TEHLİKE ÇANLARI KARADENİZ İÇİN ÇALIYOR
|
|
Karadeniz'e
yönelik çevre kirliliği ekolojik dengeyi bozdu ve Karadeniz ölü bir deniz
olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Daha önce Karadeniz'e hayat veren
Tuna, Don ve Dinyeper nehirleri, son 30 yılda tam tersi bir etki meydana
getirdi ve Karadeniz çok büyük bir tehdit altına girdi. Bilindiği gibi Karadeniz'de denizin
altında hayat yok. Canlılar sadece yüzeye yakın kesimde yaşıyorlar. Ancak
kirliliğin aşırı boyutlara varması ile canlıların yaşamasına müsait yüzeydeki
tabaka iyice inceldi. Bu tabakanın incelerek yok olması Karadeniz'in ölü bir
deniz haline gelmesi anlamına geliyor. Karadeniz'e kıyısı olan Bulgaristan,
Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu, Türkiye ve Ukrayna, kirlilikte önemli
paya sahip ülkeler. Ancak çevre felaketinin tek sorumlusu onlar değil. Avrupalılar Karadeniz'i Kirletiyor Kara Avrupa'sının üçte birine tekabül
eden 17 ülkenin, büyük bölümleri ve 13 başkenti dahil, toplam 160 milyon
insanın ürettiği kirliliğin nihai varış yeri Karadeniz'dir. Sanayi atıkları,
kanalizasyon, türevleri ile birlikte petrol ve diğer kimyasal maddeler,
nehirler vasıtasıyla Karadeniz'e taşınıyor. Karadeniz Kültür ve Çevre Derneği'nden
yapılan açıklamaya göre Tuna nehri her yıl 10 milyon 830 bin ton kirletici
maddeyi Karadeniz'e taşıyor. 81 milyon nüfusun yaşadığı yerleşim yerlerinden
geçerek Karadeniz'e gelen Tuna, her yıl 9 milyon 800 bin ton organik madde,
575 bin ton inorganik azot, 55 bin ton inorganik fosfor, 30 bin ton organik
fosfor, 90 bin ton demir, 206 bin ton petrol kökenli kimyasallar, 48 bin ton
deterjanlar, 12 bin ton çinko, 6 bin ton manganez, 4 bin 500 ton kurşun, 2
bin 600 ton fenoller, 1 700 ton arsenik ve 80 ton cıva getirmektedir. Petrol Kirliliği Araştırmalara
göre, Karadeniz'e her yıl 110.000 tondan fazla petrol karışmaktadır. Bu
petrolün 57 bin tonu Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerden kaynaklanırken,
sadece Tuna nehrinin taşıdığı petrol miktarı yıllık 53 bin tondur.
Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerden Ukrayna ise 38.000 ton ile en büyük petrol
kirleticisi durumundadır. Karadeniz
ekolojisini tehdit eden en önemli faktörlerden biri de petrol olarak
görülüyor. Her yıl Karadeniz'e akan veya sızan 110.000 ton rakamının korkunç
büyüklükte olmasına karşılık, büyük bir tankerin karışacağı tek bir deniz
kazasının dahi bu kadar petrolün denize sızmasına neden olacağı bildiriliyor.
Bu sebeple Hazar petrollerinin tankerlerle Karadeniz ve Boğazlar üzerinden
taşınmasının kesinlikle doğru olmayacağı ifade ediliyor. Sintine Sularının Olumsuz Etkisi Bütün
bu çevre felaketiyle boğuşarak hayatta kalmaya çalışan Karadeniz eko-sistemi,
bir de uzak batıdan gelen deniz anası benzeri yaratık tarafından tahrip
edildi. Gemilerin yükünü dengelemek için sintine depolarına aldıkları sularla
ABD'nin doğu kıyılarından Karadeniz'e gelen Mnemiopsis Leidyi Latince adlı
taraklı deniz anası, balık yumurtalarını ve denizdeki küçük balıkları ve
diğer canlıları yiyerek besleniyor. 1980'lerin
ortalarında Karadeniz'de görülmeye başlanan bu yaratık, hamsi neslinin
tükenmesinde de baş rollerde bulunuyor. Hamsinin yok olması ise, beslenme
bakımından hamsiye bağımlı olan mezgit, uskumru, kalkan ve palamut gibi
balıkların da azalmasına yol açıyor. Sintine
sularının yabancı maddeler taşıyarak ekolojik dengeyi bozucu etki göstermesi
üzerine, ABD bir kanun çıkararak bu suların ABD iç denizlerine ve göllerine
boşaltılmasını yasakladı. Türkiye de, Marmara ve Karadeniz'e gidecek
gemilerin sintine sularını Ege'de boşaltmalarını mecburi hale getirmelidir. Karadeniz Çevre Projesi; BSEP Bütün
bu çevre felaketi karşısında hiçbir şey yapılmadı dersek yalan olur.
Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerde münferit olarak yapılan çalışmalar 1993
yılında Karadeniz Çevre Projesi (Black Sea Environmental Project = BSEP) adı
altında birleştirildi. Proje
başlıca üç hedefi gerçekleştirmeye öncelik verdi:
1994
yılında merkezi İstanbul'da olmak üzere Program Koordinasyon Birimi faaliyete
geçti. 31 Ekim 1996'da Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya Federasyonu,
Türkiye ve Ukrayna çevre bakanları İstanbul'da biraraya gelerek Karadeniz
Stratejik Faaliyet Planı'nı imzaladılar. Bu toplantıda 31 Ekim gününün
"uluslararası Karadeniz günü" ilan edilmesine karar verildi. Çalışmalar Yeterli Değil İyi
niyetli çalışmalar, özellikle eski Doğu Bloku ülkeleri ile BDT ülkelerinin
bir geçiş döneminde olmaları sebebiyle fazla başarılı olamadı. Zira, gerekli
faaliyetlerin yapılabilmesi maddi imkân gerektirmekteydi ve Karadeniz Çevre
Projesi için Avrupa Birliği, BM Çevre Programı, BM Gelişme Programı gibi
kuruluşlardan sağlanan destek yeterli olmamaktaydı. 1997 Ekim'ine kadar üye ülkelerin
kendi Milli Karadeniz Stratejik Faaliyet Planlarını hazırlamaları
öngörülmüştü. Ancak, özellikle ekonomik sorunlar sebebiyle bu planlar
maalesef hazırlanamadı. Karadeniz Çevre Projesi, Karadeniz'i
kirleten kaynakları belirleme ve kirlilik seviyesini takip etme konularında
önemli işlevler yerine getirdi. Daha önemlisi ileride Karadeniz'i kurtaracak
faaliyetler için hazır bir zemin oluşturmuş bulunuyor. Kirlilik Yükü Çok Ağır Karadeniz çevresinde yaşayan takriben
160 milyon insanın yarattığı kirlilik yanında, Orta Avrupa'da yaşayan 160
milyon insanın kirliliği de Karadeniz'e akmakta ve bu yük Karadeniz'e çok
ağır gelmektedir. Bütün bu ağır çevre şartlarını yaşayan
Karadeniz, sadece İstanbul Boğazı'ndan su alışverişi yapmaktadır. Ancak,
Boğaz derinliğinin sadece Üstelik Boğaz'ın alt akıntısı ile taze
suya kavuşma sevinci de tam anlamıyla kursağında kalmaktadır. Çünkü
İstanbul'un ev atıkları Boğaz'ın altına verilmekte ve oradan da dip akıntısı
ile Karadeniz'e gelmektedir. Sonuç Sonuç olarak, Karadeniz'in kurtulması
için Karadeniz'e kıyısı olan ülkelerin yanında; içinden Tuna, Don ve Dinyeper
nehirleri geçen Avrupa ülkelerini de kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Bu
çalışma ile hem Avrupa'dan nehirlerle taşınan kirlilik hem de Karadeniz
kıyılarından gelen kirlilik belli bir zaman içinde önlenmelidir. Ali Rıza SAKLI NOT: Bu yazı Yeni Düşünce
Dergisinin 1-7 Ekim 1999 tarih ve 651 sayılı nüshasında yayınlanmıştır. |