|
ŞİMDİKİ SOSYAL YAPI VE KÜLTÜR ÖZELLİKLERİ ERMENİ MESELESİ |
Hüseyin MÜMTAZ |
|
|
Ne
yalan söyleyeyim, Yahudi asıllı TC vatandaşı ve işadamı İshak Alaton'un 1991
sonu - 92 başında Türkiye'de bir hükümet bunalımı esnasında ve geçiş
döneminden istifade ederek Trabzon Limanı ile ilgili arayış ve yoğun
çabalarını “işbilirlik insayakı”na bağlamış; “genleri”nin icabı, kâr kokusu
alınca meselenin Türkiye'yi ilgilendiren siyasî yönünü önemsemediğini ve
ikinci plâna attığını düşünmüş ama yine de kendimizi koruma içgüdüsü ile
icabını yapmıştık (42). Bijiskyan’ın
“Pontus Tarihi”nin okurken şu satırlara rastlayınca işin içinde iş olduğu
kanaatine vardım ve meseleye bir başka gözle de bakma lüzûmu hissettim: “Yafet’in
ırkından Yafet adlı birinin gelip kaleyi (Trabzon kalesi H.M.) yapmış
olduğuna dair mevcut bir anane vardır ki bu şahsın bir Ermeni reisi ve belki
de Hayk’ın oğlu olması düşünülebilir. Horen’li Moses de Kral Valarşak’ın
Pontus’u intizama koyduğunu, halkın isyanı üzerine de Ermeni Kralı Arşak’ın
orasını tekrar zaptederek dünya tarihinin 3875 senesinde (? H.M.) Karadeniz
kıyısında bir taş diktiğini, mızrağını taşın içine batırırcasına kuvvetle
vurduğunu ve Pontuslular'ın buna ilâhi bir nişane olarak taptıklarını, fakat
daha sonra tekrar isyan ederek taşı denize attıklarını söyler” (43). Görüldüğü
gibi Ermeniler, Ermeni Kralı Arşak’a destani bir güç vehmederek, hâttâ Anglo
- Saksonların meşhur Ekscalibur’una göndermeler yaparak insan ve doğa üstü
bir karakter portresi çizmeye çalışmaktadırlar. Ermeniler'in
Karadeniz'e mitolojiden kaynaklanan bu ilgilerinin daha sonraları da
eksilmeden devam ettiğini görüyoruz. Paris
Barış Konferansı’na katılan İngiliz heyeti için hazırlanan 7 Şubat 1919
tarihli memorandum Giresun - Sivas - Mersin hattının doğusunda kalan
toprakları Ermenistan’a vermekte; Amerikan delegasyonu için hazırlanan 21
Ocak 1919 tarihli tavsiye raporunda ise “Trabzon'un Ermenistan'a bırakılması
gerektiği” ifade edilmektedir. Fransız
Harbiye Nezareti 1 Mart 1919'da bölgedeki görevlisi Albay Chardiguy'ye,
“Ermenilere Trabzon'da bir deniz kapısı tanınacağını” bildirmektedir.
Marsilya Pontuslular Kongresi Temsilcisi C.G. Constantinidis, Ermeni
Delegasyonu Lideri Bogos Nubar Paşayı Paris'te ziyaret eder ve Trabzon'un
Ermenilere verilmesi konusunda anlaşırlar. Venizelos ta İzmir'i elde etmek
uğruna Trabzon'dan Ermeniler hesabına vazgeçmeye razıdır. Hâttâ
Kongre’nin 3-4 Şubat tarihli oturumunda yaptığı konuşmada Trabzon’un
Ermenilere verilmesi gerektiğini savunur (44). Sabahattin
Özel, Karadeniz’de Ermeni emellerinin temelinin Paris Barış Konferansından
çok öncelere dayandığını, Prof. Enver Ziya Karal’a atfen söyler (45). Gerçekte
Ermeniler’in Paris Barış Konferansı öncesi, esnası ve sonrasında Karadeniz’le
ilgili isteklerinin en ufak bir dayanağı yoktur. Karadeniz’deki nüfusları;
Anadolu’nun herhangi bir yerinde “kendi azınlık” mevcutlarının bile çok altındaydı.
Karadeniz üzerinde hayali olan Rumlarla zaman zaman işbirliği yapmış, zaman
zaman çatışmış, duruma göre de silâhlı çeteler teşkil edip yerli, fakat
çoğunlukla da yabancı güçler tarafından işgal edildiği için korumasız olan
Türk halkına karşı mezalime girişmişlerdir. Genelde
Karadeniz’de tutunmak üzere Trabzon’u istemekteki asıl amaçları kurulacak
Ermeni Cumhuriyeti'nin yaşayabilmesi için kıyıda bir limana duyulan
ihtiyaçtı. Ermeni
Bogos Nubar, Rum Patrik Vekili Droteos ile Yunanlı Venizelos’un 1919’da bu
konuda gösterdikleri güç birliği ve Ermenistan - Erzurum üzerinden Trabzon’a
yapılması düşünülen demiryolu projeleri; Yahudi asıllı İshak Alaton’un
1992’deki Trabzon - Erzurum - Erivan demiryolu projesi ile (tesadüfen!)
şaşılacak kadar benzerlik gösteriyordu. 1919’da
Amerikan Cumhurbaşkanı Vilson; Adana - Kars - Erivan’ı da içine alan bir
Ermeni Devleti’nin kurulmasına ve liman olarak ta Trabzon’u sınırları içine
katmasına razı idi ve bu devletin mandasını üstlenmeye hazır görünüyordu
(46). 1992’de
de Amerika’nın; Azeriler'le savaş halindeki Ermenistan’a hava ve karayolunu
kapayan Türkiye’ye baskı uygulaması yine tesadüfen 1919’u çağrıştırıyordu! Okuyucu,
Karadenizlileri ikna (!) etmek için bölgede faaliyetlerde bulunan Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı Yahudi İshak Alaton’un KTÜ’deki toplantıyı ağlayarak
terketmesine sebep olan Türk Ocağı kaynaklı organizasyonu tasvib ettiğimiz ve
eleştirilerimizde ölçüyü kaçırdığımız konusunda kararsız kalabilir ve bir
ölçüde endişeye düşebilir. Ama
bizim okuyucumuz entellektüel ve dikkatlidir ve mutlaka şunları da okumuştur
(47): "Hanımım
altı aylık bir öğrenimi takiben Yahudiliğe kabul edildikten sonra evde bir
hahamla evlendim". "Çocuklarım
kendilerini dinsel olarak birer Yahudi telâkki ederler. Zaten hukuken de
yahudidirler, kendilerini gerçek anlamda birer Yahudi olarak görürler ve
bundan da büyük bir mutluluk ve gurur duyarlar. Kendilerini yahudi toplumunun
birer ferdi olarak gördüklerine en ufak bir şüphe bile yok".. Açıktır
ki, hanımı ile ancak altı aylık bir eğitimi müteakip yahudiliğe kabul
edilmesinden sonra evlenmeyi içine sindiren; çocuklarını "hukuken
de" onur duyacakları tam bir yahudi gibi yetiştiren İshak Alaton’un,
isminin babası tarafından İsak veya Izak değil de İshak şeklinde bir “Türk
ismi” olarak konması ile öğünmesi biraz inanç, ama açıkca duygu sömürüsü ve
hayli gözyaşı edebiyatıdır. Çocuklarını
gurur ve mutluluk duyacakları, hukuken gerçek anlamda birer yahudi gibi
yetiştiren bir baba ermeni ile ilişkilerinde Türk gibi düşünebilir mi? Aynı
"Geçmişte bir arada barış içinde yaşamasını bilen, birlikte horon
edebilen, aynı türküleri farklı dilde aynı duygularla söyleyebilen, aynı
yemekleri pişiren, aynı denizde, derede avlanan, aynı yaylada hayvanlarını
otlatan, aynı yollarda yolculuk eden atalarım Türkler, Rumlar ve Ermeniler
önünde saygıyla eğiliyorum" diye salya sümük ağlayan Ömer Asan gibi..
(48). Haricî
Ermeniler içimizdeki hainlerle işbirliği yapıp melânetlerini sergilemeye
şimdi bile devam etmektedirler. Azerbaycan’dan
ele geçirilen topraklarda Ermeniler PKK kampları kurmuşlardır. Buralarda
eğitilen teröristler son bavul turizmi furyası ile ticaret ve turizm
gafletimizden istifade ederek Karadeniz’e kara - hava ve deniz yoluyla
gelmekte, yurda kolayca girmekte ve her türlü silâh, malzeme ve teçhizatla
Doğu Anadolu'ya, özellikle Kars yöresine intikal etmekte ve terörist
faaliyetlerde bulunmaktadırlar.. (49). Ermeni
bahsini, Atatürk'ün Trabzon'a ilk gelişi olan 15 Eylül 1924'te söylediği ve
halen Trabzon Valisi'nin makam odasının giriş kapısı yanında duvara kazılı
bulunan şu sözleriyle bitirmek istiyoruz: “Kahraman
evlâtlara malik olan bu kıymetli memleketimizi bir Ermenistan mahreci veya
muhayyel bir Pontus Krallığı ülkesi yapmak talep ve tehditleri ne meş'um
idi.. şüphesiz o kâbuslar ilelebet hayâl olmuştur”.. ----------------------------- 42. Hüseyin
Mümtaz. Karadeniz Meydan Okuyor. Trabzon Türkocağı Yayını. 1993 Sayfa 9. 43. Bijiksyan.
Pontus Tarihi. Sayfa 43. 44. Stefanos
Yerasimos. Milliyetler ve Sınırlar. İstanbul 1995, Sayfa 381 - 82 45. Sabahattin
Özel. Millî Mücadelede Trabzon. Sayfa 47. 46. Özel.
age. Sayfa 50. 47. Varlık
Dergisi. Sayı 1073. Şubat 1997, Sayfa 17. 48. Ömer
Asan. Pontos Kültürü. Sayfa 24 (Romen rakkamı ile). 49. Ortadoğu
Gazetesi. Tarih Kemençe Çalıyor. Hüseyin MÜMTAZ. 21.11.1993. |
|
|
Araştırmanın Devamı Olan Diğer Bölümler: |