LÂZLIK MESELESİ

 

Hüseyin MÜMTAZ


 

Evet yazının başında da ifade ettiğimiz problem Hüseyin Avni Alparslan’ın sorduğu gibi “Trabzon Havalisinde oturanlar Lâz mı, Türk mü?” şekliyle kalmamış bir de “Rum mu?” sorusu eklenmiştir.

Önce şu “Lâz” meselesini kısa yoldan halletmekte fayda görüyoruz.

Lâzların Türk olmadığı, başka ırklara bu arada Gürcüler'e mensub oldukları hakkında ileri sürülen iddia ve yayınlar tamamiyle yanlış olup ilmî dayanaktan yoksundurlar (50).

Çoğu da zaten Sovyetler Birliği zamanında komünist ideolojinin hedefleri doğrultusunda “yazdırılmış” metinlerdir. Günümüzde de komünist çağa burun direkleri sızlayarak özlem duyan hümanist, mozayık düşkünü bir avuç müstemleke aydını, iddialarını isbat için başvuru kaynağı olarak sık sık bu tür yayınlara gönderme yapmaya bayılmaktadırlar.

Sakarya şehidi, 42'nci Alay Komutanı Hüseyin Avni Alparslan Bey, Kâtip Çelebi’ye atfen “lâz tabirinin Lezgi’den muharref olduğunu” yazmaktadır (51).

Goloğlu'na göre de “Lâzların aslı Legz'lerdir. Legz'ler Avar tiresinden tanınmış bir oymaktır. Türkler'in Batı Asya ve Avrupa'ya akınları sırasında Legzler'in önemli bir kısmı Karadeniz kıyılarında Trabzon Vilâyeti arazisine yerleşmişlerdir. Legzlerin Batı Asya’da oturanlarına Lâz ve doğuda kalanlarına Lezgi denmiştir. Lezgiler'in Avarlar'dan oldukları ve Lâzlar'ın Lezgiler'den geldikleri şüphesiz, Lâzların Türk soyundan oldukları kesindir” (52).

Halbuki, aynı Heath Lowry gibi tesadüfen (!) İstanbul’daki “Fransız- Anadolu Araştırmaları Enstitüsü” Başkanı olan Stefanos Yerasimos Lâzlar'ın Gürcüler'le akraba olduklarını ileri sürer (53).

Ömer Asan da köklerini araştırırken Yerasimos’a mal bulmuş mağribî gibi sarılır (54).

O zaman bize de Murat Belge, Ömer Asan, Yerasimos ile Kitsikis gibilerin; Giresun Belediye Başkanı’na yazının başında bahsettiğimiz kartları gönderen ve o kartlarda “Lâz = Pontuslu = Yunanlı” iddiasına yer verenlerle ne farkı olduğunu sorma hakkı doğar.

Ve yine nedense kimsenin aklına Onikinci Asırda Gürcistan'a inerek hristiyan olan 40.000 Kuman Türk ailesinin; Gürcü asıllı olduğu iddia edilen Lâzlar'ın tarihin derinliklerindeki kökü olduğunu araştırmak gelmez.. 40.000 aile ortalama 4 kişiden 160.000 kişi eder ki o zamanki bölge nüfusunun içinde hiç te azımsanmayacak bir “çoğunluk”tur bu Kumanlar.. Oniki ve Onüçüncü asırlarda Gürcü ve Trabzon Rum Krallarının ordularında kullandıkları en önemli kaynaklar bu yoğun Kuman nüfusu idi.

Hâttâ Doğu Roma ve Trabzon'daki Komnenos Hanedanı’nın Komnen= Kumanlar'dan gelip gelmediği de kanaatimce dikkatle araştırılmalıdır. Öztuna, Komnen hanedanının ana tarafından Kafkas ırklarıyla karıştığını yazar (55). Bostan da yine Kırzıoğlu’na atfen 1351’de Akkoyunlu Fahrettin Kutluğ Bey'le evlendirilen Despina Komnen'in annesinin Kuman Türkleri'nden olduğunu ifade eder (56).

Yine, Bostan aynı eserinde Kırzıoğlu'nun, Lâzlar'ın Türk olduğunu; Kâzım Mirsan'ın da Lâzların kökeninin Etrüsk Türkleri'ne dayandığını belirttiklerini söyler.

“Lâzistan” tabiri, Tanzimat devrindeki idarî yapılanmanın gerektirdiği bir düzenleme neticesinde eski Batum Sancağı'nın adının değiştirilmesi ile kullanılmıştır. 1870 - 71 tarihli Trabzon Salnamesi Lâzistan Sancağı'nın Batum, Acara, Aşağı Acara, Maçahel, Arhavi, Gönye ve Hemşin nahiyelerinden teşekkül ettiğini yazmaktadır.

Buna H. Avni Alparslan’ın getirdiği yorum ise şudur:

“Osmanlı Türkleri'nin ad takmaktaki suçları: Bu sancağın adına Lâzistan demeleri şaşılacak nesnedir. Bu yerde yaşayanların dörtte üçü Türk iken bu yerleri Lâzistan, Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan, Boşnakistan, Arnavutluk, Arabistan, Kürdistan, Ermenistan, Gürcistan yaptığımız için kırpıldık, bu kılığa girdik. Hükümet uluları bunu kamu yanıyla düşünse gerek. Ülkemizin sahibi olmak istiyor isek en küçük köyümüze kadar adları Türkçe yapalım. Ermenice, Rumca, Arapça değil.. Böylece ülkemizi levnîmize boyayalım” (57).

Rahmetli Hüseyin Avni Alparslan'ın bu tesbiti üzerine ayrıca en az bu hacimde birkaç makale yazılabilir. Gelinen nokta ise maalesef üzücüdür ve iki çok önemli meseleyi gözler önüne sermektedir:

1. Şimdiki mozaik edebiyatı meraklılarının ısrarı halinde işin nereye varabileceği meydana çıkmaktadır.

2. İmparatorluk zamanında “vatan” olan yerlere ısrarla değişik isimler takmamız neticesi yeni devletler türemiştir. Cumhuriyet devrinde de malûm çevrelerin bir kısım vatan toprakları için yeni isimler teklif etmeleri ve federasyon ısrarları aynı neticeyi doğurmayacak mıdır?

Bu bahsi, Trabzon Türkocağı’nın 1926’da yayınladığı ve Lâz kelimesini reddeden kapsamlı beyannamenin sonuç bölümüyle bitirelim (58):

“Bu halk tarihen Türk’tür. Ve şimdiye kadar bir defa olsun bu havalide ayrı bir millet endişesi görülmemiştir. Türk bünyesine bu derece kaynamış, bizzat o bünyeyi teşkil etmiş olan bu öz Türklere -Lâz- diye hitabedenlere sorarız ki, bu fikrinizi hangi ilmî esasa istinad ettiriyorsunuz? Karadeniz ve havalisine dair etnegrofik tetkikatınız nelerdir? Ve gafillere sorarız ki, Türkiye hudutları dahilinde Türk'ten başka bir unsur olmadığı ve büyük milletin vicdanı milliyesini temsil eden büyük meclisin bu hususta bir de kanun yaptığını işitmediniz mi? Sizin cehaletiniz, halkın millî izzeti nefsini rencide ediyor. Anlamayarak kullandığınız -Lâz- kelimesinin telâffuzundan sakınınız..”

-----------------------------------------------

50.     M. Vanişili - A. Tandilava. Lâzların Tarihi.

51.     Türk Dünyası Tarih Dergisi. Sayı 105. Sayfa 34.

52.     Goloğlu. age. Sayfa 109.

53.     Yerasimos. age. Sayfa 275.

54.     Asan. age. Sayfa 27.

55.     Öztuna. age. Cilt 1. Sayfa 451.

56.     Bostan. age. Sayfa 304.

57.     TDT Dergisi. Sayı 105. Sayfa 39.

58.     Dr. İbrahim KARAER. Türk Ocakları Yayını. Sayfa 167.

 

 

Araştırmanın Devamı Olan Diğer Bölümler:

Rumluk Meselesi

Sonuç