|
ARDEŞEN YUKARI DURAK (ZİGEMİ-ULYA) KÖYÜ İLE İLGİLİ BİR
İNCELEME Sabri
HACISÜLEYMANOĞLU (*) |
|
|
|
GİRİŞ Rize’ye bağlı Ardeşen ilçesi tarihi
geçmişi açısından diğer sahil kasabalarından daha farklı bir konuma sahiptir.
Adından da anlaşılacağı üzere, sahil şeridinde yer alan bu şirin ilçenin ardı
şendir. Sahile paralel olarak uzanan ve basamak basamak yükselerek Kaçkar
Dağlarına yükselen dağ silsilesinin derin vadilerle yarılmış, yamaçlarında
geçmişi çok eskilere kadar uzanan çok sayıda yerleşim alanları yer
almaktadır. Bu yerleşim alanlarının tarihi geçmişleri hakkında çok az bilgiye
sahibiz. Buna rağmen yine de bu yerleşim alanlarının Bölgenin, hatta
Anadolu’nun tarihi geçmişi ile yakından ilgili olduklarını söylemek
mümkündür. Anadolu’daki tarihi değişikliklerin ve medeniyet farklılıklarının
izlerini açık ve gizli olarak günümüze kadar taşıyarak varlıklarını devam
ettirmektedirler. Bölgede, kendi mevzumuz olan
Ardeşen’in coğrafi sınırları içerisinde yer alan bir çok yerleşim alanları
mevcuttur. Tespitlerimize göre, ardeşen ilçesi içinde yer alan ve
incelememize konu olan YUKARIDURAK KÖYÜ, tarihi, sosyolojik ve kültürel
yönden incelenmeye değer bir yerleşim birimidir. Çünkü, Yukarıdurak Köyü çok
eski geçmişe sahip Ardeşen’in ana “anaç” köylerinden biri ve en önemlisidir. Bugün Ardeşen halkını oluşturan
insanların büyük bir bölümü bu köy kökenlidir. Asırlar öncesine dayanmasına
rağmen geleneksel akrabalık bağı günümüze kadar devam etmektedir. Ardeşen ilçesinin sahil boyunda
yerleşim, çok eski tarihlere kadar gitmez. İlçeye sahil boyunu takip ederek
gelen Kafkas kökenli insanlar ve diğer bölgelerden gelenlere göre
YUKARIDURAK, AŞAĞIDURAK köyü kökenliler büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadır. Köyün geçmiş tarihi ile ilgili olarak
çeşitli bilgiler ileri sürülmekle birlikte, kesin bir tarihçeyi ortaya
koymanın imkansızlığı ortadadır. Kısaca, Anadolu tarihi kadar zengin bir
geçmişe sahip olan köyün Anadolu’da hakimiyet kuran medeniyetlerin
değişkenliklerinin izlerini taşıdığı tahmin edilmektedir. Hititler, Kimmerler, Persler, Yunan
Kolonileri dönemi, Doğu Roma Pontus, Altınordu dönemlerini yaşayan köy, 1461
yılında fatih Sultan Mehmet tarafından gerçekleştirilen Fetihten sonra
Osmanlı topraklarına katılmıştır. Köyün tarihçesine geçmeden önce, bu
incelemeyi yapmamın sebebini aktarmak isterim. Yukarıda bahsettiğimiz gibi
YUKARIDURAK köyünden göçerek Ardeşen’e yerleşen ailenin biri de benim mensubu
olduğum SÜLEYMANOĞLU ailesidir. Atalarımın ve akrabalarımın köyü ile ilgili
çocukluğumdan beri duyduğum ilgi böyle bir incelemeyi yapmamda teşvik unsuru
oldu. Ardeşen İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü
görevini yürüttüğüm dönemde, mahalli imkanlardan yararlanarak tespit
ettiklerimle yaşlı insanlardan dinlediklerimi birleştirmeye çalıştım. Köyde
görev yapan idealist öğretmen arkadaşım Hüseyin Gezer’in çalışmalarının da
büyük katkıları oldu. Katkısı olanlara burada şükranlarımı sunarım. KÖYÜN TARİHİ HAKKINDA KÖY HALKININ
AKTARDIĞI BİLGİLER 1-Ardeşen’in ilk yerleşim birimi
Yukarıdurak köyüdür. İlçede ve diğer köylerindeki yaşamı bu köyden göç
edenler başlatmışlardır. 2-Yukarıdurak Köyünün Büyükmalle
bölümünde bulunan eski caminin dört yüz yıldan daha fazla bir tarihe sahip
olduğu söylenmektedir. 3-Üç kuşak, dört kuşak ötesinin kime
ait olduğunu bilmedikleri tarihi mezarlar vardır. 4-Köyün belli bir tarihini paylaşan
asırlık ve daha eski tarihe sahip, insan eliyle dikilmiş, yetiştirilmiş
gürgen ağaçları vardır. 5-Hilali mevkiinde eskiden kalma insan
emeği ile yetiştirilmiş, insan beli kalınlığındaki üzüm tarihi özellik
taşımaktadır. 6-Hilali Düzlüğü’nde Ruslar’ın işgal
döneminden kalma geçici iskan kalıntıları ve duvarlar vardır. 7-10 Mart 1918 tarihine kadar belli
bir dönem Rus işgaline uğramıştır. O dönemdeki yaşlıların Rusça bilmeleri,
işgal döneminin daha az zararla atlatılmasına vesile olmuştur. 8-Osmanlı arşivlerinde ZIĞEMİ ULYA “köyün eski adı” ile ilgili: yayla
otlama şartnameleri, toprak alım satımı, miras bırakma belgeleri birer
fotokopisinin Yukarıdurak köyü eski muhtarlarından Mustafa KALYONCU (Sarıtabak)’da olduğu tespit
edilmiştir. 9-Köydeki göç olayları: Altmış, yüz,
ikiyüz yıl önce Büyüktaş (Kfadidi) korkusundan olmuştur. Bugün de aynı korku
yaşanmaktadır. “Ya büyüktaş koparsa! Ya büyüktaş evlerimizin üstüne düşerse!”
(Bu sebepten köyden göçerek Ardeşen Şentepe mahallesine ailesi ile birlikte
yerleşen Durmuş Süleymanoğlu dördüncü kuşaktan dedemdir.) 10-Peygamber suyu yakınındaki bir taş
üzerinde oyulmuş, bir çocuk ayağı, başparmak ve at nalı izi vardır. 11-Ardeşen ilçesinin kurulduğu yer
önceleri bataklıkmış. Yavuz Sultan Selim Trabzon valisi olduğu dönemlerde
Batum’a seyahat ederken Ardeşen’in karşısında denizde baltayla yontulmuş bir
yonga görür, çevresindekilere; “-neyin nesi bu?” der. Oradakiler; “-buranın
ardı şendir” derler. Yukarıdurak Köylüleri diyorlar ki; “-işte o yonga bizim
köyden gitmiştir.” KÖYDE KABİLECİLİK Köyde altı kabile vardır: 1-Kandğular
(Kalaycılar, sebalar, Hengemeler, Karticiler, Mollalar). 2-Sinaniler
(Memetinalar, Kurular, Abaşiler, Badiler). 3-Celalar
(Sülemenler, Hacıoğlular, Akoğlu, Zirgil, Abdioğlu). 4-Tabağiler
(İnceoğlu, Cini, Kalyancuoğlu, Cemali, Kürdina, Alişani). 5-Valeriteler
(Köröğlu, Osmanoğlu, Arapina, Miskinoğlu). 6-Kulaberiler
(Yukarıdurak Köyünde üç hanedir.) Tabağiler,
Hopa’nın Makral (Kemalpaşa) bucağından gelerek bu köye yerleşmişlerdir. Valeriteler,
bu köye Yusufeli İlçesinin Barhal Köyünden gelerek yerleşmişlerdir. Kandğular,
Yusufeli dolaylarından gelerek bu köye yerleşmişlerdir. Sinaniler’in
baba tarafı Erzurum dolaylarından gelerek bu köye yerleşmişlerdir. Kulaberiler
bu köye Aşağıdurak Köyünden gelerek yerleşmişleridir. Celalar
da aynı yolları izleyerek bu köye yerleşmişlerdir. Köyde
kabilecilik gün geçtikçe önemini yitirmektedir. KABİLELERLE
İLGİLİ TESPİT EDİLEN BAZI EFSANELER UZUN
ADAMIN EFSANESİ Tabağiler’den
bir uzun adam varmış... Boyu üç metre imiş... On iki kilometre uzaktaki bir
tepeden yayladaki annesine bağırırmış: “—Anne
yemeği hazırla, geliyorum!..” uzun
adamın sesini annesi duyar, yemeği hazırlarmış... Şimdi
Yukarıdurak Köyü Büyükmahalle mevkiinde yolun kenarında, yol yapımı
dolayısıyla tahrip olmuş bir mezar vardır. Köylüler; “—Bu
mezar Uzun Adam’ın mezarıdır” diyorlar... SİNANOĞLU
EFSANESİ Kandğu
kabilesi koyunlarını otlatması için Erzurum dolaylarından bir çoban tutarlar.
Bu arada Valeritelerin bir kolu olan iki kazak aile Yukarıdurak Köyü’ne
gelerek yerleşir. Kazak ailelerden birisi, Kandğuların çobanına kızını vermek
istemektedir.. Bu durum çobana duyurulur... Çoban bu durum karşısında: “—memleketime
gideyim. Anama danışayım. Babama danışayım. Onların gönül rızalarını alayım.
Ondan sonra geleyim. Allah’ın izni ile evlenelim” der. Kazak
aileler: “—Sen
gidip gelmeyeceksin. Bizi aldatıyorsun” derler. Koyun sürüleri sahibi olan
Kandğular da: “—Sen
herhalde usandın bizim burdan. Koyunlarımızı bırakıp gideceksin. Daha dönüp
gelmezsin bizim buralara” derler. Çoban da onlara şöyle cevap verir: “—İlk
sözüm; Allah’ın izniyle diyorum. Gideceğim. Geleceğim. Beni bir sınarsız!..”
demiş. “—Olur”
demişler. Çobanın yol hazırlığını yapmışlar. Köyün tepesine kadar gidip
çobanı uğurlamışlar. Yolcu etmişler. Kimi demiş: “—Gelir!”
Kimi demiş: “—Gelmez!” Aradan
günler geçmiş... Bir de bakmışlar ki çoban çıkmış gelmiş. Kesilen söz üzerine
düğün yapılmış. Ondan sonra da çobana: “—Sinan” “—Sinanilan”
adları takılmış... Onun töreklerine de “Sinaniler” demişler. Yukarıdurak
Köyü’nde Işıklı’da , Siyat’da, Zulğhe’de, Sinan’da üçyüz hane Sinani
yaşamaktadır. Yukarıdurak Köyü dışında, Sinaniler’e bağlı alt kabileler
şunlardır: “Kamburiler,
Karagözlüler, Topcuoğlular, Buçaniler, Ahmedoğlular, Hatipoğulları,
Özyanıklar, Hacıbayraktaroğulları...” MAKRİNİN
İNEĞİ Tabağiler’in
Yukarıdurak Köyü’ne gelip yerleşen ataları Makral’dan geldiği için, bunlara
“Makri” lakabını takmışlar. Makri’nin
çok yaramaz, asabi huysuz bir ineği varmış... Komşuların tarlalarına girer
onlara zarar verirmiş... Tüm komşular bu inekten şikayetçi imişler.... Ama
sadece Makri’nin ineği mi yaramazmış. Hayır. Bazı komşuların inekleri de aynı
yaramazlıkları yaparmış. Yine
tüm komşular bir başka ineği değil, Makri’nin ineğini suçluyorlarmış. Bir
gün Makri’nin kafası bozulmuş ineği kesmiş, ağacın dalından asmış. Bu arada
komşunun birinin tarlasına bir başka inek zarar veriyormuş. Komşu bağırmış: “—Bu
inek kimindir” Bir
başka komşu: “—Makri’nin
ineğidir!” Öteden
Makri hiddetle karşılık vermiş: “—Benim
inek ağacın dalında et olarak asılmış... hala biliyorlar ki Makri’nin ineği
zarar peşlinde.” PEYGAMBER
SUYU EFSANESİ Suların
en soğuk suyu... Buzlardan daha buz... Sal bir kayanın dibinden kaynayarak
yer üstüne çıkıyor... Şarkı söyler gibi bir sesle... Türkü söyler gibi bir
sesle... Yaz
ortasında bile soğukluğundan hiçbir şey kaybetmiyor... Berrak mı berrak!..
Duru mu duru!.. Bir
zamanlar kendini bilmez, aklı ermez bir çocuk bu suyun içine tuvaletini
yapmış... Bu su insanları, hayvanları çok severmiş... O kadar çok severmiş
ki, onlar yaylaya gelince çağıl çağıl çağlayarak akarmış... yayladan
gittiklerinde hemen kururmuş, gidişlerine üzüldüğü için... Çocuğun bu kötü
hareketine öfkelenen Peygamber suyu, o günden sonra hiç akmamış... Gelen
insan yalvarmış, akmamış... Aradan
iki yıl geçmiş... Ulemadan insanlar toplanmışlar, Allah’a yalvarmışlar.
Dualar etmişler, Allah’a yalvarmışlar.. yakarmışlar. Dualar etmişler, Allah
bunların dileklerini kabul etmiş... Peygamber suyu insanlarla, hayvanlarla
barışmış ve yeniden kaynayarak akmaya başlamış. O
gün bugündür, insanlar, hayvanlar o kutsal suya saygı duymuşlar, sevmişler
Peygamber suyunu... Peygamber Suyu’da onları sevmiş, daha çok sevmiş...
Sevginin simgesi olmuş. ÇELA
EFSANESİ Zamanın
bir yerinde, çok çok eski zamanlarda dağın birinde bir kadının kellesini
kesmişler. Yuvarlamışlar kadının kesik başını dağdan aşağıya... Çela uzatmış
dallarını tutmuş kesik başı bırakmamış aşağılara... Kesik
baş dile gelmiş, dua etmiş, dilek dilemiş çela için Tanrı’dan: “--Yılda
yedi kez meyve versin Çela Tanrım!..” demiş. Dönmüş Çelaya kesik baş: “--
Yılda yedi kez meyve veresin!” demiş. Tanrı
kesik başın duasını, dileğini kabul etmiş. Güne dek yılda bir kez meyve veren
Çela, o günden sonra yılda yedi kez meyve vermeye başlamış. Diğer
adı Cennet meyvesi. Siyahın
mora yakın olan renginde bir meyve. Namaz tespihlerine dizilmiş boncuk
büyüklüğünde. Tadı ekşimtrak. Güz mevsiminin son dönemlerine doğru
tatlılaşıyor. Kurt yiyor, kuş yiyor,ben de yedim Tomğorma tepelerinde.
Efsanesi acılarla dolu... Tadı hoş bir meyve Çela. KÖYÜN
COĞRAFİ KONUMU Yukarıdurak
Köyü, Yukarıdurak vadisinin iki yamacında , dağınık şekilde kurulmuş bir
köydür. Arazinin eğimi ve engebesi fazladır. Köyün
kuzeyinde; Sinan Köyü, Aşağıdurak Köyü. Batısında; Çayırdüzü Köyü. Güneyinde;
Topluca Köyü ve yaylası, Yusufeli yaylaları. Doğusunda; Tunca Köyü ve
mezraları vardır. Belli
başlı tepeleri şunlardır: Çatak, Duatepesi, Kaygantepe, Rüzgarlıtepe,
Güneşlitepe, Perilitepe, Kolonitepe, Çivitepesi, Camitepesi, Zizeni tepesi,
Vandi tepesi, Kirsula tepesi. Köyün
gölleri yayla bölümünde toplanmıştır: Osmanoğlu gölü, Yeşil göl, Sandal gölü,
Göleteği gölü, Karapogarn gölü, Borovan gölü, Soğanlı gölü, Çifte göl. Fırtına
Çayı’nın bir kolunu oluşturan Yukarıdurak deresini besleyen bir çok küçük
dereler de vardır: Kızılağaçkavuğu deresi, Yanukırık deresi, Otyamacı deresi,
Ambarderesi, eğirmendere, Taşlık deresi, Kök deresi, Kaynardere, Taşderesi,
Zimati deresi, Kürdoğlu deresi, Senevati deresi. Köyde
Karadeniz iklimi egemendir. Ocak ve Şubat ayları karlı geçer. Mart ayı
genellikle sisli geçer. Köyün
her tarafı ormanlarla çevrilidir. Bir orman köyüdür. Kızılağaç, gürgen,
kestane, ıhlamur, komar, tek tük çam ağaçları bulunur. Son
nüfus sayımına göre Köyün 1800 kişilik nüfusa sahip olduğu anlaşılmıştır. İki
binden fazla nüfus da köyden göç etmiştir. Köyün
dört mahallesi vardır: Büyükmahalle, Dereiçi, Yenice, Kayabaşı. KÖYDE
HAYVANCILIK Köyde
hayvancılık başlıca geçim kaynağıdır. Eski tarihlerde yaylacılığa bağlı
olarak yürütülen hayvancılığın günümüzde ekonomik değişiklikler ve şehirli
köylü yaşantının getirdiği mecburiyetlerden sebep, önemini eskiye oranla
kaybetmiştir. Genellikle
büyükbaş hayvan, koyun, keçinin sütünden yararlanıyorlar. Yoğurt, süt,
kaymak, peynir, yağ, minci, ayran olarak değerlendiriyorlar. Dün katır ve at
sırtı ile gerçekleştirilen yaylalara ulaşım; bugün yaylalara yolların
bağlanması sebebiyle arabalarla yapılmaktadır. Yaylalara olan rağbet son
yıllarda artmaktadır. Köyden yüzyıllar önce göçerek şehre yerleşen birçok
vatandaş yaylalarda yazlık konutlar yaptırmakta ve doğal güzelliği bakımından
eşsiz olan yaylalardan çeşitli yönlerden istifade etmeyi düşünmektedirler. KÖYÜN
EKONOMİSİ Köyün
ekonomisi başlığı altında köy halkının dolar ve mark tasarrufu üzerine yoğun
ağırlık verdiğine değinmeden geçemeyiz. Hemen hemen döviz tasarrufu olmayan
bir hane yoktur. Çünkü halkın çoğunluğu yurt dışında çalışmıştır, çalışmaya
da devam ediyorlar. Bu ülkeler; ABD, Almanya, Avusturya, Danimarka, Fransa,
Libya, Arabistan. Hayvancılık
konusunu ayrı başlık altında aldım, ama burada çoğunluk şehirden otu parayla
alarak hayvancılık yapmaktadır. Her yıl bu köyden elli-altmış kadar hayvan da
ilçe pazarında satılmaktadır. Köydekiler
de hayvan yiyeceği otu zor şartlarda elde etmektedirler. Üç saat mesafeden
insanlar kendi sırtlarıyla ot taşıyarak hayvanlarına yediriyorlar. Daha
çok gübre elde edebilmek için yine sırtıyla taşıdıkları eğreltiotu ve ağaç
yapraklarını hayvanların altlarına sararak gübreyle karışımı sağlıyorlar. Gübreleri
sepet içinde sırtlarıyla tarlalarına taşıyorlar. Çay bitkisi için ayrıca
Avrupa gübre satın alarak kullanıyorlar. (Çay konusuna tarım bölümünde
değinildi.) Köyün
yakacağı odundur. Köy ormanından sağlanıyor. Kuzine sobalara depo ve demir
borular eklenerek mutfak ve banyolara sıcak su akıtma olayını başarmışlar. Eskiden
kara hızarla yakın il ve ilçelerde kereste biçerek geçimlerine katkıda
bulunuyorlarmış... Modern
hayvancılık yapılmıyor. Suni tohumlama rağbet görmüyor. Çay
alımevlerinde çay fabrikalarında çalışan içiler de var bu köyden. Köylü
çay ve hayvan satıyor. Un, yağ, giyim eşyası, beyaz eşya... satın alıyor. Köyde
hemen her evde renkli televizyon ve çeşitli elektronik eşyalarla beyaz eşya
vardır. Eskiden sadece muhtarın evinden yapılan haberleşme şimdi her eve
bağlanan telefonla yapılmaktadır. Köy
ulusal elektrik sistemine bağlıdır. Bazı evlerde jeneratör bulunmaktadır. Evlere
terkos su bağlantısı vardır. Yatak odalarında ısıtma sistemi yoktur. Köyde
küçük ihtiyaçları karşılayacak bakkallar vardır. Çok
sayıda (hemen her hanede) ağaç kesim motorları vardır. Köy
300 hane olup mahalleleri ayrı muhtarlık istemektedir. Ancak bu konuda
mahalleler arasında derin görüş ayrılıkları mevcuttur. TARIM Köyün
temel geçim kaynağını çay üretimi oluşturmaktadır. Yıllık ortalama 800 tonun
üzerindedir. Üç sürüm dönemi çay toplanır. Köyde
ikinci sırayı alan karalahana üretimidir. Hemen hemen günlük sofraları
süsler. Hayvan yiyeceği olarak da kullanılıyor. Mısır
ve fasulye üretimi üçüncü sırayı almaktadır. Fasulye üretimi köyün ihtiyacını
karşıladığı halde, mısır üretimi köyün ihtiyacını karşılamamaktadır. Çay
üretimi köyde başlamadan önce birinci sırayı tutan ürün mısırmış. Ama, bugün
mısır tarlaları yerlerini çay bahçelerine terk etmiştir. Hayvan
ve insan yiyeceği olarak üretilen kabak da ihtiyacı karşılamaktadır. Üretimi
yapılan ancak ihtiyacı karşılamayan ürünler şunlardır: Patates, patlıcan,
biber, soğan, ıspanak, pancar, marul, maydanoz. Şu
meyveler üretilmektedir. Elma, armut, kiraz, ceviz, dut, erik, muşmula,
kuruyemiş, incir, fındık, hurma, ayva, siyah üzüm. BALIKÇILIK Köyün
derelerinde alabalık vardır. Köylüler bazen alabalık avlıyorlar. Köylünün
balığa karşı fazla düşkünlüğü yoktur. ULAŞIM Köyün
Ardeşen ilçesine uzaklığı Köye
ulaşım hemen her gün yapılmakta, özel araçlar ve dolmuşlarla köyden şehre ve
şehirden köye gidip gelme imkanına sahip olan köylü, Köylü-şehirli hayatını
bu ulaşım sayesinde sürdürmektedir. KÖYDE
SANAYİ VE ÇEŞİTLİ EL SANATLAR Bir
kalaycı, bir demirci, bir elektrikle çalışan un değirmeni, otuz kadar su ile
çalışan un değirmenleri,i altı adet Çaykur’a bağlı çay alımevleri, altı adet
özel sektöre ait çay alımevleri, kereste atölyesi var. KÜLEK
(KUĞA) Çam
ağacının bedevrasından yapılıyor. İçinde yağ, peynir saklanıyor. “Çam
ağacı dağda, Bulunur
mu dalsız? Dünyada
yok mu, Benden
ikbalsız?” SEPET Kestane
ve fındık ağacından yapılıyor. Gübre, çay, mısır, et, yaprak, kabak, lahana,
taşıma işlerinde kullanılıyor. KOLO Çam
ağacının kabuğundan yapılıyor: İçinde peynir saklanıyor. ELEK Bütün
parçaları ağaç malzeme olan elek yaparlarmış eskiden (ölmüş bir el sanatı). DEMİR
İŞLERİ Orak,
kopli, kazma yapılmaktadır. EL
İŞİ (ÖRGÜ) Kazak,
çorap, masa örtüsü, peçete, atkı, başlık, eldiven... örülmektedir. ÖRGÜ
TEZGAHI (DODVALONİ) Eskiden
dodvaloni denen örgü tezgahlarında kendirden gömleklik, pantolonluk kumaşlar
örülürmüş. Bu günde kendirden ip, halat yapımında yararlanmaktadırlar. MANGANA
(DİBEK TAŞI DÜZENEĞİ) İçi
oyuk bir taş ve bu taşın içindeki pastayı dövmek için inip-kalkan (ayak
hareketiyle) basit makineye mangana deniyor. KORKULUK
(SARİMANGANA) Suyun
hareketiyle çalışan ağaç ve tenekeden yapılmış basit düzenek.. Tarlalardaki ürünleri
ve hayvanları yabani hayvanların zararından korumak için yapılmıştır. ARI
KOVANI YAPMA Gürgen
ağaçlarından fenni olmayan arı kovanları yapılmaktadır. EĞİTİM
VE KÜLTÜR DURUMU Köy
halkının yüzde doksanından fazlası okur yazardır. Köyde ilk defa okul 1946
yılında beş sınıflı olarak açılmış, ardından mahallelerde (Büyükmahallelerde
1966, Yenice 1971, Kayabaşı 1974) okullar açılmıştır. Bu okullarda eğitim ve
öğretim birleştirilmiş sınıflarda sürdürüldüğünden dolayı eğitimin
kalitesinde düşmeler yaşanmıştır. 1992 yılında planlanarak inşaatı daha sonra
tamamlanan ilköğretim okulunun açılmasından sonra eğitim ve öğretim
kesintisiz yürütülmeye çalışılmaktadır. Okullardan
toplam 1600 civarında kişi mezun olmuştur. Ayrıca okuma-yazma kursları
bitirenlere de belgeleri verilmiştir. Orta öğretime devam eden öğrenci
sayısında büyük bir artış vardır. Köyden yetişerek çeşitli mesleklerde görev
yapan çok sayıda okumuş insana sahip olan Yukarıdurak Köyünün gurbetle
bağlantısı çoktur. Yetişmiş insan sayısı bakımından oldukça ön sıralarda yer
alan Köyün; hukuk, Tıp, Eğitim, Turizm, İşletme-İktisat, Mühendislik,
Gazetecilik, Polis, hemşirelik dallarında yetişmiş çok sayıda insanı vardır. KÖYDE
ANLATILAN BİR FIKRA; KORTİ
OSMAN, AYI VE İTLER Korti
Osman, çok eskiden köylü kıyafetleriyle ayağında çarıklar şehre gider.
Giyimiyle kuşamıyla tamamen bir köylüdür... bir kahvede otururken şehirliler
bunu alaya alarak söz atarlar: “—Bugün
dağdan bir ayı kaçmış, şehrimize gelmiş.” Korti
Osman sözün kendisine atıldığını anlar ve hemen cevap verir: “—Hayret!..
Bu kadar itin içine nasıl gelmiş?” KÖYÜN
YETİŞTİRDİĞİ ŞAİR REŞAT
ÖNDER: 1964
yılında Yukarıdurak Köyü’nde doğdu. Bir şiir kitabı yayınlandı: ÜÇ BAYRAM
ŞİİRLERİ. KÖYDE
YÖRESEL AŞIKLAMA ŞİİRLERİNİ EZBERİNDE TUTARAK SÖYLEYEN KİŞİLER: 1-Süleyman
KURU 2-
Hasan NİŞANCI (Delali) 3-Mustafa
ÖNDER (Rota) 4-Mustafa
KALENDER (Miskini) SİYASET
NE ALEMDE Bu
köyde siyaset zevktir... Kim ne söylerse söylesin!.. Yukarıdurak
Köyü’nden yaşlı bir köylünün çizdiği siyaset anlayışı şu. “Cenazemize,
hastamıza, düğünümüze hep birlikte koşuyoruz... Birbirimizin tabutunun altına
giriyoruz... Siyaset bizim için karşıdaki adamı hoş görmektir.” Oy
durumu sürekli kaygan durumda. Belli bir partiye saplantı yok. Köyü ziyaret
eden ünlü politikacılar: Mesut Yılmaz ve Rize Milletvekilleri. Aslen
Yukarıdurak kökenli bir aileden olan İbrahim yazıcı şu anda DYP Muğla
Milletvekilidir. KÖYDEN
ÇEŞİTLEMELER Eve
girerken kapıda ayak açılıyor... Evler
genellikle iki katlıdır. Alt kat ahır olarak kullanılıyor. Çatı arasına
hayvan yiyeceği ot konuluyor. Her evin yanında bir nayla var. Evler
genellikle; Tuğla, briket ve ahşap... Köyde
ata ve dede ismini yaşatmaya çok özen gösteriliyor. Onun için aynı adı ve
soyadı taşıyan bir çok insan var; örnek. On kadar Osman Önder, on kadar
Hatice Nişancı... Bu yüzden mektup sahibini çok geç buluyor. Her
şey insan sırtıyla taşınıyor burada; odun, ot, çay, yaprak... Köyde
maden araştırması yapılmış, altı ve manganez madeni olduğu tespit edilmiş... Köyde
eğitimden geçmemiş ama tecrübe kazanmış bazı köy kadınları da doğum
yaptırıyorlar. Köyde
birbirine heyecanlı dakikalar yaşatan şaka yüklü mektuplar yazıyorlar. Genellikle
kış oyunları arasında; “yüzük kimde?” oyunu oynanıyor. ÇEŞİTLİ
KONULAR 1-Yeni
evli erkeğin gece oturmalarına ilk bir iki hafta içinde gitmesi hoş
karşılanmaz. 2-Genellikle
şöyle beddua edilir: “Allah belanı versin, hoca selanı versin.” 3-Tosun,
inek, öküz kesen birisi komşularını et yemeğe davet eder. 4-Yukarıdurakta
tüm erkekler gurbeti yaşamıştır., kadınları ve çocukları çıkarsak. 5-Burada
otuzbeş yaşından yukarı erkekler çorap, kaşkol, eldiven örüyorlar. 6-Cereyanın
kesik olduğu günlerde ölüm haberi sac boru ile duyurulur. 7-Köylülerin
memura bakış açıları şöyledir: “Otuz günlük ayda yirmidokuz gün aç, bir gün toktur.” 8-Karasapana
burada insanlar koşularak tarlalarını sürüyorlar. 9-Martta
gelin olan dertli olur. 10-Erkek
çocuk doğursun diye gelinin kucağına erkek çocuk oturtulıur. YENİ
YILDA EVİNE GELENİ BOŞ ÇEVİRMEYECEKSİN Bir
şey yedireceksin. Yeni yılda bir yere giderken bazısı rastlarsa uğur getirir,
bazısı rastlarsa uğursuzluk getirir. GURBETE
GİDENİN ARKASINDAN EVİ SÜPÜRMEZLER Ev
halkı o gün evi süpürmez, toprak oynatmaz, çöpü dışarı atmaz, kimseye bir şey
vermez. BAZI
İNANÇLAR 1-Çocuğun
ağlamasını kesmek için tavuğun ilk yumurtasına kömür sürerek dört yol
ortasına gömerler. 2-Yeni
doğan çocuğun ağlamasını durdurmak için horoz sesi işitmemiş çam dalına ipten
düğüm atıyorlar. 3-Birden
fazla kişinin omuzlarında taşınan tomruğunu bebeği basmaması için bebeğin
ayakları tomruğun üzerine bastırılır. 4-Eve
dışarıdan getirilen etin bebeği basmaması için bebeğin ayakları etin üstüne
bastırılır. 5-Mayısın
durağında toprağı oynatırsan, sel alır bereket olmaz. 6-(Salı
günü ağaç kesme ile ilgili bir batıl inanç vardır) 7-Ağustosun
durağında ekin toplamaya gidersen bereket kalmaz, yel alır gider. 8-Son
Çarşamba yola çıkmak uğursuzluktur. 9-Salı
günü traş olmak uğursuzluktur. 10-Pazar
günü kesilen ağaç güvelenir. 11-Cuma
günü yaş ağaç kesen hayır görmez. 12-Akşam
namazından sonra evin damlalığından dışarı sıcak su dökeni peri çarpar. 13-Siğil
tedavi etmek için el ve ayak tırnaklarıyla yabani elmanın küçük dallarını
birlikte dört yol ortasına gömeceksin. 14-Yağışlı
havada tarlaya gireni yer altındaki kocakarılar kukarla yer altına çekerler. 15-Cuma
günleri hastaları camide dua okutturunca tedavi olacağına inanılıyor. 16-yayla
yolundaki DİLEKTAŞI’nda dilek dileğinin kabul olacağına inanılıyor. 17-Şubat
ayında düğün yapanların çocuğu olmaz. 18-Düğün
günü kız evinde düğüm atılmaz, atılırsa kız bağlanır. 19-Kuzgun
öterse ölüm olur. Erkek çakal kimin arazisinde ulursa o haneye uğursuzluk
getirir. 20
Ölen kişinin mezarına ilk akşamlar ışık yakılır. NUSKA
(MUSKA) Nazardan
korkanlara, uyurgezerlere, uykuda konuşanlara, ağlayan çocuklara, yeni doğan
ineklere, kötülük istenilen kişilere, sevdalılara muska takılıyor. NAZARA
İNANMA Nazara
inanıyorlar. Alaca gözlü insanlar nazarcıdır. Nazar olan inek huysuzlaşır,
sütü acı olur, peynir tutmaz. Tamahçı insanların gözü tutar. KADINLAR
YOLUN ALT TARAFINDAN GİDER Erkeğe
kadının saygısıdır. Yaşça küçükler yolun alt tarafından giderler. Büyükler
yolun üst tarafından giderler. YENİ
EVLENENLERİ NUSKA İLE BAĞLAMA İki
şekilde oluyor: Birincisi kötülük olsun, ikincisi ise mutlu olsunlar diye. GUGULİ
KUŞU ÖTMEDEN KAHVALTI YAPACAKSIN Guguli
kuşu ilk ötmeden, sen kahvaltını yapacaksın. O öttükten sonra sen kahvaltı
yaparsan o sene seni yenmiş olur. Köy halkının inancı bu... KÖYDE
SÖYLENEN ATASÖZLERİ Isırgan
kökünden gül bitmez, yine ısırgan biter. Elin
ölümü ele uyku gelir. Yetimi
beşikte, hastayı döşekte güldürmeyeceksin. KÖYDEN
GÖÇ EDENLERİ UĞURLAMA Köyden
göç edecek kişi komşularını davet eder. Kendisini uğurlamak için gideceği gün
herkes evine gider. Arabaya yerleşip hareket edene kadar yanında bulunurlar. ÖLENİN
ARKASINDAN ÜÇ GÜN EVİ SÜPÜRMEZLER Ölenin
arkasından üç gün evi süpürmezler - üç gün evden ayrılmazlar GECE
OTURMALARI Gece
oturmalarına davetli-davetsiz gidilir. Oturmalarda askerlik anıları
anlatılır, köyün işleri tartışılır, politika yapılır. Ayrıca yemek yenir, çay
içilir. ASKERE
GİDECEK GENÇLERİN VEDALAŞMALARI Osmanlı
döneminde askere gidenler vedalaşırken; “Gidip de gelmemek var, gelip de
görmemek var” derlermiş. Bu prensiple Birinci Dünya Savaşı’na köyden bir çok
kişi askere alınır. Bunlardan bir anda askere alınan üç kardeşten, Tukioğlu
Mehmet, Osman ve Mustafa. Bunlardan Mustafa’nın sekiz yıl sonra köyüne
döndüğü bilinir. İstiklal
savaşına katılmış ve madalya almış gaziler şunlardır: 1-Mehmet
Nişancı 2-Mustafa
Yazıcı 3-Mehmet
Ötabak. Şimdiki
gençler askere giderken ev ev köyü gezerken vedalaşırlar. Askerlik yapmayanı
köylü hoş karşılamaz. İMECE
(MECİ) İmece
için ev ev gezilerek akşamdan haber verilir. Genellikle imece davetine
uyulur. Beton karma, poruş (kazma) yapma, çay toplama, gübre taşıma, mısır
ayıklama için imece yapılır. DEDENİN
YANINDA ÇOCUK SEVİLMEZ Çocuğu
dede ve ninesinin yanında anne ve babası sevemez. Anormal karşılanır. DOĞAN
ÇOCUĞA ANNE VE BABASI AD KOYAMAZ Oğan
çocuğa anne ve babası ad koyamaz. Dede ve ninesi çocuğa ad koyar. Çocuğa kız
veya erkek oluşuna göre dedesinin veya ninesinin adı konulur. SES
VERME Burada
ölü sahiplerine başsağlığı dileme olayına “SES VERME” diyorlar. Köyde yediden
yetmişe herkes ses vermeye gider. “Bugün ona yarın bana” prensibiyle, bu
günde dargınlar da barışır. KÖYDEKİ
DÜĞÜNLER Önceden
babası kızını kime isterse ona verirmiş. Kızın hiçbir söz hakkı yokmuş. Şimdi
kızın da görüşü alınıyor. Hatta seveni sevene verme eğilimi başlamıştır. Kirve
ve kızı istenmez ve alınmaz. Akrabanın
istediği kızı yabancı isteyemez. Erkek
sevdiği kızın başörtüsünü kapar alır. Kızın başörtüsünü kapan erkekten başkası
o kızı isteyemez. Kız istemek için önceden aracı olarak bir kadın gönderilir.
Aradan birkaç gün geçer. Kızın babasının durumuna göre, erkek tarafı
mahallenin yaşlı kişilerini toplayarak kız istemeye giderler. Karar olumluysa
söz kesilir. Önceleri kız istemek için erkeğin babası bir sopa parçasını
kendine taraf yontarmış (bıçakla). Nişanlı
kız düğüne dek erkek tarafıyla konuşmaz. DÜĞÜNE
DAVET Düğün
sahibi dargın olduğu kişileri düğüne davet etmez. Eskilerden
düğünlerde çalgılar “tulum-kemençe” çalınır, oyunlar oynanırmış. Bu gün
dinsel sebeplerle terkedilmiştir. Çalgı çalınmaz, oyun oynanmaz. Başlık
parası alma işi terkedilmiştir. Ziynet
takma ve aldırma işi terkedilmiştir. Köyde
iki çeşit düğün yapılır: Akraba düğünü (sadece akrabalar davet edilir), köy
düğünü (umum köy davet edilir). Düğüne
bir gün kala davet yapılır, kapı kapı dolaşarak... kız tarafı davet etmişse
bahşiş vereceksin. Erkek tarafında bahşiş yoktur. Düğün
alayı gelini almak için geliyorsa, karşıdan gelenler yolun alt tarafında
duracak. Gelinlik
giydirmeyi günah sayıyorlar. GELİN
ERKEK EVİNİN YOLUNDA Köyde
düğünler genellikle aralık, ocak, şubat aylarında yapılır. Gelin
erkek evine götürülürken yol kesilmez. Karşıdan gelenler yolun alt tarafında
ise altına, üst tarafında ise üstüne duracak. Alt taraftaki üst tarafa, üst
taraftaki alt tarafa geçerse yol kesilmiş olur. Bu durum hoş karşılanmaz. Gelin
babasının önüne ip tutanlara zarf içinde para bahşiş verilir. DAMAT
EVİNE YAKLAŞAN KIZ TARAFININ İSTEKLERİ Damat
evine elli metre kadar yaklaştıklarında gelin tarafı arabayı durduruyorlar.
Bu arada erkek tarafının temsilcisi DADE (sağdıcı) arabanın yanına gider. “--İsteğiniz
nedir beyler?” Der. “--Bizi
koruyacak sayın damat beyi görelim” der kız tarafı. Dade hemen damadı alır
getirir. Damat kız tarafını selamlar. Geriye gider. Kız tarafı gelinle birkaç
metre erkek evine yaklaşırlar. Tekrar damadı isterler: “—Damat
Bey gelsin” Dade damadı alır gelir. “—Buralar
çamurdur asfalt olacak” der kız tarafı. Çamursa çamur biraz temizlettirilir.
Damat geri gider. Kız tarafı erkek evine biraz daha yaklaşır. Damadı tekrar
isterler. Damat gelir, şemsiyeyi gelinin üzerinden alır. Bozuk para ile
karışık renkli kağıtları gelinin üzerine serper. Damat geri döner. Kız
tarafı erkek evinin merdivenine kadar yanaşırlar. Damadı isterler. Damat
gelir, gelini kolundan tutup damada teslim ederler. Damat gelini kapıdan
içeri alır. Başka kapıdan yada pencereden dışları çıkar. Gelini içeri aldığı
kapıyı tekrar açarak içeri girer. Eve yeni gelen gelin kaynanasıyla birkaç ay
konuşmaz. Eskiden
gelinler kaynata evinde ateş yanan yere yakın oturamazlarmış. KÖYDEKİ
YEMEKLER Kızlar
yemek yapmayı annelerinden öğreniyorlar. Mutfak
aynı zamanda oturma salonudur. Yemeklerin
bir kısmı çatal kaşık kullanmadan yenir. Çoğunlukla aynı sofraya oturulur,
yetersiz geldiğinde çocuklara ayrı sofra kurulur. Yemeğe besmele ile
başlanır. Yemek dağıtımında belli bir kural yoktur. Yemeğe önce büyükler
başlar. Sofradan kalkmanın belli bir sırası yoktur. Sofraya geç oturma,
sonradan katılma yoktur. Sofranın
dibine ekmek parçaları dökülmez. Tabakta yemek bırakmak pek hoş karşılanmaz.
Misafir dahi gelse sofradan kalkılmaz, “Buyur” denir. Ateşe
tuz, ekmek atılmaz. Komşudan tuz, şeker, biber ödünç olarak alınabilir. Ocaktaki
boş zincir sallatılmaz; ineğin yuvarlanır, herhangi bir uğursuzluk olur. Eskiden
tamamı tahtadan yapılmış sofralar, siniler, kaşıklar, hamur tekneleri
kullanılırdı. “Lahana
ekmeğin veziri, Öteki
kıvırı zıvırı.” Lahana
köyün temel besin kaynağıdır. Lahanadan; ğemu, termoni, ezme, sarma, pancari,
kavurma, turşu yapılır. Fasulye:
Kuru, taze ve konserve yemekleri ile turşusu yapılır. Tavalama:
Köye özgü peynirin tere yağı ile eritilmesidir. Haşil
denilen mısır lapası yapılır. Yağ ve ayranla yenir. Elma,
armut, ayva kurutularak hoşaflık yapılır. Ğomu:
Kırmızı barbunya, karalahana, mısır unu, tuz, iç yağından yapılan yemektir. Termoni:
az farkla ğomuğun bir çeşidi. Ayrıca
pilav, laz böreği ve baklava da sofraların vazgeçilmez çeşididir. Kavurma
yoğurt, kaymak, ayran, minci, süt, sütlaç, tereyağı da köyün yiyecekleri
arasındadır. YAYLACILIK “Haziranda
geliyor yayla zamanı Yayla
zamanı Yaylacılar
sürüyor Devranı Akşam
üstü içer Ekşi
ayranı...” Yukarıdaki
dizeleri söyleyen Mustafa KALENDER, şu sözleri de ekliyor konuşmasına: “—‘Ardeşen’i
batıran atmacacılık, Murgul’u batıran ayrancılık, Yukarıdurak Köyünü batıran
yaylacılıktır’ derdi eskilerimiz.” Eskiden
yaylaya topluca çıkılırmış... Tulum çalınır, şen şakrak içinde, neşeyle
oyunlar oynanarak yaylaya çıkılırmış. Uygun yerlerde molalar verilir, bu
eğlenceler tekrarlanırmış. “Yaylanın
düzünde oynar ahbaplar, Aklıma
gelince eriyor yürek...” Önce
Zizeni’ye çıkılıyor. Sonra ana yaylaya çıkılıyor. (Sırt Sapuret) Daha sonra
da değişik kollara ayrılıyorlar. Arka, Göleteği, Çamdibi, Neknari... Yaylada
alabalık tutuluyor. Yaylacılık
yapanların koyun, keçi, inek, öküz, katır, at, köpekler gibi hayvanları
vardır. YUKARIDURAK
YAYLASINDA ARI SULTANI OTURURMUŞ Çok
önceleri Yukarıdurak yaylasında arısultanı otururmuş. Bir imparatorluk kadar
arı varmış... Halk arıların balından çok mumundan yararlanırmış. Balmumundan
mum yaparak katırlarla Erzurum’a Bayburt’a, Rize’ye, Trabzon’a sevk ederek
balmumu yaparlarmış... Bu
günde arıcılık aynı bölgede yapılmasına rağmen, arıların nesli tükenmektedir.
Arıcılık yapanlar azalmıştır. Balmumu ticareti yok olmuştur. Köy
içinde bal satılır, az da olsa... TARİHİ
VE TURİSTİK YERLER ILICAK
SUYU: Mağara mevkiindedir. Mide ağrılarına iyi gelmektedir. GAVUR
MEZARI VE RUS GÖZELTME YERLERİ: Kayabaşı Mahallesi’nin Kırkıncı Tepesi’nin
üstündedir. İşgal döneminden kalmıştır. PEYGAMBER
SUYU: Peygamber Suyu efsanesinde ayrıntısıyla anlatılmıştır. ZİGEMİ
ULYA CAMİİ: Köyde altı adet cami vardır. Bunların içinde tarihi özelliğe
sahip olan Zigemi Ulya Camiidir. İnşa tarihi H.1156 M.1743’tür. Cami çeşitli
dönemlerde tamirat görmüştür. Caminin vakıflara kaydının yapılması hususunda
Selçuk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Haşim Karpuz
Bey’in katkıları olmuştur. Kültür bakanlığı tarafından yayınlanan “RİZE”
isimli kitabında caminin planı ve fotoğrafı yer almaktadır. KAPAKLI
SU: Borovan yolunda, çanak halinde bir taş üstünde kapak var. İnsanlar içine
başını sokarak bu suyu içiyorlar. Yeşilin
her tonuyla kucaklaşmak isteyen, Kaçkar’ın heybetinden fışkıran temiz havayı
solumak isteyen derelerde kendi eliyle canlı alabalık yakalayarak yemek
isteyen herkesin özlemini gidereceği bir yerdir, Yukarıdurak Köyü... AVCILIK Domuz,
çeşitli kuşlar, dağ keçisi ve alabalık avcılığı potansiyeli mevcuttur. Köyde
avcılık yapanlar vardır. KÖYÜN
TEMEL SORUNLARI Köyün
büyük sorunları mevcuttur. Bunların bir kısmını maddeleştirmeye çalışırsak
sorunları şöyle tespit edebiliriz. 1-Köyü
şehre bağlayan ana yolun genişletilerek asfalt durumuna getirilmesi. 2-Mahalleleri
birbirine bağlayan yolların bakımının yapılması 3-Büyük
Mahalle yol güzergahının değiştirilmesi 4-Yayla
yolunun daha bakımlı bir duruma getirilmesi 5-Köyde
işler durumda olmayan sağlık ocağının işlerliğe kavuşturularak personel
bulundurulması 6-Köy
düğün salonunun ve muhtarlık binasının yapılması 7-Köyde
bir kooperatif (Üretim-Tüketim) kurulması. 05.01.2001
Sabri HACISÜLEYMANOĞLU ------------------------------------------- (*) 1953 yılında Ardeşen'de dünyaya geldi. İlkokul ve
ortaokulu aynı ilçede bitirdi. Lise tahsilini Zonguldak Mehmet Çelikel
Lisesi, Safranbolu Lisesi ve Pazar Lisesinde okuyarak tamamladı. 1978 yılında
Erzurum Kazım karabekir Eğitim Enstitüsü, Sosyal Bilimler Bölümünü bitirdi.
Daha sonra Eğitim Fakültesinde lisansını tamamlayarak Tarih Öğretmeni oldu.
Çeşitli okullarda tarih öğretmenliği yaptıktan sonra, Karabük Mustafa Yazıcı
Ortaokulu Müdürlüğü, Safranbolu Lisesi Müdürlüğü, Rize Ardeşen İlçe Milli
Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1992 yılında bu görevinden kendi
isteği ile istifa ederek Karabük dershanesinde Tarih Öğretmenliğine başladı.
Daha sonra aynı şirketin bünyesinde açılan Safranbolu Fen dershanesi
Müdürlüğü ve Şirket Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. Bu arada 1994
seçimlerinde MHP Karabük Belediye Başkanlığına aday oldu. 1995 yılında
Karabük MHP İlçe Başkanlığı, İl Başkanlığı, 1994 seçimlerinde de aynı
partiden Karabük'ten birinci sırada milletvekili adayı oldu. 1998 yılında MHP
İl Başkanlığından ve Partisinden istifa etti. 1999 seçimlerinde Anavatan
partisinden Ardeşen Belediye Başkanlığına aday oldu. Seçimlerden sonra tekrar
eski görevi olan Karabük Dershanesi Tarih Öğretmenliğine döndü. Halen bu
görevi yürüten Sabri Hacısüleymanoğlu evli ve üç çocuk babasıdır. |
|
|
Yazarın Diğer Yazıları |