DOĞU KARADENİZ'İN MİLLİ TARİHİ
|
|
Takdim Doğu Karadeniz'in tarihi konusunda uzman olan Prof.
Fahrettin KIRZIOĞLU, 19.11.1986 tarihinde Rize'de önemli bir konferans vermiş
ve 17 sayfadan ibaret olan konferans notlarını da Rize Halk Kütüphanesine
bırakmıştı. Zamanında isteyip de alamadığımız bu konferans metni nihayet
elimize geçti, fakat Kırzıoğlu Hoca'nın bilimsel titizliği ve bütün
dayanaklarını ortaya koyması sebebiyle, bu metin tarihçi olmayanların kolayca
anlayabileceği bir özellik göstermemekteydi. Aşağıdaki metin, 17 sayfalık bu konferans metninden
tarafımızca özetlenerek ve mümkün mertebe anlaşılır hale getirilerek sizlere
sunulmuştur. Ali Rıza SAKLI DOĞU KARADENİZ'İN
MİLLİ TARİHİ Prof. Fahrettin KIRZIOĞLU Önasya'da İlk Türk Uruğları:
Kımmerler Ve Sakalar Orta Asya'dan batıya doğru göçlerin
tarihi çok eskidir. M.Ö. 2000'lerde atlı-göçebe hayat süren, at eti yiyen,
kısrak sütü içen KIMMERLER göç ederek Kafkas sıradağları ile Karadeniz'in
kuzeyine yerleşmişlerdir. Soydaşları Kımmerler gibi yaşayan ve
sonraki Oğuzlar (Türkmenler)'ın ataları olan SAKALAR, M.Ö. 720 yıllarında
Hazar Denizi kuzeyinden gelerek Kımmerler'in ülkesini işgale başladılar. Prof Zeki Velidi Togan'ın tespiti ve
en eski destani Gürcistan tarihi "Kartlis-Çkhovreba" da anıldığı
gibi, sonraki HAZAR ve BULGAR adlı Kıpçak kolundan gelme Türklerin
ulu-ataları sayılan Kımmerler'in Azak Denizi ile Kafkaslar arasındaki kolu,
SAKALAR'ın baskısıyla M.Ö.714 yılında yurtlarını bırakarak Kafkas Geçitlerini
aştılar, Kür, Aras ve Çoruh boylarına yayıldılar. Kımmerler'in bu ilk göçleri
Gürcistan Destanında; "Hazarların Gürcistan ve komşularını esarete
aldıkları ilk seferi" diye anılır. Hakimiyetlerini Doğu Avrupa'ya kadar
yayan Sakalar, M.Ö. 680 yılında itaat etmeyen son Kımmerler'i de kovalayarak
Kafkas Geçitlerini aştılar ve Azerbaycan, Gürcistan ve eski Urartu ülkelerine
yayıldılar. Doğu Karadeniz'de
Türk Yerleşiminin Tarihi Sakaların Kalaç adlı uruğunun bir kolu
olarak, Doğuda Gence_Kazak kesiminden batıda Çoruh Ağzı'na varıncaya kadar
yayılan, en batıda Şavşat, Ardanuç, Artvin, Borçka ve Gönye'yi içine alan
sancağın Kalarç adı taşıdığı tespit edilmiştir. Bunların
"Kalaç" adlı büyük Türk uruğunun bir kolu olarak Saka göçleriyle
Aşağı Çoruh boyu ve Rize-Batum arasında yerleştiği anlaşılıyor. Öteden beri
buradan Karadeniz'e doğru esen sert, kuru ve kayıkları deviren yele de,
Batum-Rize arasında hala "Kalaç-yeli" denmesi de 2700 yıllık
bir Türklük belirtisidir. Çoruh-ağzına kadar ki Kalaç boyundan
başka, bayburt-İspir kesiminde "İspir"e adını veren Sakaların
SESPEİR yahut HESPER boyu buralara yerleşmişti. Bundan başka M.S.131 yılında
Rize'de tespit edilen "Askur/Azgur" adlı Oğuz Boyu'nun Rize'nin
doğusundaki Askuros deresine adını verdikleri anlaşılmaktadır. Rumca'da
kelimelerin sonuna eklenen "os" şeklindeki ek, kelimeyi bu son
haline getirmiştir. M.Ö.120 yıllarında Sakaların Arşak
kolundan gelen Val-Arşak'ın oğlu Arşak, yendiği Pontluları baskı altında
tutabilmek için Kafkas Geçitleri ötesindeki Bulgarlardan (Balkar
Türklerinden) kalabalık bir kolu ülkesine getirterek Buğdayı bol düzlüklere
(Bayburt çevresine) ve Çoruh solundaki dağlara yerleştirildi. Bu yüzden
Bayburt-İspir kuzeyindeki sıradağlara Balkar'dan hece kayması ile
"Barkal" ve buradan güneye esen yele de "Barkal-yeli"
denilmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Barkal Dağı'ndadır. M.Ö.77-57 arasında bölgeyi kaybeden
Arşaklılar, M.Ö.56-33 arasında yeniden Çoruh boyları ve Rize bölgesine hakim
oldular. İlk Partlı hükümdarı Arşak tarafından
M.Ö.250'lerde İran'da Hamadan topraklarına yerleştirilen ve gittikçe yükselen
"Manua" adlı pehlivan yapılı yiğidin uruğunu (360 yıl sonra)
Ardaşes tatlılık ve taltif ile getirterek onlara arazi vermişti. Revan
kuzeyinde yerleşen bu uruğa "Amad-Uni" (Hamad-hanedanı) denilmeye
başlandı. İşte bu Horasanlı Türkmenler, sonradan ateşe tapan Sasanlı İran
baskısından kaçarak Bizans idaresindeki Rize bölgesine M.S.626 yıllarında gelip
Hemşen/Hemşin bölgesine yerleşerek adlarını bölgeye vermişlerdir. Arşaklı hükümdarı III.Tiridat'ın
katibi Agatangelos'un Yazdığına göre Hıristiyanlık bazı Türkmen boylarında
benimsendi ve Gümüşhane'deki Sadak, Trabzon, sonra Kalarç'tan (Aşağı Çoruh - Rize)
Nusaybin'e varıncaya kadar yayıldı. Lazlar Ve Hemşenlilerin Rize'ye
Yerleşmeleri Lazlar: Türklerin "sarı saçlı, gök
gözlü" sarışın ve kumral Kıpçaklılar kolundan gelen Lazların ataları,
ikiz-adlı olarak tanınmıştır. ALAZAN = Alazlar, LAZLAR, ÇANARLAR şeklinde
anılmışlardır. M.Ö. V. yüzyılda Herodot İskitlerin (Sakalar) ekincilikle
uğraşan Alazon (Alazlar) boyundan bahseder. İslam kaynakları ve Ermeni
kaynakları bu savaşçı ahaliyi Sanarlar veya Çanarlar olarak kaydederler. M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan
Romalı PLINIUS, Karadeniz'in doğu kıyısında Lazlar adlı bir kavim yaşadığını
bildirir. M.S.131 yılında Karadeniz kıyılarını gemi ile dolaşan Romalı
ARRIANNOS Sokum'a kadar hakim olan Lazlar ve kralları Malasus'tan bahseder. Böylece, biri Karadeniz'in kuzey
batısında Bucak kesiminde, biri doğusunda Abaza-Megrel arasında ve biri de
Kuzey Azerbaycan'da Şirvan batısında İki Alazan boyunda olmak üzere üç
bölgede Alazon, Çanar ve Laz kollarının dağılarak yaşadığını görüyoruz.
Bunlardan Karadeniz'in kuzeyindeki kolun 958 yılında Hazar Kağanı Yusuf'un
ünlü mektubunda bir hazar uruğu olarak "Çan" veya "Çanar"
adının bir şekli olarak "Zanar" deyimini hem Lazlar hem de göç
ederek boşalttıkları bölge adı olarak kullanmaktadırlar. Öteden beri Türkiye'yi bölüp
parçalamayı gözeten Ruslar ve Gürcüler, Lazların Müslüman Gürcü ve Megrel
soyundan olduğu yalanını Ansiklopedilere ve okul kitaplarına yazmışlardır.
Lazların, 1555'te kayıtlı bilgilerde açıkça görüldüğü gibi eşlerinin ve
çocuklarının namusuna sahip olmayan Gürcü-Megrel kültürü ile bir ilgilerinin
olmadığı sosyolojik olarak da açıkça ortadadır. Namusu için adam öldüren bir
anlayışa sahip olan Lazların bunlarla bir alakasının olmadığı açıktır. Hemşenliler: Horasan'dan
M.Ö. 250 yıllarında boy beyleri Mauna ile HAMADAN bölgesine muhafız
Türkmenler olarak gelen, oradan Küçük Arşaklı Hükümdarı ARDAŞES tarafından
110 yıllarında saygı ve özenti ile getirilip, Gökçegöl-Akagöz dağı arasına
yerleştirilince, Hamadan'a gelişlerine göre AMAD-UNILER adıyla anılan kabile,
tabiatiyle 301 yılında Türkmen Dedesi Horasanlı Pren soyundan Arşaklı Aziz
Grigor'un eliyle, çağın "Hak Dini" sayılan Hz. İsa Dinine
girmişlerdi. Fakat, anadilleri Türkmen-Oğuz ağzını unutmadıklarından,
Rize'nin doğu kesimine göçerken de yine adlarının Türkçe olduğunu görüyoruz. Mamikonlu HOHANES'in bildirdiğine
göre, Bizans Kayser'i Herakliyus, Sasanlı Şehinşahı II.Khosrov'a savaş açtığı
sırada (626 yılında) Gürcü beyi Vaştyan'ın tahrip ettiği Dampur şehrini
Amad-Uni'li uruğu beği Hamam, yeniden imar ederek kendi adını verip Hamamaşen
(Hamam-Abad/Hamam'ın şenlendirdiği) dedi. Selçuklu Fethi ve Çepni Türklerinin Yerleşmesi (1080) 2.Selçuklu
Sultanı Alparslan (1063-1072), 1064'te Ağrı dağı çevresi ile Kars ilini
fethettikten sonra, 2. Batı seferinde Tiflis'i Arap-Caferoğulları
Emirliğinden aldı. 1068 yılında da Ahıska, Ardahan ve Ardanuç çevresini aldı.
3.Batı seferinde ise 1071 Malazgirt Zaferiyle büyün Doğu Anadolu'yu ve bu
arada Erzurum - Gümüşhane - Erzincan bölgelerini fethetmişti. Sultan Melikşah (1072-1092) çağında
Selçuklular, Danişmendli Emir Ahmed başbuğluğundaki ordusu ile Bizans'ın
müttefiki sayılan Abhaz-Gürcistan Kralı II.Giorgi'nin kalabalık ordusunu 24
Haziran 1080 günü yenerek büyük bit zafer kazandı. Bu sebeple bütün Çoruh
boyları ile birlikte, Acara-Rize-Trabzon bölgeleri de fethedilip Karadeniz
kıyıları ele geçirildi. Gürcistan kaynaklarına göre bu zafer üzerine,
Türkistan'dan göçüp gelen Ebu Yakup ve isa Böri başçılığındaki kalabalık
Türkmenler develeri, at yılkıları ve koyun sürüleriyle birlikte bu yeni
fethedilen bölgelere gelip yerleştiler. Bu sırada 80 bin obalı Türkmen
Çepnilerin de Trabzon bölgesi ve çevresine gelip yerleştiği anlaşılıyor. Ancak I.Haçlı Ordusu'nun İznik'i
alması ile güçlenen Bizanslılar 1098 yılında donanma ile gelerek Türklerin
Trabzon emiri olan Sülü Beğ'den Trabzon'u almışlardır. Bundan sonra denizden
takviye alarak kasabalarda tutunan Bizanslıların köylerdeki Türkmenleri
buralardan söküp uzaklaştıramadıkları sonraki kaynaklardan anlaşılıyor. Kıpçaklı Kumanlı Türklerinin Rize
Bölgesine Yerleşmeleri (1204) Aphaz-Kartel
Kralı IV.David 1098 yılında Kıpçaklar Hükümdarı Şara-Khan oğlu Atrak'ın kızı
ile evlendi. Selçukluların zayıflamasını fırsat bilerek kaynatasının
milletinden yararlanmak isteyen IV.David, Kıpçak milletinin hem komşuluk hem
de yoksullukları yüzünden istifade edeceğini düşünerek, Atrak Han'a elçiler
gönderip 1118 yılında 40.000 seçkin savaşçı ve 5.000 köle olmak üzere 45.000
kişiyi Tiflis, Arpaçay boyları ile İspir ve Bayburt dışındaki bütün Çoruh havzasına
yerleştirdi. 1195'te Kafkasların kuzeyinden
"Yeni-Kıpçaklar" gelince, onlara da Tamar dağında Eski Kıpçakların
yurtlarından yerler verildi. İşte bu yüzden eski Başkumandan Kıpçaklı
Kubasar'ın ailesi ve akrabası göçerek Rize bölgesine geldiler. Bugünkü
Kumbasar ailesi, 1195 yılında Rize'ye yerleşen ve 1461'de Osmanlı'nın bölgeyi
fethi ile Müslüman olan soylu Kubasar hanedanına mensuptur. Abhaz-Gürcistan Kraliçesi Tamar, haçlı
ordusuna yenilerek kendisine sığınan Komninoslu I.Alexis'e Kıpçaklı ordusu
ile yardım ederek, onun Nisan 1204 yılında Trabzon İmparatorluğu adıyla yeni
bir devlet kurmasının temin etti. Bu sırada Rize ve Trabzon bölgesine
Kıpçaklı askerlerden bir çokları gelip yerleştiler. Fetih Öncesi Durum 1214 yılında yenilerek Sinop şehri ve
limanını Selçuklulara bırakan Trabzon İmparatorluğu, giderek ancak
Giresun-Trabzon-Rize kesimini elinde tutabiliyordu. Ellerinde tuttukları
yerlerde dahi, kırlık alan, kaleler dışında bulunan yerlerle yaylalarda
Türkmen obaları ve Rize'de dahil olmak üzere bir çok yerde Çepniler
yaşıyorlardı ve hakim durumda idiler. 1228 yılında Melik adlı bir serdar
önderliğinde Bayburt üzerinden gelerek Maçka yoluyla Trabzon'a varan bir
Selçuklu ordusu şehrin surları önüne kadar varmıştı. Surlara kapanan tekfur
askerleri dışarı çıkmadıkları için geri dönmüşlerdir. Bölgedeki kalabalık Çepniler Trabzon
devletine vergi vermeyip, savaşta Selçuklu ordusuna asker vermekle yükümlü
idiler. 1264 yılında Sinop üzerine sefer yapmak isteyen II.Andronikos'u
kalabalık Çepniler engellemişlerdi. Osmanlı fethine kadar Trabzon bölgesi;
Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Ordu'daki bayramlı Türkmenlerinin akın edip, haraç
aldıkları bir yer olmuştur. Rize ve Trabzon'daki Kıpçaklı Türkmenler çoklukta
olup, bu yüzden babası Basil ölünce 1340'ta Trabzon'da tahta geçen kızı
Anna'ya Türkçe "Ana-Kutlu" deniliyordu. 1390 yılında Giresun'u alan Hacı
Emiroğlu Süleyman, şehri Bayrameli'ye (Ordu'ya) bağlamıştı. Trabzon
tekfurluğu 1453'te İstanbul'u alan Fatih'e haraç ödemeye başlamıştı. Osmanlı'nın Bölgeyi Fethi (1461) Fatih Sultan Mehmet,Komninoslu bir
anadan doğan ve Komninoslulardan evli olan Akkoyunlu Padişahı uzun Hasan'a
rağmen, 1461 yazında ordusuyla gelince tekfur aman dileyerek savaşsız teslim
oldu. Aynı 1461 yılında, doğuda Çoruh-Ağzı'na
kadar ki yerler ve arada Rize'de savaşsız fethedilerek bütün buralar yeni
kurulan Trabzon Sancağı'na bağlandı. Şehir ve kasabalara gönüllü ve sürgün
olarak Çorum-Amasya-Tokat ve Samsun bölgelerinden Türkler getirilerek
vergilerden muaf olarak 1464 yılına kadar yerleştirildi. İkinci Fatih devri iskanı 1466'da
Konya/Karaman-eli fethedildikten sonra şehir ve kasaba halkının çoğu
İstanbul'a, azı Trabzon Sancağındaki şehir, kasaba ve köylere, Rumeli ile
Trabzon ve Rize köylerine yerleştirildi. Bu yüzden her iki iskan sırasında
gelen Müslüman Türkler, buralardaki Kıpçaklı ve yerli ahaliyi gönüllü
Müslümanlığa kazanırken, Osmanlı vergi defterlerinde kimlerin hangi göçmenin
irşadıyla Müslüman olduğuna işaret edilmiştir. 1486 yılından, yani Fatih'ten 25 yıl
sonra tutulan ilk tapu Tahrir Defterinde şimdiki Rize bölgesi; Rize, Atina
(Hemşin dahil Pazar) ve Lazluk (Ardeşen, Fındıklı (Viçe), Arhavi, Hopa) adlı
üç kaza halinde Trabzon'a bağlı olduğu belirtiliyor. Sultan II. Bayezid oğlu Şehzade Sultan
Selim (Yavuz)'in 1511 yılına kadar ki 20 yıllık Trabzon Sancak Beyliği
sırasında 1501-1507 yıllarında aşırı Şiilik ile Akkoyunlu Sunni Devletini
yıkan Şah İsmail'in kırgın ve zulmetinden kaçan Akkoyunlu Türkmenleri, en
yakın Osmanlı toprağı olan Trabzon Sancağına aileleriyle gelip sığındılar.
Yavuz bunları Trabzon ve Rize bölgesine iskan ederek geçimlerini
kolaylaştırmak için onlardan kurduğu ordu ile Kutay şehrini alarak Batı
Gürcistan'ı kendine tabi kıldı. Şehzade Sultan Selim çağında Trabzon
ve Rize yöresine o kadar kalabalık Akkoyunlu Türkmeni gelip yerleşti ki,
bugün KE sesini Ç ve GE'yi C biçiminde söyleyenlerin lehçesi, Tebriz ve Revan
Türklerinin konuşmaları gibidir. Göze "Coz", Gemiye
"Cemi", Katipe "Çatip" diyen bu lehçe, Erzurum merkez ve
yakın köylerine Kanuni Sultan Süleyman'ın 1534-1545 yıllarında yerleştirdiği
Tebriz'li Akkoyunluların lehçesiyle de aynıdır. Rize-Trabzon bölgesine dördüncü iskan,
Yavuz Sultan Selim'in Padişah olduktan sonra, Mısır-Kölemen Sultanlarına
meylettiği anlaşılan Maraş-Elbistan'daki Dulkadiroğulları Türkmen Beyliği'ni
1515'te ortadan kaldırınca, oradan gönderdiği Maraşlı ve Dulkadirli oymakları
ile olmuştur. Bu yüzden Dulkadirli uruğunun KÖROĞLU oymağı kolundan Rize'de
Hemşinliler içinde birkaç ailesi Ankara'da yerleşmiş 18-20 kadar
"Köroğlu" soyadını devam ettirenler vardır. Bunun gibi
"Kürdoğuları" adlı Hemşinli aileler de, Şah İsmail zulmünden kaçıp,
Sancakbeyi Şehzade Selim'e sığınanların torunlarıdır. Fetihten sonra Osmanlı
Defterdarlığının tutturduğu ilk beş Tapu Tahrir Defteri, bu konularda önemli
bilgiler içermektedir. Bu defterlerden birinde Mapavri (Çayeli) ahalisinin
"Müslüman", Atina (Pazar) ahalisinden bazı Hemşenli ve öteki
yerlilerin "Kadim (eski) Müslüman", Lazluk kesiminde de 35 köydekilerden
"Kadim (eski) Müslüman"lar, yani Osmanlı fethinden önce Müslüman
olanlar vardır. (Çayeli'nden sadece "Müslüman" diye bahsetmesinin
sebebi, fetihten önce küçük bir yerleşim yeri olan Çayeli'nde esas yerleşimin
fetihten sonra gerçekleşmesi sebebiyle olsa gerek... A.R.Saklı) Rize Adının Menşei Sakaların Kahalyb boyundan kalma
olarak Erzincan'ın eski adı ERİZA/EREZ şeklinde idi. Alaz adının başındaki A
sesi yutularak Laz biçiminde söylenmesi gibi, Rize'de Eriza'dan türemiş
olabilir. Rize'ye eski Erzincan'ın adı, adaş olarak verilmiş olabilir. |
|
|
|