ÖZELLEŞTİRMENİN KARADENİZ'E MUHTEMEL ETKİLERİ

İbrahim MOLLAMEHMETOĞLU(*)

 


  

        Sovyetler Birliği’nin çökmesi, devletin ekonomideki başarısızlığını çarpıcı biçimde göz önüne serdi. Bundan sonra özelleştirme, bütün dünyada daha fazla taraftar bulmaya başladı. Bu çerçevede, Türk ekonomisi de giderek özelleştirmeye daha fazla önem veriyor. Hatta özelleştirme; geri dönüşü olmayan, ancak zamanlaması tartışılabilen bir mecburi yön haline geldi. Bu mecburi yönelişten bütün Türkiye gibi Karadeniz Bölgesi de elbette etkilenecektir. Bu yazıda, Karadeniz ekonomisinin özelleştirmeden muhtemel etkileniş şekillerini ve neler yapılabileceğini ele alacağız.

        Karadeniz ekonomisi, tarım ve tarıma dayalı sanayi ağırlıklı bir yapı arzetmektedir. Bu yapı içerisinde, yapılacak özelleştirmenin konusu elbette tarıma dayalı sanayi kuruluşları olmaktadır. Ancak bu kuruluşlar, yaptıkları destekleme alımları ile tarımı desteklediklerinden, özelleştirmenin tarım üzerinde önemli etkileri sözkonusu olacaktır.

        Devlet kaynaklarını tükettikleri gerekçesiyle özelleştirmeye konu edilmesi düşünülen ürünler; Fındık, Tütün, Şeker ve Çaydır. Bunlardan ilk ikisi ile son ikisini ayrı ayrı değerlendirmek gereklidir. Fındıkta, yarı özel bir piyasanın mevcut olması, Tütünde ise özelleştirme sonrası alternatiflerin var olması, özelleştirme kolaylığı olarak görülmektedir. Şeker piyasası %143, çay ise %145 gümrük vergileri ile korunarak ancak ayakta durabilmektedir. Bu sebeple, bu iki piyasanın gümrük korumasının kalktığı durumda çok kötü etkileneceği ortadadır. Özelleştirme, bu sektörlerdeki gümrük korumasının sona ermesi anlamına gelmemelidir.

        Her dört üründe de, bu ürünlerin işlendiği fabrikalarda çalışanların özelleştirme sonrasında işsiz kalmaları veya mevcut ücretlerinin çok altında çalışma imkanı bulmaları sözkonusu olabilecektir. Tarımsal alanda ise, her bir ürünü üreten çiftçilerin, farklı derecelerde de olsa olumsuz etkilenecekleri kesindir. Etkilenmenin farklılığı, ürünlere göre ortaya çıkabileceği gibi, aynı ürünü üretenler arasında da arazi verimliliği ve sair şartlar sebebiyle oluşabilecektir.

        Bütün bu olumsuz etkilerin sonucunda gerek işçiler gerekse çiftçiler bakımından ortaya bir göç zorunluluğu çıkabilecektir. Bu göçlerin olumsuz sonuçlarını önceki yıllarda başta İstanbul olmak üzere büyük şehirlerimizde yaşadığımıza göre, göçün asgari seviyede kalması için gerekli tedbirler alınmalıdır.

        Bu tedbirlerin başında, kırsal kesimde istihdam imkanı verecek yeni yatırımlar, yeni tarımsal üretim biçimleri ve bireysel teşvikle oluşturulacak üretim ve istihdam imkanları denenmelidir.

        Karadeniz illerinde çalışma imkanlarını artıracak ve bölge ekonomisine katkı sağlayacak somut tekliflere gelince; Kombassan tipi işçi şirketleri kurulması, mevcut sermaye birikiminin ihracata yönelik sanayileşmeye yönlendirilmesi ve devletin üst düzey ekonomi uzmanlarının kontrolünde özel yatırımların fizibilite ve hedefleri bakımından desteklenmesi gibi öneriler aklımıza gelmektedir.

        Ürünler bazında değerlendirme yapmak gerekirse; çayda özelleştirme sonrasında oluşacak yapı son derecede önemlidir. Çaykur’un özelleştirilmesi, bölge ekonomisini son derecede olumsuz etkileyebilecektir. Çaydaki mevcut özel sektörün ürün bedeli ödeme politikası, özelleşecek Çaykur fabrikalarınca da uygulanırsa, üretici, bir-iki sene sonra çay üretip satmaktan vazgeçebilecektir. Bu ise, çay sektörünün ortadan kalkması ve ülke ekonomisinin çay ithal etmek üzere döviz harcaması durumunu doğurabilir. Bu özel durum fark edildiğinden, IMF’ye verilen 3. niyet mektubundan Çaykur ile ilgili kısım çıkarılmıştır. Ancak, bu Çaykur’un sonsuza kadar KİT olarak kalacağı anlamına da gelmemektedir. Çay sektörünün kurtaracak bir yapı açıkça ortaya konulmadan Çaykur’un özelleşmesi doğru olmayacaktır.

        Fındıkta durum biraz daha farklıdır. Fiskobirlik’in üyelerine devri ile esasen devletin fındık üzerindeki kontrolü büyük ortanda kalkmıştır. Türkiye’nin dünyadaki en önemli üreticisi olduğu bu üründe, gerekli ürün farklılaştırmalarının yapılmadığı ve alternatif pazarlama imkanlarının zorlanmadığı düşüncesindeyiz. Fındığın kalp üzerindeki olumlu etkisi ile birlikte alternatif kullanım alanları da konu edilerek Avrupa piyasasında bir reklam kampanyası yürütülmeli ve üretimi kısma tercihinden ziyade talebi artırma opsiyonu önde tutulmalıdır. Fındık gibi bir üründe bunu mümkün görüyoruz. Bu şekilde fındıktaki özelleştirmenin olumsuz sonuçları da ortadan kalkabilecektir.

        Tütüne gelince, bu sahada kaliteye önem vermek ve kalitesiz üretimi teşvik etmemek gerekiyor. Kaliteli tütün üretme imkanı olmayan yöreleri başka tarımsal ürünlere yönlendirmek ve bu şekilde gelir imkanına kavuşmalarını sağlamak önemlidir. Tütün borsasının kurulması ve kalitenin böylece öne çıkarılmasından başka çare olmadığı anlaşılmaktadır. Önemli bir sosyal sorun ise Tekel fabrikalarının sağladığı istihdamın nasıl etkileneceğidir. Gerek üreticinin gerekse işçinin aşırı biçimde etkilenmemesi için etütler yapılmalıdır.

        Şekerde ise çaydaki gibi durum pek parlak değildir. Pancar üreticisine bir yol göstermeden, onun gelir ve yaşama şartlarını kollayan modeller oluşturmadan hareket edilmesi sosyal sorunlar çıkaracaktır. Aynı şekilde şeker fabrikalarınca sağlanan istihdamın olumsuz etkilenmesi, göç ve diğer sosyal etkiler meydana getirebilecektir.

        Sonuç olarak, ülkemizin kaynaklarını tüketen mevcut KİT yapılarından kurtulmadan ekonomimizi sağlam temellere oturtamayacağımız ortadadır. Özelleştirme ise bir sürü sosyal ve ekonomik problemi beraberinde getirmektedir. İlke olarak, özelleştirme sonrasının iyi etüt edilmesi ve özelleştirmenin muhtemel etkileri sağlam biçimde tespit edilmelidir. Bundan sonra, uygulanacak rehabilitasyon programları ile sosyal etkilenmeler sağlıklı biçimde yönlendirilmelidir. Gelir dağılımının son derecede kötü olduğu ülkemizde, özelleştirme ile insanlarımızı açlık sınırına itmeden, ekonomik iyileşmeler sağlayan yeni yapılanmalar arayışı içinde olmalıyız.

---------------------------

        (*) İbrahim Mollamehmetoğlu, Rize’nin Ardeşen ilçesinde doğdu. İlk , orta ve lise tahsilini Ardeşen’de yaptıktan sonra, Atatürk Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. Bir ara ORÜS’te çalıştıktan sonra, bu kurumun özelleştirilmesiyle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na geçti. Halen aynı Başkanlıkta görev yapmaktadır.