|
İŞTE YUNANLILARIN PONTUS HAYALİ |
Bu yazı Yeni
Düşünce Dergisi'nin 13-19 Ekim 2000 tarih ve 2000/42. sayısında
yayınlanmıştır. |
|
|
Pontus
meselesi, çok kısa olarak Yunanlıların Trabzon Rum Devletini yeniden kurma
hayalleridir. Bu hayal uğruna yaptıkları ve yapmak istediklerinin kilometre
taşlarını size özetleyelim. Yunanlılar
daha Osmanlı idaresi altında iken gizli örgütler kurarak İmparatorluktan
ayrılmak için gizli faaliyetlerde bulunuyorlardı. Bu gizli örgütlerin başında
1789'da kurulan ETNİKİ ETERYA (Yunan Milli Cemiyeti) geliyordu. Bu cemiyetin
gayretleri sonucu İngiliz, Fransız ve Rusların da yardımlarıyla 24 Nisan
1830'da bağımsızlıklarına kavuştular. Bundan sonra gayretlerini büyük
Yunanistan'ı kurma, Bizans'ı canlandırmaya çevirdiler. Bu hayallerini ancak
MEGALO İDEA (Büyük Ülkü) nın uygulanması ile başarabilirlerdi. MEGALO İDEA'NIN yeni hedefleri ve faaliyet programları: 1-MORA
YARIMADASINDAKİ RUMLARA İSTİKLALLERİNİ KAZANDIRMAK; bunu 24 Nisan 1830'da
gerçekleştirdiler. 2-BATI
TRAKYA VE SELANİK'İN ALINMASI; bunu 1912-1913 Balkan Harbi sonunda aldılar. 3-EGE
DENİZİ'NDEKİ ADALARI ALMAK; İngilizler 1865 senesinde Ege adalarının bir
kısmını yunanlılara hediye olarak verdiler. 4-ONİKİ
ADALARIN ALINMASI; İkinci Dünya Savaşı sonunda İtalyanlardan aldılar. 5-GİRİT
ADASI'NIN ALINMASI; 1912-1913 Balkan Harbi sonunda aldılar 6-BATI
ANADOLU'NUN ALINMASI; (İzmit-Antalya hattının dışında kalan kısım) Kurtuluş
Savaşı'nda yenildikleri için alamadılar. 7-TRABZON RUM PONTUS DEVLETİNİN TEKRAR KURULMASI 8-KIBRIS
ADASI'NIN ALINMASI; Teşebbüs ettiler. 1974 barış Harekatı'nda yenildiler,
alamadılar. 9-İMROZ-BOZCAADA,
ÇANAKKALE BÖLGESİNİ ALMAK; 10-İSTANBUL'U
ALARAK BİZANS İMPARATORLUĞUNU TEKRAR KURMAK. Bu
programın ilk beş maddesini uyguladı ve başardılar. Geri kalan maddeleri
Türklerin en zayıf zamanında almaları için, çocuklarına, gençlerine, evde,
okulda, kiliselerde anlatır, öğretir, nasihat ederler. Bunu bir kan davası
gibi nesilden nesile aktarırlar. İşte
bu faaliyet programının 7'inci maddesi, Karadeniz bölgesi ile ilgilidir. KARADENİZ'DE GİZLİ FAALİYETLER VE ÇETELER Yunanlılar,
MEGALO İDEA'nın yedinci maddesini yürürlüğe koymak için 1840 senesinden
itibaren çalışmalara başladılar. 1840
yılında RİZE-İSTANBUL arasındaki Karadeniz kıyılarında eski Yunanlılığı
diriltmek için çalışan Rum topluluğu vardı. Bu maksatla Amerikalı Rum göçmeni
rahip KLEMATYOS ilk Pontus toplantısını İnebolu'da şimdi halkın "MANASTIR"
dediği tepede yaptı. Üyelerine zaman zaman ve ayrı ayrı yerlerde gizli çete
teşkilatı kurarak alınan kararların uygulanmasını öğütledi. PONTUS CEMİYETİNİN KURULMASI Karadeniz
bölgesinde eskiden Pontus adı verilen yörede, Rumların, ayrı bir devlet kurma
amacı ile MERZİFON Amerikan Koleji'nde 1904 senesinde kurdukları bir
örgüttür. Teşvik eden bir bölgede yaşayan Ortodoks Rumlardır. Merzifon
Amerikan Koleji Müdürü WHITE, Hıristiyan azınlıklar arasında milliyetçilik
düşüncesi güçlenmeye başlayınca, tüm Hıristiyan azınlıkların Osmanlı
idaresinden kurtulması için desteklenmesini öneriyor ve yardım ediyordu. Bu
maksatla okulda Pontus adlı spor dernekleri kuruldu. Bu derneklere öğrenciler
kaydedildi ve eğitildi. Bu örgüt bine yakın Pontus ideali ile dolup taşan Rum
gencini yetiştirdi. Bu okulun o devirde denetlenmesi, kontrol edilmesi mümkün
değildi çünkü Türk yetkililer giremezdi. Onun için okulun otomobilleri
Rumlara silah ve cephane taşıyabiliyordu. TÜRK GELENEĞİNE SAHİP RUMLAR ÖLDÜRÜLDÜ 1910'da
Pontus adından dergi yayınlanmaya başlandı. Pontus cemiyeti, düşlediği Pontus
devletinin haritasını yaptı. Bu haritada kurulacak devletin merkezi Samsun
olmak üzere Batum'dan İnebolu'ya kadar (Kastamonu-Çankırı, Yozgat,
Sivas-Tokat-Amasya-Çorum-Gümüşhane-Erzincan) bölgeyi kapsıyordu. Ayrıca
bölgede Rum nüfusunu arttırmak için KORDOS adlı bir komite kuruldu. Bu komite
Yunanistan ve Kafkasya'dan Rumları getirip bölgeye yerleştiriyordu. Nitekim
daha önce Samsun yöresinde Hıristiyan nüfusu, Müslüman nüfusun onda biri
(1/10) kadardı. Bu örgüt ve İstanbul'daki Patrikhane'nin teklifi
Yunanistan'ın yardımı ile Samsun Bölgesi'ne dışardan 30 bin yabancı Rum
getirildi. Buna rağmen bölgede 180 bin Müslüman'a karşı 60 bin Hıristiyan
vardı. Bölge Rum ve Ermenileri Türkçe konuşurdu. Yunanistan'dan gelen Papaz
ve öğretmenler, Rumlara Türkçe'yi yasaklayıp Rumca konuşma mecburiyetini
getirdiler. Türk geleneklerine sahip ve Türkçe konuşan birçok Rum'u
öldürdüler. Sayımlarda
rum nüfusunu kasıtlı olarak şişirip fazla gösterirlerdi. Azınlık oldukları
halde Wilson Prensipleri'ne göre bağımsızlık isteyeceklerdi. Bunun bir örneği
Trabzon'da görüldü. Ruslar Trabzon'u işgal gedince Rumlar çoğunlukta
olduklarını iddia ederek, mahalli idareyi istediler. Rum Trabzon Metropoliti
Hirisantos Rusların da işine geldiği için idareyi eline aldı. Birçok ilçe
belediye meclislerini böyle ele geçirdiler. Rum
Pontus Cemiyeti, Pontus Devletini kurmak için Yunanlıların ETNİKİ ETERYA
Cemiyeti ile de sıkı işbirliği içinde idi. Onlara destek sağlıyor, bölge
hakkında bilgi veriyor, onların personeline eğitim yaptırıyor böylece Pontus
azim ve kararlılığını ayakta tutmaya çalışıyordu. Bu maksatla Amasya ve
Samsun bölgesi Rum Metropoliti (din görevlisi) YERMANOS düzenli olarak Pontus
propagandası yapıyordu. Samsun Tütün (Reji) Fabrika Müdürü TOKAMANİDİS,
Komite Başkanı idi, aynı zamanda Anadolu Rumları ile haberleşme ve
koordinasyon görevini yapıyordu. İngilizlerin
Samsun'daki temsilcisi Yzb. SOLTER, bölge Rumlarını gizlice
teşkilatlandırıyor ve onlara silah dağıtıyordu. 4
Mart 1919'da (Yunanlıların bağımsızlık günü) Karadeniz Bölgesinde özellikle
Samsun'da Pontus için büyük gösteriler yaparak, Türklere gözdağı vermeye
çalıştılar. Karadeniz
Bölgesinde özellikle Samsun, Çarşamba, Bafra, Erbaa, Zile ve Tokat
yörelerinde geniş ve etkili şekilde Rum çete faaliyetleri başlatıldı. Türk
köyleri silahsız gençleri askerde olduğu için koruması zayıftı. Köylerde
yaşlılar, çocuk ve kadınlar vardı. Bu eksik ve kötü şartlara rağmen,çetelere
vargüçleri ile direniyorlardı. Rum çetelerin 6-7 bini bulan mevcutları
çeşitli takviyelerle 25 bine ulaşmıştı. Silah yardımı da gördüklerinden Türk
köylerini sindirip nüfus bölgelerini genişletmeye çalışıyorlardı. RUM PONTUS İLAN EDİLDİ 1914-1915
senelerinde bölgede yaşanan Ermeni olaylarında çok etkin olmuş, bu yüzden de
mahkum bile olmuştu. Rum çeteleri çok azıtıp, köy ve kasabaları basıp yakıp
yıkmaya başlayınca yöre idareci ve esnafı Osman Ağa'yı kasabayı Rum
çetelerinden koruması için göreve davet ettiler. Daveti kabul eden Osman Ağa
milis kuvvetleri ile Rumlara ağır darbeler indirerek onları sindirdi. Bölgede
hakim güç oldu ve ünü bütün Karadeniz'e yayıldı. Kuvvetlerine 42 P.A.
numarası, kendisine de fahri Yarbay'lık rütbesi verildi. Bu alay daha sonra
Merkez Ordu Komutanlığı'nın emrine gitmek üzere Ümit Vapuru ile Samsun'a sevk
edildi. Bu
nota Mustafa kemal Paşa'nın 9'uncu Ordu Müfettişi olarak Samsun'a
gönderilmesine ve onun tarafından Kurtuluş Savaşı'nın başlatılmasına vesile
oldu. Olayların böyle gelişmesine bakarak kurtuluş Savaşı'na Karadeniz
halkının Rumlarla mücadelesinin ortam hazırladığını söyleyebiliriz. Anadolu'da
bu olaylar olurken 18 Ekim 1919'da Batum'da fiilen Rum Pontus Cumhuriyeti'nin
kurulduğu ilan edildi. PONTUS AYAKLANMASI Batı
Anadolu'da Yunanlılarla çok şiddetli savaşlar devam ederken, Doğu Karadeniz
Bölgesi'nde rum çeteleri faaliyetlerini artırarak planlı şekilde saldırılara
başladılar. Kuvvetlerini, fiilen savaşanlar, lojistik destek sağlayanlar,
siyasi ortamı oluşturmak için propaganda yapanlar diye üç grupta toplamışlardı. Bu
planlı saldırılar ayaklanma niteliği taşıyordu. Ankara Hükümeti 1920 senesi
başında bu Rum başkaldırısını çok ciddiye almış bu olayın üzerine gitmeye
karar vermişti. Çünkü Pontus cemiyetinin yönlendirdiği silahlı çete grupları
Samsun-Tokat-Amasya yörelerinde baskınlarını artırarak sürdürüyor ve çok
zayiat verdiriyorlardı. Yalnız Samsun'da 699 Türk vatandaşı öldürülmüş, 59
kişi yaralanmış, 15 kişi dağa kaldırılmış, 13 kadının ırzına geçilmiş, 2
milyon değerinde hayvan kaçırılmış, 2 milyon altın değerinde nakit ve mal
almışlardı. Sonuçta;
1641 vatandaş öldürülmüş, 323 kişi yaralanmış, 3723 ev bark yakılıp
yıkılmıştı. Bu tehlikeli gelişmeler karşısında çok sıkışık durumda olmasına
rağmen Ankara Hükümeti, merkezi Erzurum'da bulunan 9'uncu Ordu Komutanlığı'na
(Komutan Yakup Şevki Paşa), Erzurum'daki XV. Kolordu'yu (Komutanı Kazım
Karabekir Paşa) Trabzon Bölgesindeki "Köroğlu" ve
"Eftaldi" çetelerini, merkezi Sivas'taki 3'üncü Kolordu'ya
(Komutanı Alb. Refet Bey) Samsun Bölgesindeki Rum çetelerini takip ve temizleme
görevini verdi. SONUÇ 1
Aralık 1922'de Lozan Konferansı'nın birinci kısım toplantılarında 13 ayrı
oturum sonunda TÜRK-YUNAN AHALİ MUBADELESİ anlaşması kabul edildi. Bu karar
gereği Trabzon vilayetinde (o zaman Samsun'dan Rize'ye kadardı) yaşayan 193
bin Rum, 1923 yılı başında vapurlarla Yunanistan'a göç ettiler. Bu mubadele
sonucu, Karadeniz Bölgesinde Rum ahalisi kalmadı. 1915
senesinde de Ermeni Tehçiri (zorunlu göç) olayı ile bölgede yaşayan 68 bin
Ermeni güneye nakledilmişti. Böylece Rum çeteleri kendi açtıkları kuyuya
kendileri düşmüş, Rum Devleti kuralım derken yerlerinden oldular. Akıttıkları
binlerce insan kanını göç etmeleriyle ödemiş oldular. Ancak
bölgeyi ne Rumlar, ne de Ermeniler unutmadılar. Bizler de şunları hiç
unutmayalım: Birinci Dünya Savaşı sona erince Osmanlı İmparatorluğu ile
itilaf devletler 10 Ağustos 1920'de SEVR Anlaşması'nı imzaladı. Bu anlaşmayı
Ankara TBMM Hükümeti tanımadı ve imzalamadı. Böylece fiilen ölü doğmuş olan
bu anlaşmanın bir maddesine göre Doğu Anadolu, Ermeni ve Kürt'ler arasında
taksim edilmişti. Daha sonra Ankara Hükümeti ile imzalanan LOZAN Anlaşması
(24 Temmuz 1923) SEVR'i kökünden bozmuş ve bugünkü sınırları içerisinde
modern Türkiye'yi yaratan anlaşma oldu. SEVR
Anlaşması imzalanırken, Yunanlılar Batı Anadolu'yu, bütün Ege Adalarını
(Kıbrıs hariç) ve İstanbul'u alabilmek için batılı dost ve müttefiklerine
şirin görünmek ve onların takdirlerini alabilmek için Pontus meselesini
ikinci plana atmış, gündeme getirmemişlerdi. Daha şirin görünüp batılıların sempatisini
kazanmak için (Doğu Karadeniz'i) Ermenilere liman ve dünyaya açılmaları için
vermeyi teklif ettiler ve bu teklifi de kabul ettirdiler. Yunanlıların
bu teklifi nedeniyle temsilcileri VENİZELOS Sevr Konferansı'nda en çok takdir
toplayan politikacı oldu. Yunanlılar Kurtuluş Savaşı'nda yenilip hayalleri
yıkılınca tekrar başa dönüp Pontus meselesini gündeme getirerek sıcak tutmaya
başladılar. GEÇMİŞTEN ALINACAK DERS Batılılar
(Avrupalılar) Türkiye'nin güçlenmesini, büyümesini 30-40 sene sonra kalkınmış,
100 milyonluk Türk Devleti olmasını, kendi geleceklerine tehlike olarak
gördükleri için asla istemezler. Onlar tarihteki Haçlı zihniyetiyle
"Şark meselesini" sürekli sıcak tutmak için fırsat buldukça
kurcalarlar. Şark meselesinin özünde Türkleri Avrupa'dan daha sonra da
Anadolu'dan atmak yatar. Bunun mümkün olmayacağını bildikleri için daha çok
din, ırk, inanç ayrımı yaparak veya İslam dinini politika konusu haline
getirip kardeş kavgalarına sürüklemek ve bu suretle Türkiye'nin güçlenmesini
sekteye uğratmaya çalışırlar. Önce
deneyip uygulayamadıkları SEVR Antlaşması'nı gizli veya dolaylı olarak
gündeme getirip, uygulama ortamı yaratmayı sürekli denerler. Dün EOK ve ASALA
gibi bugün de PKK'nın taşeron olarak kullanılması, Güneydoğu Anadolu'da
"Siyasi Çözüm" ve "Kültürel Otonomi" gibi sloganlarla
yeni ortam arayışına girmeleri bundandır. PKK'yı Yunanistan ve Ermenistan'ın
gizli veya açıktan desteklemesinin altında Yunanlılar için Pontus hayali,
Ermeniler için SEVR'de kendilerine verilen Doğu Karadeniz toprakları yatar. Kürtlerle
hiçbir ilgisi olmayan Karadeniz bölgesine PKK'nın sıçrama arzusu bu iki
devletin çıkarı ve desteği ile olmaktadır. Bunlar Türkiye'nin en zayıf anında
uygulanacak planlardır. Bu nedenle siyasi görüşlerimiz ne olursa olsun,
hepimiz bu konuları bilerek, birlik ve beraberlik içinde olmalıyız. Aksi
taktirde Avrupa Parlamentolarında etkin hale gelen Komünist ve Yeşiller
fırsat buldukça Türkler aleyhine çalışacaklardır. APO
canisine siyasal kimlik kazandırma gayretleri ve Güneydoğu bölgemizin geri
kalmışlığını Kürt sorunu olarak takdim edip bunu da uluslar arası tartışmaya
açma hesapları hep bu sinsi politikanın unsurları olarak bilinmelidir. Bunları
bilerek hareket ettiğimiz, oyunlara gelmediğimiz taktirde Türkiye'nin
gelişmesi, büyümesi ve kuvvetlenmesi hiç kimse tarafından önlenemeyecektir.
Türkiye, uniter bir devlettir ve öyle de kalacaktır. Vural DÖNMEZ |