugün Ahıska bölgesine hakim olan Ermeniler, Gürcistan için
de bir tehdittir. O hâlde Türkiye-Gürcistan dostluğundan da istifadeyle daha
yeni şeyler düşünmek gerekmez mi? Ahıska Türklerinin millî kimliğini yok
sayarak onlara Gürcülük teklif etmek, en basit ifadeyle, insanlık
ayıbıdır. Bu ayıbın alâsını atanız Stalin yaptı. Şimdi lânetle anılıyor. Siz
de aynı hataya düşmeyiniz. Uçan kuşa bile Gürcü kimliği giydirme
hastalığından vazgeçiniz! “Meshilerin
çalışkanlığı, disiplini ve yüksek zekâlarını kullanarak ülkemize katkıda
bulunabiliriz” fikrinin arkasında bir kurnazlık yatmıyorsa, fevkalâde
doğrudur. Zira Meshi olarak isimlendirmede ısrar ettiğiniz Ahıska Türkleri,
zeki, çalışkan ve üstün ahlâk gibi değerleri sayesinde, bunca zulme rağmen
dimdik ayakta kalmayı başarmıştır. Gürcistan, dünyanın tanıdığı bir devlet
olmanın gereğini yerine getirir, bu insanlara vatan kapılarını açarsa, bu
insanların problem olmadan, kendilerine yakışır bir olgunlukla memleketi yeni
baştan imar edeceklerinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. |
|
|
-------------------------------------------------------------------------------------------4 (1)Şamil Gurbanov, Ömer Faig Numanzade, Bakı 1992, s. 196. (2)Ş. Gurbanov, age. s. 198. (3)Elberd Batiaşvili, Tarihte ve Günümüzde Meshetya ve Meshler,
Moya Rodina Gruziya, Ağustos 2001, s. 7-10. (4)John F. Baddeley, Rusların Kafkasya’yı İstilâsı, (Çev. S.
Özden), İstanbul 1989, s. 204. (5)Brosset, M., Histoire de (6)N. Berdzenişvili-Simon Canaşia, Gürcüstan Tarihi, (Çev. H.
Hayrioğlu), İstanbul 2000, s.142. (7)Yunus Zeyrek, Ahıska Bölgesi ve Ahıska Türkleri, Ankara
2001, s. 183. (8)Belgeler için bkz. Yunus Zeyrek, Ahıska Bölgesi ve Ahıska
Türkleri, Ankara 2001. (9)İsmail Kazımov, Meshet Türklerinin Dili, Türkologia, No.
1-6, Bakı 1996. |