HEMŞİN'İN TARİHİ
Ali
Rıza SAKLI
|
|
Hemşin tarihinin belli bir bölümü
hakkında herkesin mutabakatı vardır. Hemşinliler'in tarihi konusunda bir
dönemi aydınlatan bu önemli tarih kesiti şu şekildedir: AMAD-UNİLER'in Beyi
olan Hamam ve çok sayıdaki kadın, erkek ve çocuktan müteşekkil akrabaları göç
ederek Hemşin'e yerleştiler. İşte bugünkü Hemşinliler'in ataları Hemşin'e
adını veren bu kişilerdir. Bu olaya ilişkin elde iki rahibin
yazdığı kronikler vardır. Bunlardan ilki; "Muş'taki Çanglı Kilise papazı
Mamikonlu Hohanes (V.Bab), 628'de biten "Daron (Muş-Ahlat bölgesi)
Tarihi" adlı eserinin sonunda diyor ki: Bizans Kayseri Herakliyus
Sasanlı Şehenşahı (II.) Khosrov'a savaş açtığı sırada (626 yılında), Gürcü
Beyi Vaştyan'ın Çoruh'u geçerek, (Balkar Dağları kuzey yamacındaki) Dampur
denilen şehri yıktığından, onun (kızkardeşinden doğma) yeğeni (Amaduni'li
uruğu beyi) Hamam, bu şehri yeniden imar ederek, kendi adını verip Hamamaşen
(= Hamam-Abad / Hamam'ın şenlendirdiği) dedi." Hemşin'in bundan önceki
adı Dampur veya Tampur iken, 626 yılında Hamam Bey'in şehri imar etmesiyle
yeni adı ilk şekliyle "Hamamaşen" olarak ortaya çıkıyor. Buna karşılık, kronikini 788 yılında
yazan Gevond, bu haberi 160 yıl sonra olmuş gibi göstererek; "yağmalanıp
yoksul düşen çoluk-çocuklu onikibinden çok kimseler, boybeyleri Amatunili
Hamam'ın öncülüğünde göçüp kaçarak Kol (Göle) üzerinden Tayk (Oltu-Narman)
bölgesine vardılar; oradan da, kuzeybatıdan akarak Egeristan
(Eceristan/Acara)'a, Post Denizi'ne (Karadeniz'e) karışan Akapsis'i (Çoruh'u)
geçtiler. Bunu haber alan Bizans Kayseri (IV.) Konstantin (780-797), onları
ülkesine yerleştirerek, verimli topraklar verdi." Her
iki anlatımda verilen tarihler arasında 160 yıl gibi bir zaman dilimi olduğu
halde, her ikisinde de Amatuni'li Hamam Bey'in göçünden bahsedilmektedir. İki
kronik arasında böylesine bir zaman farkı olması yazarlardan birinin hata
yapmış olduğunu akla getirmektedir. Bununla birlikte, anlatımda Acara'dan
bahsedilmesi sebebiyle olsa gerek, Kırzıoğlu, Gevond'un anlattığı 160 yıl
sonraki olayın Hopa'nın koyuncu Hemşenlileri'ne ait olabileceğini söylüyor. Hemşinlilerle
ilgili yazdığı kitap Bağdik Avedisyan tarafından Türkçe'ye tercüme edilerek
"Hemşin Gizemi" adıyla yayınlanan Levon Haçikyan adlı Ermeni yazar,
olayı aynen kabul ederek Gevond'un yazdıklarına itibar ediyor ve olayın
789-790 yıllarında Arap vostikan Obaydullah ve vekili "beterin
beteri" Süleyman zamanında ve onların baskıları sonucu meydana geldiğini
söylüyor. Haçikyan, Başpatrik Elipatruşlu Yesayi'nin de bu olayla ilgili
olarak adının geçtiğini iddia ettikten sonra, Başpatriğin 788 tarihinde ölmüş
bulunduğunu göçün ise 789-790 tarihlerinde meydana geldiğini yine kendisi
yazıyor. Bu
iki tarihi kaynağı değerlendirdiğimizde, Kırzıoğlu'nun bildirdiğine göre
Mamikonlu Hohanes'in kitabı 628 yılında bitmiş ve 626 yılına ait bir bilgiyi
vermektedir. Hohanes'in 789-790 tarihlerinde meydana gelecek bir olay
hakkında 160 yıl önceden bilgi vermesi sözkonusu olamayacağına göre, Gevond
ya tarih hatası yapmaktadır, veya Hopa yöresine gelen Hemşinlilerin göçü ile
Hamam Bey'i karıştırarak yanlış bilgi vermektedir. Amad-Uniler Hamam
Bey'in göç ederek harap edilmiş ve o zamana kadar Dampur/Tampur diye anılan
şehri aldığı, imar ederek kendi adından mülhem "Hamamaşen" adını
verdiği konusunda Türk ve Ermeni tarihçiler arasında tam bir mutabakat
vardır. Hemşinlilerin Müslüman Ermeni olduğunu iddia eden Haçikyan,
Amad-Unileri ise aynen kabul eder. Ona göre; "Amatuni beyliğinin öz
yurdu Ayrarat bölgesinin Aragatsotın ve Kotayk eyaletlerini kapsayan
topraklar olup idare merkezi de tanınmış Oşakan kentiydi." Prof.
Kırzıoğlu'da; "Merkezi Oşağa kalesi olan Alagaz dağı ile Gökçegöl
arasında yerleşen bu uruğa, (geldikleri Hamadan bölgesine göre)
"Amad-uni" (Hamad hanedanı) denilmeye başlandı. Ancak bazı
İranlılar, onların ilk boybeğine göre bugün bile Manualar diye anarlar"
demektedir. Anlaşılacağı
üzere her iki yazar da aynı yöreyi değişik yer adları ile anlatmakta ve en
önemlisi de Haçikyan onları Ermeni gösterebilmek için bu toprakların onların
"öz yurdu" olduğunu iddia ederken, Prof. Kırzıoğlu ise bu bölgeye
"yerleşmiş" olduklarını beyan ediyor. Prof.
Kırzıoğlu, R.Grousset ve Khorenli'ye dayanarak; "İlk Partlı Hükümdarı
Arşak (M.Ö. 250-247) tarafından getirilerek, İran'da Hamadan topraklarına,
(koruyucu olarak) yerleştirerek gittikçe yükselen "Manua" adlı
pehlivan yapılı yiğidin uruğunu, (360 yıl sonra) Ardaşes, tatlılık ve taltif
ile getirterek onlara köyler ve arazi vermişti" demektedir. Alıntı
olduğu için karmaşık olan metni düzelterek bir başka yerde; "Horasan'dan
M.Ö. 250 yıllarında boybeğleri Manua ile HAMADAN bölgesine korucu/muhafız
Türkmenler olarak gelen; oradan Küçük Arşaklı Hükümdarı Ardaşes tarafından
110 yıllarında saygı ve özenti ile getirilip, Gökçegöl-Alagez arasına
yerleştirilince, Hamadan'dan gelişlerine göre "AMAD-UNİLER" adıyla
anılan kabile" şeklinde ifade etmektedir. Amad-Uniler'in
menşei konusunda Prof. Kırzıoğlu'nun başvurduğu kaynaklara değinmeyen Levon
Haçikyan, gaflet eseri olacak, N.Adontz adlı yazarın Rusça eserine dipnotta
atıfta bulunuyor. "Jüstinyen Döneminde Ermenistan" adını taşıyan ve
1908 yılında St.Petersburg'da yayınlanan esere atıf yapılan dipnotta aynen
şöyle deniyor: "N. Adontz'a göre Amatuniler'in ilk yaşadığı yer İran'ın
Maku yöresinde, Artaz yakınlarındadır." Haçikyan'ın
ayrıntı vermemesi sebebiyle dayanaklarını göremediğimiz için, Adontz'un Prof.
Kırzıoğlu ile aynı kaynakları kullanıp kullanmadığını bilmiyoruz. Ancak,
Amatuni veya Amad-Uni olarak anılan kabilenin İran'dan gelip Alagaz dağı ile
Gökçegöl arasına yerleştiklerini anlıyoruz. İsimlerinin de kaynağı olduğu
için ve Prof. Kırzıoğlu'nun Khorenli'den naklen verdiği bilgiler ışığında
Hamadan'dan geldiklerini kabul etmek gerekiyor. Prof.
Kırzıoğlu'nun "Manua adlı pehlivan yapılı yiğit" diye andığı
Amad-Uni Beyi'nden Haçikyan şöyle bahsediyor: "VI.yy.da inşa edilmiş
Pıtğnavank'ın duvarında da "Amatuniler beyi Manuel" altyazılı
bir süvari rölyefi yer almakta. Araştırmacılara göre bu Manuel, manastırı
yaptıran kişi olup bundan da Kotayk'ın, daha doğrusu bu eyaletin bir
bölgesinin (Hrazdan vadisi) Amatunilere ait olduğu anlaşılıyor."
Yukarıda Khorenli'ye atfen Kırzıoğlu tarafından verilen metinde geçen
"Manua"nın, ya M.Ö.250 yıllarında Hamadan'a gelişte veya M.S.110
yıllarında (360 yıl sonra) kuzeye Alagaz dağı ile Gökçegöl arasına göç edişte
uruğunun başında olması gerekiyor. Buna göre bu kişinin VI.yy.da manastır
yaptırması sözkonusu olamaz. Ancak, Amad-Uniler Hıristiyanlığı kabul etmiş
olduklarından "Manuel" adlı bir başka Amad-Uni beyi olabilir veya
manastırı o yaptırmamıştır, fakat tarihi kişiliği sebebiyle onun rölyefi
yapılmıştır. Amad-Uniler'in
Hıristiyan oluşu ile ilgili Prof. Kırzıoğlu şunları kaydediyor:
"Romalılar'ın yardımıyla ataları Küçük Arşaklılar ülkesini
Sasanlılar'dan kurtaran III.Tridat (286-330), kendisini "dönük"
hastalığından, "İncil" okuyarak iyileştiren ve "insan kılığına
dönüştüren" bu Anak-oğlu Aziz-Grigor'un* minnettarı olarak
301 yılı baharında vaftiz edilip Hıristiyan oldu. O yaz yapılan onaltı
boybeği/satrapın katıldığı "dernek"te, hepsi çağın Hak-Dini olan
Hz. İsa dinini gönülden benimsediler, böylece o yıl ülke resmen Hıristiyan
oldu. III.Tridat'ın Roma'da getirdiği kâtibi AGATANGELOS'un yazdığına göre,
kısa zamanda Hz. İsa Dini; "herbiri bin ve onbin askere sahip bu
Beğlerin bölgesine dönmelerini müteakip, Torkom (Türkmen/Oğuz) ırkı"
tarafından benimsendi." Demek
oluyor ki, III.Tridat'ın Hıristiyanlığı kabul etmesi ve kendisine bağlı
beyleri de Hıristiyan olmaya ikna etmesiyle, M.S.301 yılında, bu beyliklerden
biri olan Amad-Uniler de Hıristiyan olmuşlardır. Agatangelos'un "Torkom
ırkı" Hıristiyan oldu demesi, Amad-Uniler'in (ve belki başka Türk
boylarının da) o zaman Hıristiyanlığın Gregoryen mezhebine girmiş olduğunu
gösteriyor. Amad-Uniler'in Kimliği Tarihi
bilgilerin sıralanışından ve tutarlılık yönünden irdelenmesinden sonra,
Hemşinliler'in ataları olan Amad-Uniler'in kökenlerini mantıken de
sorgulayabiliriz. Tarihi bilgiler ışığında şu değerlendirmelerin yapılması
mümkün olmaktadır: Amad-Uniler'in,
önce Hamadan'dan Alagaz dağı ile Gökçegöl arasına göç ettikleri, sonra da
buradan şimdiki Hemşin yöresine geldikleri anlaşılmaktadır. Hamadan'a da
Horasan'dan geldikleri Prof Kırzıoğlu tarafından ifade edilmektedir. Tarihin
çeşitli dönemlerinde Doğu'dan Batı'ya doğru göç ederek gelen Türklerin tipik
"göç" olgusu ve yönü bakımından uygun bir davranıştır bu.
Ermeniler'in kendi tarihlerinden de anlaşılacağı üzere, bugünkü Ermenistan
onların anavatanıdır ve buraya göç ederek gelmiş değildirler. Alagaz
dağı ile Gökçegöl arasındaki bölgeden Dampur/Tampur (Hemşin'in eski adı)
bölgesine gelişlerinde isimleri Türkçe'dir. Hamam
Bey ve akrabaları geldiğinde eski Dampur/Tampur şehri tahrip edilerek
yıkılmıştı. Yıkılmış bir yeri şenlendirdiği için ismine yine Türkçe olan
"şen" kelimesi eklenerek; "Hamam'ın şenlendirdiği yer"
anlamında "Hamamaşen" ismi ile buranın adı Türkçeleştirilmiştir. Hıristiyanlığı
kabul etmiş olduklarından bir taraftan Hıristiyan adı almakla birlikte, diğer
taraftan da Türkçe isimlerini muhafaza etmeleri önemlidir. Gerek isimleri,
gerekse göçen bir topluluk olmaları onların Türk oldukları görüşünü
destekleyen iki önemli olgudur. "Tarih Yapan Ama Yazmayan" Türkler'in
"tarih yapan ama yazmayan" bir millet olduğu tarihen sabittir. Bu
yüzden eski Türk tarihini Çin kaynaklarından, göçler sonrasını ise İran,
Ermeni ve Rum kaynaklarından öğrenmek mecburiyetindeyiz. Elbette henüz
"bilimde objektiflik" kavramının gelişmediği o dönemlerde
yazılanların tarafsızlığından emin olamayız. Fakat ne yazık ki yapacak başka
bir şey de yoktur. Türkler'in
tarih yazmama alışkanlıklarına karşılık, Ermeniler'den ve özellikle de Ermeni
din adamlarından önemli sayıda tarih yazarı çıkmıştır. Ayrıca Ermenilerde
kitapların kenarına andaç denilen not düşme geleneği vardır ki bu da bir
tarih kaynağı olarak kullanılmaktadır. Levon
Haçikyan, Hemşin'in tarihi konusunda yeterli bilgi elde edemeyişinden bakın
nasıl yakınıyor: "Tüm ortaçağdan hemen hemen hiç bilgi korunamamış. Bu
nedenle ister istemez XIX. Yüzyıl gezginlerinden yararlanmak gerekiyor." Haçikyan'ın
şikâyet ettiği gibi Hemşinliler, göç ederek yöreye yerleştikleri 626
yıllarından beri, 1400 yıla yakın bir zaman dilimini bu yörede yaşadıkları
halde, koskoca tarihten bugüne herhangi bir yazılı eser gelmemiştir. Bu
davranış, "tarih yapan ama yazmayan" bir kavmin; Türk kavminin
tipik davranışıdır. Ermeniler ise gerek tarih kitabı yazarak, gerekse
kitaplara andaçlar düşerek tarihi bilgi bırakma geleneğine sahiptirler. Şamşadın Hoca'nın Mektubu Koskoca
Ortaçağ'dan elde bilgi olmayışına yanan Haçikyan, Şamşadin Hoca'dan kaldığını
söylediği bir mektubu sevinçle zikrediyor. Ona göre mektup, Hamşen'in
Koştentz manastırından 1422 yılında kopya edilmiş Kudüs Patrikliği
kütüphanesinde 1617 numara ile kayıtlı bir elyazmasına kaydedilmiş. Muhatabı
ise Hemşin Beyi... Mektubu
yazanın Şamşadin, Karadeniz üzerinden yapılan uluslararası ticaretle uğraşan,
Trabzon'daki Çarkhapan Ermeni manastırını yeniden inşa eden, Kefe'deki Aziz
Anton Manastırı'nda Nerses Şnorhali'nin şiirlerini elyazması bir kitaptan
kopya ettiren bir Ermeni olduğu iddia ediliyor. Mektupta ise şöyle
yazıyormuş: " Tanrı ve Aziz Nikolas adına, Tanrı katında vaad et ki,
yolcu için iyi olasın ve yolcunun malını Tanrı'nın sana verdiği can gibi
koruyasın, kim olursa olsun, hıristiyan ya da yabancı, bu sana emanet. Ve ben
Şamşadin, sana ne emanet verirsem onu alasın, daha fazla tamahlık olmasın. Bu
konu üzerinde Sper (İspir) beyine de yaz, yükünü yük bilsin, tambalit'i
tambalit, iloma'yı iloma, khurçi'yi khurçi, boğça'yı boğça. Ve Basen
Sinoru'na ulaşana dek, yükler için verilecek tüm harçlar, tamı tamına ne
alınacaksa onu yazsınlar ki tamah ve sahtekarlık olmasın" Haçikyan,
"yük, tambalit, iloma, khurçi, boğça" kelimelerini anlamamış olacak
ki şöyle bir dipnot düşüyor: "Sözü geçen yük, tambalit, iloma, khurçi,
boğça terimlerinden Hamşen patikalarından Karadeniz'e ve aksi yöne taşınan
malların değişik boy ve ölçüleri anlamak gerek." Bu
kelimelerden ilki olan "yük" tamamen Türkçe bir kelime olup hiç bir
açıklamaya ihtiyaç göstermemektedir. "Khurçi" diye yazılan kelime
ise halen yörede kullanılmakta olan "hurci" veya "hurc"
kelimesi olup bu da Türkçe'dir. Azerbaycan Türkçesi Sözlüğünde
"hurcun" olarak geçen kelimenin anlamını görelim: "Heybe,
hurç, meşin veya kilimden yapılmış büyük torba veya heybe" D.Mehmet
Doğan'ın Büyük Türkçe Sözlük'ünde ise "hurç" kelimesinin anlamı
şöyle veriliyor: "Meşin veya kilimden yapılmış büyük torba veya heybe,
camedan." Görüldüğü
gibi bu kelime hem Azeri Türkçesi'nde hem de Türkiye Türkçesi'nde aynı
anlamda ve aktif olarak kullanılan bir kelimedir. Sonuncu kelime olan
"boğça" ise düpedüz Türkçe olan "bohça" kelimesidir. Bu
mektubun tarihi Fatih'in bölgeyi fethettiği 1461'den ve girişilen Türk
yerleştirme çabalarından önce olduğuna göre, mektupta kullanılan Türkçe
kelimeler, 626 yılından beri bölgede yaşamakta olan Hemşinliler'in Türk
olduklarını açık biçimde ortaya koymaktadır. Kökenini tespit edemediğimiz
"tambalit" ve "iloma" kelimeleri ise Ermenice
olmadığından Haçikyan tarafından anlaşılamamışlardır. 1430'larda
yazılmış olan mektupta geçen "Basen Sinoru'na ulaşana dek" ifadesine
dikkatinizi çekmek isterim. Burada "Basen" diye geçen;
"Pasin" olarak günümüze gelen Erzurum'un Pasinler ilçesidir. Ancak,
Haçikyan'ın özel isim zannettiği "Sinor" kelimesi ise
"sınır" kelimesinin bölgede halen kullanılan biçimi olup tamamen
Türkçe bir kelimedir. Şamşadin'in
Müslüman "Şemsettin" mi, yoksa Haçikyan'ın iddia ettiği gibi
Manastır onaran bir Hıristiyan mı olduğunu bilmiyoruz. Yine isminin Davit
olduğu iddia edilen Hemşin Beyi konusunda da bir bilgimiz yoktur.
Amad-Uniler'in zamanın hak dini Hıristiyanlığı kabul etmiş olduklarını
bildiğimizden, Davit gibi Hıristiyan isimleri almalarını da mümkün ve doğal
karşılarız. Ancak, Hıristiyan iken de Türkçe konuştuklarını, Haçikyan'dan
naklettiğimiz bu mektup bir kez daha göstermektedir. İslamlaşma Süreci XIV.
Yüzyıl başlarında Gürcü tarihi yazarı Brosset, İspir ve Bayburt'a gelen
60.000 kişilik bir göçebe Türk topluluğundan bahsediyor: "Altmış bin
kişilik bir Türk göçebe topluluğu Sper (İspir) ve Baberd (Bayburt)'de
kışlayıp, yaz aylarında Parkhar dağlarına yayılıyor, Tayk ve daha uzak
yörelere saldırılar gerçekleştiriyordu." Bu Türklerin Müslüman lideri
Şahali, 1460 yılında Hemşinliler'in Hıristiyan lideri Veke'yi yeniyor ve esir
alıyor. Aynı kaynağa göre genç Veke, "Sekh adı verilen Sofu'ya teslim
edilmiş." (Pornak Türklerinden olduğu yazılan Şahali'nin güçlü ordusu
Tiflis'i de ele geçiriyor.) Böylece Hemşinliler'in İslamlaşma süreci de
başlamış oluyordu. 1489'da
ise Hemşin Beyi de (2.) Çitakh adı verilen Müslüman Türkler'e yenilerek bir
başka Türk devleti olan ve 1478-1490 yılları arasında İspir'i elinde tutan
Akkoyunlular'a sığınıp İspir'e yerleşiyor. Böylece Hemşin'i Müslüman Türkler
yönetiyor. P.Tumayantz,
1870 yılında hazırladığı topoğrafyasında, Karadere Ermenileri'nin Sper'den
(İspir'den) Baberd'den (Bayburt'tan) ve özellikle Hamşen'den "din
değiştirmekten kurtulmak amacıyla bundan 170-180 yıl önce" yani
1690-1700'lü yıllarda göçtüklerini anlatıyor, ve "hayli yıllar sonra
-diye sürdürüyor- Hamşen ilinde kalan nüfusun tamamını tacikleştirdiler
(İslamlaştırdılar). Bundan sonra Karadere'ye yöneldi saldırılar ve yokluk
içinde binlerce aile Trabizon, Ordu, Yuniya, Çarşamba, Pafra, Sinop ve ta
Adapazarı köyleri ile kentlerine sığındılar." Bu
ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla İspir ile Bayburt'ta yerleşik olan ve Hamam
Bey'in gelişinden önce Hemşin'de yaşamakta olan Ermeniler göç ederek önce
Karadere bölgesine gitmiş, sonra da Trabzon-Adapazarı arasına giderek
yerleşmişlerdir. Burada anlaşılmayan konu, bütün Doğu Anadolu'da çok sayıda
Ermeni varken ve din değiştirmeye zorlanmazken neden Bayburt, İspir ve
Hemşin'de böyle bir baskıdan bahsedildiğidir. Bunun temelinde yazarın
Hıristiyan olması sebebiyle, başka amaçlarla gerçekleşmiş göçleri çarpıtarak
vermiş olması yatıyor olabilir. H.Acaryan
adlı Ermeni yazarı da Hemşin ve Karadere'den binlerce Ermeni'nin
Sinop-Trabzon arasına yerleştiğini yazıyor ve I. Dünya Savaşı öncesi göç eden
Ermenilerin dağılımını şöyle veriyor: -Trabzon'da
800 ev Ermeni, -Değirmendere'den
Yambol nehrine kadar Gavata ve Yomra'da 2.340 kişi, -Sürmene'de
100 ev, -Akçaabat'ta
4.000 kişi, -Tirebolu'da
40 ev, -Giresun'da
400 kişi, -Samsun-Canik
2.000 ev Ermeni. Acaryan
bunların sonu ile ilgili olarak; "Hamşen Ermenilerinin bu büyük göçmen
toplulukları yüzyılımızın başındaki üzücü olaylarda yok oldular"
demektedir. Yazarın suçlayıcı imasına karşılık bunların da 1915 tehciri*
(göçü) ile Suriye-Lübnan tarafına gönderildikleri anlaşılıyor. 1915
tehciri öncesinde Doğu Anadolu'da yer yer nüfus oranları %15-20'lere kadar
düştüğü halde Ermeniler'in İslamlaşmaya eğilimli olmadıkları bilinmektedir.
Hemşinliler'in Müslümanlığı kabul etmeleri, onların Türk olmaları ve aynı
dili konuşan Türklerle kolayca anlaşmaları sebebiyle olmuştur. Ermeniler ise
gerek Hemşin'den gerekse Karadere'den göç edip ayrılmışlardır.
Trabzon-Adapazarı arasına yerleşen Ermeniler ise, bütün Doğu Anadolu'daki
soydaşları gibi 1915 tehcirinde Suriye - Lübnan tarafına göç etmeye mecbur
edilmişlerdir. 93
Harbi diye anılan 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı sonucu Karadeniz'in kuzey
kıyıları Rusların eline geçince, Rusları tabii müttefik olarak gören
Ermenilerden bir kısmı o bölgelere göç etmişlerdir. Haçikyan'ın naklettiğine
göre bunlar arasında Hemşin'deki artık az sayıda kalmış olması gereken
Ermeniler de vardır. "1877-78 yıllarında Rus-Türk Savaşı sonucu
Karadeniz'in Kafkas kıyılarının Rus Çarlığına geçmesiyle, 1860'li yıllarda
başlamış olan Hamşen Ermenilerinin Abhazya göçü daha da büyük boyutlara
ulaştı. Onlar Abhazya'nın Sukhum, Soçi, Matzesta, Lor, Mitsuri, Tsabella,
Adler, Şapuşka, Yeni Afyon, Gogri vd. kentlerine yerleştiler." Demek
oluyor ki, 1843-44 yıllarında Prof. Karl Koch'un Hemşin - İspir arasında
rastladığı az sayıdaki misafir-sevmez Ermeniler, böylece göç ederek 1877-78
savaşı sonrasında Hemşin'den ayrılmış oluyorlar. Hemşin'de Yer Adları Doğu
Karadeniz'de yer adları uzun yıllardır küçük söyleniş farklılıkları ile
varlıklarını muhafaza etmektedirler. 1843-44 yıllarında Rize'yi ve bu arada
Hemşin yöresini de ziyaret eden Prof. Karl Koch bu durumu şöyle tespit
ediyor: "Küçük Asya'nın kuzey sahilleri ve özellikle Pontus Krallığının
topraklarının kendine özgü bir özelliği şu idi: Bir yandan önemsiz isimler
bile en yakın zamana değin hemen hiç değişmeden kalırken, diğer yandan eski
çağın önemli büyük kentleri iz bırakmadan kaybolup gidiyordu." Bir
kültür politikası olarak yer adları ancak Cumhuriyet döneminde
Türkçeleştirilmiş, Osmanlı döneminde ise önceki halleriyle aynen muhafaza edilmişlerdi.
Hemşin yöresinde ise Cumhuriyet öncesi dönemde Türkçe yer adlarına
rastlıyoruz. Prof
Koch "Cimil dağındaki ilginç evime döneyim" dedikten sonra Kumbasar
Süleyman Ağa'nın evinden gördüğü çevreyi anlatır: "Buradaki dağ
silsilesi, yarımay, Sogorni köyünün yaz evlerinin (yaylasının) orada
bulunmasından olsa gerek, "Sogorni - Jailanin- Baschi" diye
adlandırılırdı." Karl Koch'un yazmaya çalıştığı ifade düpedüz
"yaylanın başı" kelimeleridir. Demek ki 1843'te, Devlet elinin
ulaşma güçlüğü çektiği bir yerde -ki zaten Osmanlı yer adlarını
değiştirmemiştir- öz Türkçe yayla isimleri mevcuttur. Prof.
Koch'un kaydettiği Türkçe yer isimlerinin önemlileri şunlardır: Çağırankaya
(Arıcı-Deveci s.17), Demirdağı veya Temirtağı (s.19), Ortaköy (s.23), Çoban
dere (S.32), Şeytan dere (s.32), Çobanköy (s.33), Ot deresi (s.45), Balkar
suyu ve Balkar köyü (s.52), Hala suyu ve Hala köyü (s.59). Ayrıca Kanlıdere,
Kavran deresi, Cennet dere, Furtuna deresi ve Fırtınanın bir kolu olan Büyük
dere de Koch'ub zikrettiği Türkçe isimlerdir. Hemşin
yöresinde görülen Türkçe dağ, yayla ve göl adlarına başka örnekler de vermek
mümkündür. Davalı yaylası, Anadağın Denizi, Gölgeli Göl, Karadere bunlardan
sadece birkaçıdır. Karl
Koch'un kaydettiği Dasçeh deresi üzerindeki köprüye ait bir Türkçe kitabede
ise şunlar yazılıdır: "Güzel ve iyilikle dopdolu, Tuna Nar Mustafa Ağa,
Muhammedoğlu tarafından, Hicri 1212 yılında (1797/9) kuruldu." Rize'nin
sahil kesimlerinde Cumhuriyet öncesi Türkçe isimlere rastlamak son derecede
zor iken, hemşin yöresinde çok sayıda örnek bulunması ilginçtir. Bunun
sebebi, sahil kesimindeki (eski Kımmer ve Saka'lar müstesna) Türk
yerleşiminin daha geç tarihlerde meydana gelmesine karşılık, Hemşin'de
Türklerin daha 626 yılında yerleşmiş olmalarıdır. |